Korkuyorum anne: Çatışmalı ortamları çocuklara anlatmak

Korkuyorum anne: Çatışmalı ortamları çocuklara anlatmak

Uzman Psikolog Canan Çelik Özden
21/03/2016 Pazartesi

Her anne baba çocuğunun sağlıklı ve mutlu olduğunu görmek, güvende olduğunu bilmek ister. Çocuklarla karşılıklı doyum ve keyif içeren ilişki kurabilmek, anne babalar için terapötik bir etkiye sahiptir. Ancak sıra onlarla “ölüm”, “şiddet” gibi tatsız konuları paylaşmaya geldiğinde bu keyifli anlar yerini öncelikle anne babanın yaşadığı kaygı, sıkışmışlık hissi gibi olumsuz duygulara bırakır. Hele bir de nasıl ve ne kadarını anlatmanın uygun olacağına bir türlü karar verilemiyorsa bu kaygılı durum artar. 

Diğer tarafta kendi rutininde yaşamaya devam ederken akşamları açılan televizyonda “bomba”, “patlama”, “çok sayıda ölü”, “kan gölü” gibi her gün duymaya alışkın olmadığı kelimeleri duyan; büyüklerin konuşmalarında kaygı, üzüntü, öfke gibi olumsuz duygular barındıran diyaloglara tanık olan; bazen daha da şanssız olup bunları bizzat yaşayan çocuklar bulunuyor. 

Ülkemizde yaşanan ve son dönemde artan şiddet ve bombalı saldırı olayları sonucu, klinik ortamlarda çocuklarla çalışırken artık daha sık, kırmızı oyun hamurlarını kullanarak bombalar patlatan çocuklar görüyoruz. Rutin bir psikometrik değerlendirme yaparken sorulan polisin ne işe yaradığı tarzındaki muhakeme sorularına önceden “hırsızları yakalar” diyen çocuklar, artık “Tomayla düşmanları kovar” ya da “Çıkan kavgalara silahla müdahale eder” diye yanıtlar veriyorlar. Yani, çocuklar da var bu devam eden kaos ortamının içinde. Onlar görüyor, duyuyor, akıllarının yettiğince algılıyor, doğal olarak kaygılanıyor, korkuyorlar. 

Önce yoğun ilişki içinde olduğu ebeveynine, sonra içinde yaşadığı dünyaya güvenebileceğini içsel olarak algılayabilmiş çocuklar, kendilerine de güvenen çocuklara dönüşürler. Karşılaştıkları yoğun şiddet içerikli deneyimler çocukların yaşamdaki temel ihtiyaçlarından biri olan güven duygusuna zarar verir. Güvenilir olarak algılanmaya ihtiyaç duyulan dünya her an başına ya da bir sevdiğinin başına kötü bir şey gelebilecek bir yer olarak algılanmaya başlanırsa çocuk o dünyaya karşı panik, endişe, öfke gibi duygular beslemeye başlar. Böyle çocuklarda daha fazla ebeveynine yapışma, ayrılmak istememe, yeni deneyimlere girişmekten kaçınma gibi davranışlar ya da sık sık kaygı ve merak barındıran sorular gözlenebilir. Bu nedenle son dönemde olduğu gibi şiddetin arttığı durumlar çocuklarla yaşına uygun, anlayabileceği kelimelerle, ihtiyaç duyduğu kadarıyla paylaşılmalı; böylelikle çocuğun kafasındaki sorular giderilerek kaygısı azaltılmalıdır.

Çocuklarla yapılan konuşmaların içeriğinde seçilecek kelimeler önemlidir. Kin ve nefret içeren, bir etnik kimliğe yönelik suçlamalar barındıran, çözümü daha fazla şiddet kullanıp bastırmakta, yıldırmakta, yok etmekte bulan söylemler çocuğun masum dünyasına uygun değildir. Çocuklar kızarlar, küserler, oyunbozanlık ederler ancak nefret etmezler. Çocuk dünyasının içinde etnik kimlikler, savunulması gereken yüce ülküler henüz yoktur. Öfke dolu söylemler kaygıyı arttırmaktan öteye gitmez; çocuğun yerini bulamamış sorularının sakinleştirici yanıtlarını vermez. Halbuki çocuklara bazen insanların birbirlerinden farklı düşündükleri, farklı doğrulara inandıkları; birbirlerinin düşünce ve doğrularına yeterince saygı ve anlayış göstermediklerinde anlaşmazlıklar ve çatışmalar yaşadıkları; bazen şiddete başvurmak gibi yolları seçtikleri ancak bunun büyük zararlar getirebildiği anlatılabilir. Gündelik yaşamda da bazı insanların uygun olmayan yollar kullanarak sorunlarını çözmeye çalıştığından ama maalesef kendi isteklerine kavuşmaya çalışırken başkalarına zararlar verebildiğinden bahsedilip örnekler verilebilir. Çocuklara acı vermeyen; bir yandan hakkını aramasını da öğütleyen, şiddet barındırmayan çözüm yollarını öğretmek için uygun bir zamandır. Tüm bunlar merak eden, talep eden, kaygısı olduğu gözlenen çocuklar için geçerlidir; farkındalığı ve ilgisi olmayan çocuklar için değil. Çocuklar bazen açıkça dile getirir, sorarlar. Bazen de oynadıkları oyunlarla, çizdikleri resimlerle anlatırlar. Konuşmak, uygun bilgiyi aktarmak ve çocukları rahatlatmak için bu materyaller de kullanılabilir. Çocuktan çizdiklerini anlatması istenip bununla ilgili neler gördüğü, nasıl hissettiği sorularak konuşma ilerletilebilir. Ancak yine de çocuğun alışkın olunan olağan haline dönmediğinin gözlendiği; kalabalık ortamlara girmek istememe gibi durumla ilişkilendirilebilecek yeni davranışsal kaçınmaların oluştuğu, kabus görme, kolayca ağlama, huzursuzluk gibi kaygıyla ilişkilendirilebilecek sorunların ortaya çıktığı durumlarda bir uzman desteği almak uygun olacaktır.

Yıllar içindeki seyri, sıklığı, şekli değişse de şiddet olayları ülkemizin kanayan bir yarası, travmatizasyon sebebi maalesef. Travma, sadece travmaya maruz kalınarak olmaz. Travmaya tanık olmak da kişiyi travmatize eder. Yetişkinlerin ego gücünün bile kendini bu travmadan korumada yetersiz kaldığı bugünlerde çocuklarımızı korumak da bize düşüyor. Korumayı sadece uygunsuz ortam ve uyaranlardan uzak tutmak olarak algılamamak gerekir. Aynı zamanda farklılıkları tolere etmeyi ve içselleştirmeyi becerebilen, empati duyabilen, bir başkasına bakım verebilen, güvenen ve güven veren çocuklar yetiştirmek, onları bu yetilerle donatabilmektir aslında koruyabilmek. Çünkü ancak o zaman öfke kontrol edilebilir. Ancak o zaman tutarlı ve güven veren bir toplum oluşabilir. Ancak o zaman silahlar susar ve toplumsal acılar azalır. 

Katkı ve öneriler için; [email protected]