Bir dolap kitap da ne ola ki?

Bir dolap kitap da ne ola ki?

Özlem Koç
02/02/2015 Pazartesi

Çocuğu olan, yakınlarında çocuklar olan veya çocuk kitaplarını okumayı seven hemen herkesin oldukça iyi bildiği bir blog var: “Bir Dolap Kitap”. Bu ay tam 5. yaşını kutlayan bu keyifli bloğun dolap kapakları - evet kendilerini böyle ifade ediyorlar - Yıldıray ve Banu ile bir röportaj yaptık, hem Bir Dolap Kitap, hem de basılı üretimleri Dünyalı Dergi hakkında. Bu çok keyifli röportajı kısaltmaya kıyamadığımız için  iki bölüm halinde yayınlayacağız.

“Sonra oturup düşündüm, çocuk kitaplarını niye bu kadar seviyorum diye. Sonra fark ettim ki, çocuk kitapları aslında hayata bambaşka bir yerden bakıyor. Çok daha içten, daha dolaysız, çok daha olduğu gibi… Tabii kaliteli çocuk kitaplarından söz ediyorum. Yoksa, işaret parmağını sallaya sallaya “Hımm, işte bu kitaptan filanca dersi alacaksın” diyen öğütleri çocuğun gözüne gözüne sokan kitapları kastetmiyorum.

Çocuk dünyasını özümsemiş, yaşama bir çocuğun gözlerinden bakabilen, içindeki çocuğu asla kaybetmediği için bunu başarabilen yazarların o mis kokulu kitaplarını seviyorum. Hayal gücünün baskılanmadığı kitapları seviyorum. Bana yaşamda zaten var olan şeyleri bir kere daha, benim bildiğim şekliyle söylemeye çalışmayan, onları bambaşka biçimlere sokarak anlatan ya da tamamen gerçek dışı dünyalar sunan kitapları seviyorum.”

Bir Dolap Kitap, Hakkımızda bölümünden alıntıdır

Bir Dolap Kitap’tan başlayalım. Yıldıray ve Banu kimdir? Dolabın kapaklarını internete açmaya ne zaman ve nasıl karar verdiler?

Bir buçuk yıl öncesine kadar bu soruya "Biz, çocuk kitapları okumayı seven ve sevdiği kitapları Bir Dolap Kitap'ta paylaşan bisikletli metin yazarlarıyız" diye yanıt verirdim ama artık, "Biz, çocuk kitapları okumayı seven, sevdiği kitapları Bir Dolap Kitap'ta paylaşan ve Dünyalı Dergi'yi hazırlayan ekipte yer alan kişileriz" diye yanıt veriyorum :)

Bir Dolap Kitap'ta ilk yazımızı 14 Ocak 2010'da yayınladık ama ondan öncesi var elbette. Biz üniversitede tanıştık. Meğer ikimiz de çocukluğumuzdan beri çocuk kitapları okuyormuşuz, hiç ara vermemişiz. Sevdiğimiz çocuk kitaplarını birbirimize anlatıp, kitapları değiş tokuş edip duruyorduk. Derken birlikte yaşamaya başladık. Sonra baktık evde bir dolap dolusu çocuk kitabı var ve çoğalıyor. Dedik ki; o zaman sevdiğimiz çocuk kitapları hakkında yazalım ve insanlarla paylaşalım. Bir Dolap Kitap böyle doğdu işte.

Bir Dolap Kitap’ı benzerlerinden farklı kılan birçok sebep var. Herkes için değişebilir ama mesela kullandığı dil, insana bir arkadaşıyla sohbet ediyor hissi veriyor. Bir de kitap seçimleri çok özenli. Piyasadaki her çocuk kitabı dolaba giremiyor.  Siz bu dolabın farklı karakteristik özelliklerinden bahsedebilir misiniz? Bir kaygısı ve bir mesajı var gibi…

Bir Dolap Kitap esas olarak sevdiğimiz kitaplardan söz ettiğimiz bir yer. Bu da bazı kriterlerimiz var demek. Bu kriterlerin başında nitelikli eğlence geliyor. Çocuklar için esas olan şey bu çünkü. Bir çocuğa kitap armağan edecek olsam beni eğlendirmeyen bir kitabı armağan etmem. Bu da zaten doğal bir elemeye neden oluyor. Anlatımın nitelikli olması da önemli. Bizim derdimiz edebiyat değil, nitelikli anlatım, nitelikli ifade. Bir Dolap Kitap'ta özen gösterdiğimiz bir diğer özellik de hakkında yazacağımız kitapların yaşama değmesi. Yazılarımızda çoklukla kişisel deneyimlerimize değinerek kitapları anlatmamızın nedeni de bu. Belki o arkadaş sohbeti hissini de bu sağlıyordur.

Bence Bir Dolap Kitap'ın asıl başarısı sizin  salt yetişkin değil, çocuk aklıyla düşünebilen yetişkinler olmanız. Sanırım bu nedenle de hem Bir Dolap Kitap için, hem de Dünyalı Dergi için "çocuklara yönelik" veya "çocuklar için" vurgusunu yapmaktan özellikle kaçınıyorsunuz.

Eğer çocuklarla empati kurabilmekten söz ediyorsak, bu aslında her yetişkinin sahip olduğu ama unuttuğu ya da körelttiği bir özelliği. Bizim bu bakımdan içimizdeki çocuğu ve çocukluk anılarımızı canlı tutmak dışında özel bir yanımız olduğunu düşünmüyorum. Ama çocuklara "çocuk" dememek özen gösterdiğimiz bir konu. Bir yetişkin olarak bir çocuğa "çocuk" diye seslenecek olursam ona yukarıdan bakmış olurum diye düşünüyorum. Sanki bir çocuğa "çocuk" dersem ben ayakta duruyormuşum da karşımdaki yaşı küçük kişi boyu ne kadarsa oradan kafasını kaldırmış bana bakıyormuş gibi hissederim. Oysa ben bir otorite temsili değilim, olmaya da niyetim yok. Hele çocuklar için bir otorite figürü olmaya hiç niyetim yok! E zaten çocukların da otoriteye ihtiyaçları yok. Çocukların düşüncelerine, tercihlerine, isteklerine, hedeflerine, deneyimlerine ve deneyimsizliklerine saygı duyduğumuz zaman onların da birer birey olduğunu hemen görebiliriz. Dünyalı'nın adının "Dünyalı Çocuk" olmamasının nedeni de bu.

Üniversitede tanıştık dediniz, Banu ve Yıldıray hangi alanda eğitim alıyorlardı peki?

Biz MSGSÜ'de sanat tarihi ve arkeoloji eğitimi alıyorduk. Şimdi o bölüm sadece sanat tarihi. Arkeoloji ayrı bir bölüm olarak açıldı

Sanırım bir süre sonra sadece çocuk kitapları okumak ve bu kitaplar hakkında yazmak yetmedi, çocuk kitaplarının kendisini de yazmaya da başladınız? Biraz bu kitaplardan bahseder misiniz?

Öyle oldu gerçekten de:) Aslında hep istiyorduk çocuklara yönelik bir şeyler yapmak. Hatta yapıyorduk da. Mesela Banu çocuk programlarında metin yazarlığı yapıyordu, ben çocuklar için bir sanat tarihi atölyesi yapıyordum. Bir Dolap Kitap’ı açtıktan sonra çocuklara yönelik işler dışında işimiz olmasın istedik.

Banu'nun çizdiği Moli ve Olaf karakterleri var. Banu, bunları Bir Dolap Kitap için üretmişti. Herkes o ikisini ben ve Banu sanıyor ama değil. Her neyse, Banu "Moli ve Olaf Merak Ediyor" adlı bir diziye girişti ve önce en sevdiği canlılardan kedilerle başladı: "Kediler Hep Dört Ayak Üstüne mi Düşer?" buradan çıktı.

Peşinden Gezi Direnişi başladı ve Banu çalıştığı konuyu bırakıp "Ağaçlar Bizi Nasıl Mutlu Eder?" kitabını yazdı. İkisi de Hayy Kitap'tan çıktı. Moli ve Olaf meraklı iki çocuk. Onlar soruyor, biz de soruların peşinden kedilerin, ağaçların dünyasına giriyoruz.

Benim de Redhouse Kidz'den çıkan şimdilik iki kitaplık bir dizim var. Şuşu adlı küçük bir kız çocuğuna dayısı doğum gününde bir üçteker alır ve olaylar gelişir. Artık Şuşu'yu tutabilirseniz tutun. İkinci kitapta Şuşu üçtekeriyle gezerken bir dörttekerle karşılaşıyor ve eğlenceli bir arkadaşlık başlıyor.

Röportajın Dünyal Dergi ile ilgili bölümü yarına...