Anne olmak ya da olmamak

Anne olmak ya da olmamak

Psikiyatrist Gülperi Putgül Köybaşı
13/06/2016 Pazartesi

Söylenenlere inat anne olmamak için 10 neden saymayacağız. Hele eksik olmadığımızı ispata hiç kalkışmayacağız. Ama “bir kadın anne olursa ne olur, olmazsa ne olur”u konuşmak istiyoruz. Bir de ne oluyor da biri çıkıp “anne olmayan kadın yarımdır” diyor diye sormak istiyoruz.

Bir kız çocuğu doğduğu andan itibaren yaşamı ve kendisini nasıl algılar sorusu, psikoloji biliminin de geçmişten günümüze yanıtlarını değiştirdiği karmakarışık bir soru. İnsan yaşadığı toplumdan ve zamandan bağımsız olmadığına göre, duyguları, algıları ve düşüncelerinin de değişken olması kaçınılmaz.  Kadının biyolojik olarak bir canlıyı içinde taşıma ve onu dünyaya getirmeye uygun olması, anneliğin içgüdüsel olduğu anlamına gelir mi?  İlk insan için annelik bugünkü anlamıyla bir kutsallık taşır mıydı peki? Ne oldu da bir dönem bebeklerini emzirmeyi istemeyen kadınlar, emzirme olmazsa olmaz diyen annelere dönüştü. Annelik şimdi daha mı içgüdüsel oldu?  Başa dönelim her kız çocuğu her devirde anne olma motivasyonuyla mı büyür? Büyüyüp bir erişkin olduğunda hepsi anne olmayı ister mi? Görünen o ki istemiyor. Buna rağmen hala “annelik içgüdüseldir” miti yaşıyor, yaşatılıyor.

Peki neden ara ara böyle adamlar çıkıp kendilerini yakından uzaktan ilgilendirmeyen bir konuda fetva veriyor? Çünkü anne olma kararı içgüdüsel değil, bireysel olduğu kadar toplumsal ve politik bir karardır. Çünkü aile kurumu dünden bugüne düzenin temel yapıtaşlarından biri olarak varlığını sürdürür. Anne olan kadın evde, çok sayıdaki çocuklarının başında, eşinin dizinin dibinde kontrol altındadır. Evine aş taşımak zorunda olan erkek daha ucuz ve sömürüye açık işgücü demektir. İşimiz gücümüz çekirdek ailemizi korumak olunca dışarıda neler olup bittiğini daha az düşünür, daha az sesimizi çıkarırız. Bize daha iyi bir yaşamın reklamı yapıldıkça ve onları satın almaya özendirildikçe de, tek derdimiz daha iyi bir ev ya da araba oluverir. Hele bir de geleneksel yapımız, adetlerimiz, değer yargılarımızla bir bütünlük taşırsa önümüze sunulanlar, çarkın dışına çıkmak bir o kadar zorlaşır. Dinimiz de böyle buyurmaktadır, annelik en kutsal mertebedir, kadının yeri kocasının yanıdır.  Peki ya evlilik dışı çocuğu olan kadın, o da aynı derecede kutsal mıdır?

Pek çok kadın anne olmak isteyebilir. Gerçekten bunun türün devamlılığı güdüsü ile ilişkisi olası olmakla birlikte görmezden gelinen, kadının da tıpkı erkek gibi bir insan, düşünen bir varlık olduğu. Dolayısıyla kendine ait olan vücudu da, duyguyu da, düşünceyi de kendisi kontrol edebilir.  Anne olma kararının daha çok duygusal, olmama kararının ise düşünsel olduğuna dair gerçekçi ve mantıklı iddia pek dillendirilmiyor. Yapılan pek çok araştırma insanların çoğunun (zevk için, ilişkiyi güçlendirmek için, yaşlılıkta yalnız kalmamak için, toplumsal beklentileri karşılamak için) bencil nedenlerle çocuk yapmaya karar verdiğini gösteriyor. Pek çok kişinin aslında ebeveyn olduğunda başına nelerin geleceğini çok da düşünmemiş olduğu da bir gerçek. Çocuk yapmayan çiftler sıklıkla tüm olasılıkları hesaplayan, sorumlulukları tartan ve önceliklerini belirlemiş olanlar.

Bir kadın anne olmak isteyebilir ya da istemeyebilir. Ruhsal açıdan pek çok öngörümüz de olur mutlaka. Yani bir kız çocuğunun sağlıklı gelişiminde annesi ile özdeşim yapması doğaldır. Büyüyünce anne olmak istediğini söylemesi de. Bu kız çocuğu bir erişkin olduğunda bilinçli bir annelik deneyimiyle sağlıklı bir çocuk büyütebilir (tabii ki toplumsal baskıdan arınabilmiş, sosyal desteği iyi, gelir düzeyi görece iyi olanlar).  Ama annesinden ya da başka dış etkenlerden kaynaklı sağlıklı bir ilişki yaşayamamış biri de istemese de, hatta istemediğinin farkında bile olmadan anne olabilir. Böyle bir anne, kendisi için de çocuğu için de zorlayıcı olan bu süreçte, mükemmel annelik beklentilerinin arasında ezilir sıklıkla. Bir kısmı çocuğuna şiddet uygulayan ihmalkar anneye, bir kısmı kendine yaşamı zehir eden aşırı fedakar anneye dönüşür. Başka bir açıdan annesiyle sağlıklı bir ilişki yaşamış ruhsal açıdan sağlıklı bir kadın, kendi tercihi ile anne olmamayı seçebilir. Farklı özdeşimler, genetik özellikler, cinsel tercihler, kişisel farklılıklar, eğitim düzeyi, kültürel alt yapı ve pek çok etkenin bir araya gelişi kişinin karar verme sürecini etkileyebilir.

Anne olmak bir kadın için güzel bile olsa bir yas süreci demek. Tek başınalığa veda demek. Bir başka insanın sorumluluğunu vazgeçme hakkı olmadan taşımak demek. Sevdiği erkekle romantik zamanlara bazen hiç vakit kalmaması demek. İşini eski verimliliğiyle sürdürememesi demek. Pek çok etkinlikten, arkadaşlarından, özel zevklerinden mahrumiyet demek. Ya parayla tutacağı bir bakıcı ya da kendi ebeveynleriyle yeniden bir arada yaşamı göze alarak kayıplarına ulaşma çabası demek. Gözyaşı demek bazen, pişmanlık. Kendine bunu nasıl yaptığını tekrar tekrar sormak demek.

Anne olmak aynı zamanda bir insanın büyümesini izlemek, büyüleyici bir deneyim demek. Küçük bir insan yavrusunun ilk adımını görmek, ilk sözcüğünü duymak demek. Elini ilk tutan, ilk güvendiği ve ilk sevdiği olmak demek. Onun her gelişim basamağını hayranlıkla izleme keyfi demek. Eşiyle belki eskisine benzemeyen ama başka bir serüven demek. Tarifsiz bir sevgi ve bağlılık demek. Çocukla birlikte biraz daha büyümek, biraz da kendi çocukluğunu izlemek demek. Yaşama dair umudunu yitirmemek demek.

Anne olmak bazen bu olumlu ya da olumsuz duyguların hepsini birden karmakarışık içinde taşımak demek. Bir kadının yaşamı anne olma deneyiminden yana ağır basarken, bir diğerinin kendisi için bambaşka hayalleri ve planları olabilir. Anne olmayı tercih etmemiş bir kadın, anne olma deneyimine benzer heyecanları başka yollarla yaşayabilir, yaşama umutla bağlanabilir. Hiçbir bilimsel veri de şimdiye dek bunun aksini ispatlamamıştır. Duygularımız bize özeldir ve bir başkasınınkiyle teraziye konulamaz. Bunun derdine düşenler, insanlığı satın alabileceğini düşünen tüccarlardır.