Zor zamanlarda ebeveynlik

Zor zamanlarda ebeveynlik

Psikiyatrist Cem Taylan Erden
22/08/2016 Pazartesi

Ülkemizin yangın yerine döndüğü, bombaların, vahşetin, ölümün kol gezdiği bu günlerde yazmak/yaşamak ne kadar da zor. Böyle bir ülkede bizler yaşayamıyorken,  çocuklarımızın yaşamını güvenceye almak ne mümkün. Bir düğün evinin dahi kana bulandığı gecelerde yataklarımızda rahatça kıvrılıp uyumak, gece ağlayarak uyanan çocuğumuzu teselli etmek artık dünyanın en zor işlerinden.

Ebeveynliğin belki de en tekinsiz kısmı kendi hayatlarımızdaki belirsizliği çocuklarımızın küçük dünyalarına aksettirmeden yaşama çabası. Biz bile önümüzdeki günlerin karanlığından endişe ederken çocuklarımıza hayatlarının geri kalan kısmında yaşamla sağlıklı bağlar kurmalarında yol gösterecek temel güven duygusunu nasıl kazandıracağız?

Bu soruyu yanıt ararken öncelikle Bowlby’ye kulak vermemiz gerekecek. John Bowlby 1940’lı yıllarda yazdığı “Kırk Dört Çocuk Hırsız: Kişilikleri ve Yaşamları” makalesinde erken dönemde anneden ayrılma ve daha sonraki suçluluk arasındaki ilişkiye dikkat çekiyordu. 1950 yılında Dünya Sağlık Örgütü, Bowlby’yi Londra’daki evsiz çocukların ruhsal sağlığı üzerine çalışmak için davet ettiğinde ortaya çıkan rapor özellikle yaşamın ilk üç yılında anne yoksunluğunun çocukları ileriki yıllarda gelişebilecek fiziksel ve ruhsal hastalıklar açısından daha büyük bir riskle baş başa bıraktığını ifade ediyordu. Bunun nasılını araştırmak için yola koyulan Bowlby ancak 20 yıl sonra çalışmalarının ilk cildini yayınlayabilecekti.

Çok kısaca özetlemek gerekirse Bowlby’e göre erken bebeklik döneminde itibaren çocuğun “hissedilen güvenlik” duygusunu yaşayabilmesi, sonraki dönemlerde keşif/merak, toplumsallaşma ve cinsellik gibi diğer davranışsal sistemlerinin sağlıklı biçimde etkinleşebilmesi için gereklidir. Yani çocuk gereksinim duyulduğunda karşılık verebilecek tanıdık bir koruyucunun varlığında oyunlara katılmak, keşfe çıkmak gibi uyum davranışlarını sağlıklı biçimde gösterebilir. Herhangi bir tehdit ya da belirsizlik durumunda en güvenli tepki koruyucu ile yakınlığı yeniden kurmak yolunda olacaktır. Çocuğun yaşı büyüdükçe ebeveynlerin sağladığı “yakınlığı koruma”, “güvenli sığınak”, “güvenceli üs” işlevleri akranlara doğru el değiştirmektedir. Yine de ebeveynlerin “güvenceli üs” işlevi bireyin yetişkinlik döneminde dahi sürmektedir.

Buradan hareketle bu zor günlerde çocuklarımızla kuracağımız ilişkide birkaç noktanın altını çizelim. Öncelikle böylesi dönemlerde çocuklarımızla olan mesafemizi azaltmalı “yakınlığı koruma” işlevimize özen göstermeliyiz. Ortak geçirdiğimiz saatlerde fiziksel mekânları daha çok paylaşmalı, ayrıyken teknoloji araçları ile daha çok iletişim kurmalıyız. Bugünlerde çocuklarımızın kendi dünyalarında yaşadıkları zorluklar sırasında “güvenli sığınak” rolümüzü hakkıyla yerine getirmeli, gereksinim duydukları desteği, şefkati esirgememeliyiz. Onlara daha çok kulak vermeli, hislerini ve düşüncelerini paylaşmaları için teşvik etmeliyiz. Çocuklarımızın dış dünyayla kurdukları ilişkiyi desteklemeli, sosyal ilişkilerini canlı tutmaya gayret etmeli, “güvenceli üs” olarak bir yerlerde onlar için hazır beklediğimizi hissettirmeliyiz.

Sonuç olarak kendi dünyamızdaki kaygıların, endişelerin çocuğumuzla aramıza girmesine izin vermemeliyiz. Bunu yapmak, yazmaktan çok daha zor biliyoruz ama bu yangın yerinde çocukları ile yaşamak tercihinde bulunmuş olan biz ebeveynlerin başka bir seçenekleri olduğunu da düşünmüyoruz.