Babacık…

Babacık…

Psikiyatrist Cem Taylan Erden
22/06/2016 Çarşamba

Geçtiğimiz pazar  babalar günüydü ya, babalıkla ilgili bir yazı yayınlamasak olmaz diye düşündük ve bloğa bir babanın kaleminden  gecikmiş bir babalık yazısı koyalım dedik. Malum babalık, genelde senede bir gün hatırlanan, o da haziranın kaçı olduğu babalara balon kıvamındaki hediye reklamlarından öğrenilen gereksiz bir gün. Ama babalık kurumu hiç de öyle gereksiz filan değil, öyle olsa biz de yapmazdık canım, gidip simit filan satardık.

Babalar günü nasıl ki “anneler günü var, neden bir babalar günü de olmasın” fikriyle anneliğe referansla oluştuysa babalık müessesesi de tarihin sonlarına doğru  oluşmuş.  O da nesep hukuku üzerinden. Yani baba çocuğunu kabul edecek mi etmeyecek mi, mirasına dâhil edecek mi etmeyecek mi sorusuna aranan yanıt ile. Bunlar hep sınıflı toplumların işleri anlayacağınız lakin mülk artık sadece babanın değil, dolayısıyla günümüzde “Babasız Bırakılan Çocuklar Çocuksuz Babalar Derneği” gibi sivil toplum kuruluşlarımız dahi var. 

Çocukların haklarının bile geçtiğimiz yüzyılın başlarında, o da Freud’un erişkin çağı psikopatolojisinde dikkatleri çocukluk çağı travmalarına çeken yaklaşımı nedeniyle, tartışılmaya başlandığı düşünülürse babalık kurumunun hala tartışmaya açılmamış olması anlaşılır. 1960lardaki politik hareketlenmenin ciddi katkısıyla kadının ve çocuğun toplumsal hayattaki yerinin yeniden tarif edilmeye çalışılması, egemen erkeklik tartışmasından bağımsız bir babalık kurumu tarifini geciktirmiş olsa da belki artık sıra buna da gelmiştir. 

Çorbaya biyolojik katkımız bir tuz taneciğinden dahi küçük olunca, sofradaki yerimiz de getir götür işlerini yapan bir komi kadar oluyor haliyle. Sofraya ekmeği getiren artık sadece biz olmadığımızdan olsa gerek çorbaya kaşık sallamak da doğal hakkımız olmuyor artık. Ama devir değişti ve tabi biz de değiştik. Ana baba çocuk üçgenimiz artık bir eşkenar üçgen olmalı, doğan çocuğa sahip olamadığımız gibi doğuran eşimizi de kaybetmek istemiyoruz. Dış kapının mandalı pozisyonumuzu sorgulama ve sorgulatma zamanımız geldi de geçiyor bile. 

Uyanın artık sevgili babalar. Geçmiş günler artık geride kaldı. Antik Yunan’da benim değil dediğimiz çocuğun yaşam hakkı bile yoktu. Şimdi ise altını temizlemekten, kurs kurs koşturmaktan, ödevlerini yaptırmaktan kendimizi unuttuğumuz çocuklar yaşamımızı yönetiyor. Tüm bunlara koşturmamıza rağmen anne-çocuk egemenliği altında sürekli yetersizlikle, anlayışsızlıkla, ilgisizlikle suçlanıyoruz. Babalar gününde ellerinin ucuyla hediye ettikleri gömleklerden, dillerinin ucuyla söyledikleri kutlama sözcüklerinden daha fazlasını istemeliyiz. Eşitlik ve özgürlük mücadele eden babaların eseri olacak.

Katkı ve öneriler için; [email protected]