Mini mini birler, dev dev ödevler!

Mini mini birler, dev dev ödevler!

Nişan Mesut Oyardı
17/01/2017 Salı

İşten çıkmışsınız, apar topar koşturarak çocuğu okuldan almışsınız. “Ee okul nasıldı?” diye geçiştirmelik olduğu her halinden belli sorular yöneltirsiniz, o da geçiştirmelik cevaplarla sizi savuşturuverir. Oysaki çocuğunuz okulda, sizinle olduğundan daha fazla vakit geçirmiştir, o kadar saat boyunca orada neler yaptığını, neler düşündüğünü, arkadaşlarını, öğretmenini, teneffüste koşarken düşüp düşmediğini, kantinden bir şeyler alıp almadığını düşündünüz mü hiç. Biliyorum günün en az sekiz saatini siz de başka bir yerde, işyerinizde müşterilerin kahrını çekmekle, herkesi idare etmekle, stresle başa çıkmaya çalışmakla geçirdiniz. Sizin için doğal bir rutine dönüşen bu ritim, çocuk için daha yeni başladı ve sizin aksinize onun için bir rutin değil. Çocuğunuz için yeni olan okul hayatı sizde çok hızlı bir rutine dönüşme potansiyeli taşır. “Ee okul nasıldı?” sorusunun arkasından “Ödevin var mı?” sorusu gelir. Çünkü gerçekten eve dönen çocuk değil ödevlerdir. Ne kadar zor olduğunu bizzat gördüm. O harfleri yazarken çocuğunuza yardımcı olabilmek için önce kendinizin öğrenmesi gerekecek. Hele ki ödevler birkaç sayfayı bulmuşsa vay halinize. Konsantrasyon süresi 15 dakikayı geçmeyen 6 yaşında bir çocukla saatlerce ödevleri bitirmek için uğraşan veliler biliyorum. İş yerinde yaşadığınız stres yetmiyormuş gibi bir de çocuğunuzla karşı karşıya gelmek, ödevlerini bitiremediği için ondan şüphe etmek, azarlamak…

Burada durun.

Önce şunu hemen ekleyelim, ödevin ilkokuldaki çocuğa kattığı hiçbir şey yoktur. Sorumluluk duygusunu güçlendirdiği iddiasının ise somut hiçbir kanıtı yok. Ödev soğutur, daha açık söylemek gerekirse, ödevler, sadece çocuğu değil aileyi de okuldan soğutur. Çocuğunuzla geçirebileceğiniz yalnızca birkaç saatiniz var ve bu zaman dilimini de ödevlerle cebelleşmekle, çocuğa kendinizin bile beceremediği harflerin sorumluluğunu yüklemekle geçiriyorsunuz. Anne-babanın ve çocuğun ortak ihtiyacı ise daha fazla oyun, daha fazla egzersiz, daha fazla sokak. Tamam, bu düzen değişmeli, ödevsiz bir eğitim sistemine ihtiyacımız var. Peki değişene kadar ödevleri ne yapacağız?

Başa dönelim.

Çocuğunuzu okuldan aldınız, hemen klasik soruya geçip onunla ilgilendiğinizi göstereceksiniz. Hayır, sorularınızı değiştirin. Ucu kapalı sorular sormaktan vazgeçin, sizi geçiştiremesin ve gerçekten merak ettiğiniz ne varsa onu sorun. Onun anlatmasına izin verin. Bırakın o size ne anlatmak istiyorsa onu anlatsın. Mutlaka merakınızı da giderecektir. Çocuğunuzla kaliteli vakit nasıl geçirirsiniz bunu düşünün. Akşamı planlamış olmalısınız. Çocuğunuzun da bu plana ortak olmasını sağlayın. Ödevler ise bu planların yalnızca bir bölümünü oluştursun. Uyku saatine kadar geçireceğiniz birkaç saatlik zaman diliminde çocuğundan enerji alan birer ebeveyne dönüşün. Bırakın günün stresini arkanızda ve çocuğunuzun gözünden bakın dünyaya. İşiniz ve müşterileriniz çocuğunuzdan daha değerli değil. Onlara gösterdiğiniz müsamahanın çok daha azına ihtiyacı var çocuklarınızın.

Odaklanma süresini ölçün, dağıldığını fark ettiğiniz anda durdurun ödev yapmayı, kısa bir mola! O an size anlatacağı ne çok şey varmış göreceksiniz. Belki küçük kurabiye ve meyve suları da katkıda bulunabilir sohbetinize. Molanın süresini beraber belirleyin ve vakti geldiğinde tekrar ödeve dönün. Uzun saatler aralıksız yapılan ödevlerin çocukta yalnızca strese yol açacağını unutmayın. Çocuğunuz büyüdükçe konsantrasyon süresi de uzayacak, molalar azalacak ve siz de rahat edeceksiniz. Ödevleri birlikte yapmayı bırakacağınız, ödev sorumluluğunu tek başına alabileceği zamanı kafanızda belirlemeye çalışın. Bu planınızdan çocuğunuza da bahsetmeyi unutmayın. Kendisi ile ilgili alınacak tüm kararları bilmeye hakkı var.

Ödevlerini yapamıyor mu, kendine güveni mi sarsıldı. Durun ve zorlamayın. Çocuğunuzdaki potansiyeli fark edin ve kendisinin de fark etmesini sağlayın. Gözlerinin içine baka baka yapabileceğini söyleyin. Ona inandığınız, güvendiğiniz gözlerinizden okunsun. Spor müsabakaları izliyorsanız bilirsiniz, takımınız 2-0 geriye düşmüştür, devre arasında teknik direktör soyunma odasına girer ve bir konuşma yapar. Takım ruhundan, bugüne kadar alınan başarılardan vs. ve takım sahaya indiğinde artık değişmiştir. Maçı çevirebileceğini bilir ve öyle oynar. Çocuğunuzda öyle, onun özgüvenini sarsmayın, tersine ona gerçek başarılarından bahsedin. Tıpkı filmlerdeki gibi, yapamayacağını düşündüğü birçok şeyi yapabildiğini göreceksiniz.

Eğlenerek öğrenmenin tadına gerçekten doyum olmaz. Oynadığınız bütün oyunların içine okumaya başladığı kelimeleri, yazması gereken cümleleri serpiştirin. Öğrenme edimi zorlama ile değil eğlenerek olmalı. Biz kartondan zarlar yapmıştık mesela, her bir yüzüne ayrı bir kelime yazdık, atıp atıp okuyoruz. Sonra twister oyununa biraz eğitim ekledik. Kurallarda küçük oynamalarla eğlenceli bir okuma çalışması oldu.

Çocuğunuzla birlikte haftalık ya da birkaç günlük programlar oluşturun. Her güne bir etkinlik, ayrı bir oyun ve arkasından ödevler. Örnek olarak; kızımla dans günümüz var, bir gün bisiklet sürüyoruz, bir gün mutlaka boyama ve elbette sinema günümüz var. Her akşam için ayrı bir masalımız var. Örnekler çeşitlendirilebilir, bu konuda yaratıcılığın bir sınırı yok. Çocuklar her birine hazırlar, yeter ki sizinle olsunlar.

“Bu düzen değişmeli!” demiştik. En çok ta çocuklarımız için değişmeli.