Bir kış öyküsü: Çalışan annenin karla imtihanı

Bir kış öyküsü: Çalışan annenin karla imtihanı

Özlem Ergüz Koç
08/01/2015 Perşembe

Yılbaşından hemen önce bir görünüp kaybolan kar, bu hafta tüm ülkeyi etkisi altına aldı. Yıllardır kar yüzü görmeyen Ege sahilleri bile beyaza büründü. Ne güzeldir değil mi kar, gelin duvağına benzetirler genelde. Bembeyaz bir örtü gibi örter tüm kirliliği. Çocuklar sever en çok. Kartopu, kardan adam, kızakla kayma… Ve tatil…

Havada salınan ilk kar tanesi ile birlikte “okullar tatil olacak mı?” sorusu da sorulmaya başlanır. Öyle ya, ezberimiz bu. Kar yağar, trafik felç olur ve İstanbul’da yaşayan herkesi de felç eder. Altyapı yok, planlı yapılaşma yok. Yolları yapan yandaş müteahhitin kalitesiz asfaltı bir yandan, toplu taşımanın yetersizliği öte yandan bu şehir topluca felç olmasın da ne yapsın, öyle değil mi?

Bunları bilen, gören, hatta bizzat sebep olanlar da, olacaklardan çekinip, “havada bulut, sen okulu unut” demek suretiyle Salı günü okulları tatil ettiler. Hava mis gibi, günlük güneşlik iken hem de.

Pazartesi akşamı, ertesi gün okulların tatil olacağını açıklayan valinin ardından bilumum çalışan anne ve babanın paçaları tutuştu tabi. Eş dost arandı, çalışmayan annelere rica edildi, anneanneler, babaanneler çağırıldı. Hiçbirisine ulaşamayan Salı günü çocuğunu beraberinde işe götürdü.

Salı akşamı heyecanlı bekleyiş henüz bitmemişti, zira beklenen kar Salı günü yağmadığı için aynı kriz senaryosunu Çarşamba gününe uyarlamak gerekti. Ve Çarşamba günü de okullar tatil edildi. Pazartesi akşamı tutuşup kısa sürede söndürülebilen paçalardan bu sefer dize kadar duman tütüyordu. Üstelik ufak ufak kar yağışı da başlamıştı. Bu sefer bir gün önceki çözüm alternatiflerine ek olarak işverenden bir günlük izin rica etme de eklendi. Ne de olsa izin, bizim ülkemizdeki birçok işyerinde yasal bir hak değil, işverenin bir lütfu.

Çarşamba gününü de dede, nine, komşu teyze veya işveren desteği ile atlatabilen atlattı. Atlatamayan, çocuğunu gene yanında işyerine götürdü. Bırakabilen az daha büyük abla, abiyle evde bıraktı, tabi aklını da. Ama gelin görün ki, “asıl” kar yağışı Çarşamba akşam saatlerine doğru geldi. Okula gitmenin büyük oranda mümkün olduğu iki günün de tatil olması nedeniyle tüm kurşunlarını harcayan anne-babalar için stres o an tersine dönmeye başlamıştı. Çünkü önceki iki günün aksine yerel yöneticiler Perşembe günü okulların açık olacağını duyurdular. İstanbul’un çok nadir kar gören sahil kesimlerinde bile kar hayatı etkileyecek boyuta ulaşmış, hatta -5 civarında geçen gece nedeniyle yollar buz tutmuştu. Ve bir kez daha planlamadaki başarısızlık gözler önüne serildi. İki gündür çocukları ne etsek, nereye bıraksak diye kafa yoran ebeveynler, bu sefer de buzlu yollarda çocukları nasıl servis araçlarına bindirip okula yollayacağız diye düşünmeye başladılar.( Servis araçlarındaki güvenlik açıkları ve çocukların neden servis araçlarıyla 1 saat mesafedeki okullara gitmek zorunda oldukları/bırakıldıkları ayrı bir yazı konusu olsun.)

Sosyal medyada sokakların fotoğrafları paylaşılmaya ve beraberinde “vali uyuyor mu” çığlıkları atılmaya başlamıştı. Saat 21.30 gibi, tüm çocuklar çantalarını hazırlayıp yattıktan sonra açıklama geldi, Perşembe de okullar tatil… Ohh tamam, karda buzda çocuklar yollara düşmeyecek, trafik çilesi çekmeyeceklerdi. İyi hoş da, eee çocukları yine ne yapacağız?

Bugün Perşembe, veliler arasındaki dayanışma had safhada. Yarın için endişeli bekleyiş de sürüyor bir yandan. Bir gün ofise giden, ikinci gün sınıf arkadaşının çalışmayan annesine emanet edilen, üçüncü gün işverenin insafıyla anne veya babasıyla evde kalabilen çocuklar var. Bu sıralama değişebilir, başka alternatifler eklenebilir veya çıkarılabilir. Lakin değişmeyen tek bir şey var, çalışan anne olmanın zor olduğu. Hastalığı, ergenliği, ödevleri bir yana, kar bile ciddi bir sınav olabiliyor çalışan anneler için. Sosyal devlet politikalarının eksikliği en çok böyle zamanlarda hissediliyor. Yok yok, her zaman hissediliyor. Doğum izinlerinde, hastane kuyruklarında, okul kayıtlarında, sokaklarda insanlar donarak ölürken…

Offf yazılması gereken ne çok şey var…