Dilovası: Bir sanayi kenti distopyası

Dilovası: Bir sanayi kenti distopyası

Görkem Demirok
28/04/2015 Salı

Doğusundan İstanbul'a doğru kara yoluyla yapılan yolculuklarda İzmit Körfezi'nden itibaren ruh halimizde bir kayma gerçekleşir. Birbiriyle yarışan tırlar eşliğinde Bolu ormanlarının şiirselliğinden devasa sanayi tesislerinin çevresinde birikmiş çarpık yerleşimlerin kasvetine atlarız. Bu geçiş aynı zamanda kente yaklaşan yabancının zihnindeki cazibeli İstanbul imgelerini de şöyle bir ters yüz edip yolcuyu bir nevi "gerçek İstanbul'a" hazırlar. Geçişin en çarpıcı evrelerinden birinde viyadükten aşağı Dilovası'nı görürüz. Bu kısa yazı viyadükten gördüğümüze biraz daha yukarıdan bakmaya çalışıyor.

DİLOVASI'NA 'SIZANLAR'
Dilovası sıklıkla çevre sorunlarıyla gündeme geliyor. Daha bir kaç hafta önce bir fabrikada klor sızıntısı meydana gelmiş, fabrikanın yakınından geçen bir otobüste seyahat edenler dahil olmak üzere 12 kişi sızıntıdan etkilenmişti.[1] Yine birkaç yıl önce Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu araştırmasında anne sütünde ve yeni doğmuş bebeklerin dışkılarında ağır metaller tespit edildiğini kamuoyuna açıklamış, bunun üzerine "halkı korku ve paniğe sevk ettiği" gerekçesiyle hakkında soruşturma açılmıştı.[2] İlçedeki ölümlerin yaklaşık üçte biri kanser kaynaklı. Bu oran dünya ortalamasının üç katına tekabül ediyor.

Dilovası'ndaki çevre sorunları çok daha geniş bir çarpıklıklar bütününün sadece en belirgin parçası. Parçaları yan yana getirdikçe distopik bir resim iyiden iyiye beliriyor: İlçe halkı yoksullukla boğuşuyor. Eğitimli işgücü oranı düşük, işsizlik oranı yüksek. Yerli halkın sadece küçük bir bölümü, ilçelerine zehir saçan sanayi tesislerinde çalışma "şansına" erişebiliyor. Fabrikalarda çalışan işçilerin ezici çoğunluğu her sabah servislerle çevre illerden Dilovası'na gelirken, ilçede ikamet edenler de genellikle daha niteliksiz, geçici ve güvencesiz işlerde çalışmak üzere çevre illere yolculuk ediyorlar.[3] Çevre kirliliğinin insan hayatını tehdit eden boyutlarına rağmen nüfusun ezici çoğunluğunun ilçeyi terk etme imkanı yok. Ağaçların meyveleri zehirli, hayvanlar sakat doğuyor, dereler siyah akıyor.[4]

Minareler ve fabrika bacaları geçen yüzyılın başlarındaki gibi çatışma içinde değiller artık, Dilovası'nda da mükemmele yakın bir uyum içinde yükseliyorlar. Toplumsal ilişkiler keskin bir muhafazakarlığın egemenliğinde gerçekleşiyor. IŞİD ilçede örgütleniyor.[5] Bütün bunlar Türkiye’nin en büyük 100 sanayi kuruluşundan 18’inin faaliyet gösterdiği 45.000 nüfuslu bu küçük ilçede gerçekleşiyor. Kuşkumuz kalmıyor, "distopyamız" kapitalist karakterde.

ENDÜSTRİ VE KENT
Sıklıkla ilk akla gelen,  bu kasvetli tablodan bir modernleşme ya da kalkınma karşıtlığı çıkarıp gelecek tahayyüllerimizi oluştururken otantik-ilkelci bir tavır almak oluyor. Sorunu üreten temel etkenlere bakınca bunun yeterli ve gerçekçi bir tavır olmadığı ortaya çıkıyor.

Endüstrileşme, modern olan diğer birçok olgu gibi, modern şehirciliğin de ortaya çıkışının en temel konusuydu. Geçtiğimiz birkaç yüzyıl boyunca endüstrinin kentin bütünüyle kurduğu ilişki ve endüstrileşmenin getirdiği kentsel-toplumsal çelişkiler üzerine birçok teori geliştirildi; kimi kağıtlarda duruyor, kimi eyleme döküldü. Bugün de insan eyleminin doğayla uyumlu bir şekilde örgütlenebilmesi farklı birçok disiplinin temel problematiklerinden biri olmayı sürdürüyor. Kapitalizmin gezegeni sürüklediği felaket daha da görünür hale geldikçe bu niyet daha fazla rağbet görüyor. Bunlar olurken, niyetin sermayenin duvarlarına nasıl çarptığına şahit oluyoruz: piyasaya entegre edilemeyen yaklaşımlar gerçekleştirilmiyor, zaman azalıyor, gezegenin ömrü kısalıyor. Toplumsal çarpıklıklar büyüyor, çelişkiler birikiyor. Doğayla ve insan ihtiyaçlarıyla uyumlu, piyasasız bir endüstriyel üretim seçeneği ise önümüzde duruyor, ona can vermenin yollarını arıyoruz.

DİSTOPİK RESMİN ÖTESİNDE
Bugünün Dilovası'nı neo-liberalizm ve esnek üretimin talep ettiği mekânsallık ve emek rejiminin yıllar içinde yarattığını biliyoruz, yaratılanın Dilovası'ndan ibaret olmadığını da. Distopik resmin bir de öbür yüzü var. Bu yüz de plaza intiharlarında, metrobüs çilesinde,  kadın cinayetlerinde,  linç edilen bir domuz yavrusunda ya da Melih Gökçek'in kavşağa diktiği bir robotta temsilini bulabiliyor.  Bir bütünü oluşturuyorlar, paramparça etmek bize düşüyor, yeni bir bütünü inşa etmek de.

Bu nedenle beş bacaklı anomali doğum bir buzağı ile IŞİD arasındaki ilişki üzerine düşünmek zorundayız. Başlangıç noktamız 21. yüzyıl kapitalizminde ikisinin de anomali olmadığını söylemek olabilir.


[1]http://haber.sol.org.tr/turkiye/dilovasinda-klor-panigi-113758

[2] http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/bakanlik-da-mi-halki-panige-sevk-ediyor-haberi-43059

[3] Ayşegül Kanbak Sanayinin Kente Etkisine Radikal Bir Örnek Olarak Dilovası Political Economy, Crisis and Development: Politik Iktisat, Kriz ve Kalkinma

[4]http://dergi.aljazeera.com.tr/2014/07/01/dilovasinda-ne-oluyor/

[5]http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/isid-turkiyede-nasil-orgutleniyor-kocaeli-ornegi-haberi-95976


Katkı ve öneriler için: [email protected]

Blogumuzu sosyal medyadan da takip edebilirsiniz:

facebook: https://www.facebook.com/baska.1.kent

twitter: @BaskaKent