Evrimi Anlamak-1

Evrimi Anlamak-1

Hazırlayan: Bahattin Pusaoğlu
24/06/2016 Cuma

Dünyayı algılamak, işleyiş mekanizmasını çözmek insanların en çok ilgisini çeken olgulardan.  Bulutsuz, ışık kirliliğinin olmadığı bir gecede gökyüzüne büyük bir hayranlıkla bakıp, gök cisimlerini seyredip acaba “başka gezegenlerde yaşam var mı” diye kendimize sormuşuzdur. Dünya, içinde bizim de yaşadığımız en büyük labaratuvar. Gökyüzüne bakmadan önce bu labaratuarı incelemek ve geçmişimize ilkel atalarımıza yolculuk yapmak zorundayız. Milyarlarca galaksinin içinde milyarlarca yıldız var.  Ve güneş bu yıldızlardan sadece biri. Bizim gezegenimiz dünya ise güneş sisteminde bulunan sekiz gezegen arasında şimdilik yaşayabileceğimiz tek yer. O zaman dünyaya bakmaya başlamalıyız.

İki gün boyunca sorular sorup cevaplar arayacağız. Verdiğimiz cevaplar yeni sorular oluştursun diye!

Yaşamın oluşabilmesi için neler gerekli?

Çocukken bir çoğumuzun hayallerinden biri astronot olmaktır. Dünyanın dışına çıkmak, başka gezegenlerde yaşam var mı diye araştırma yapmak isteriz. Peki insan gibi bir türün yaşayabilmesi için gerekli olan koşullar nelerdir?

 Su, oksijen, besin ve uygun sıcaklık...  Bu dört temel koşul bizim gibi canlılar için ortak özelliktir. Bazı canlılar oksijene gerek duymazlar. Enerji ihtiyaçlarını oksijen kullanmadan karşılarlar.

Mikroskobik canlılar

Mikroskobik canlı ne demek?  Bizi hasta eden canlılar mı yoksa çok küçük oldukları için sadece mikroskop ile görünebilen canlılar mı?

Mikroskobik canlılar dünyamızın oluşumundan bügüne kadar neslini devam ettiren ve  ilk ortaya çıkan canlılardır. Okyanuslarda ortaya çıkmışlarıdr ve kendi besinlerini kendileri üretirler. Yeni nesil oluşturmaları insanlarla kıyaslanamayacak kadar hızlıdır. Örneğin yoğurt yemişizdir ya da hamur işi. Bir kaç kaşık yoğurt 3-4 saat gibi kısa bir sürede, sütü koca bir tencere yoğurda dönüştürebilir.

Uzaylılar nasıl acaba?

Astronotlar uzayda dinazor gibi, insan gibi ya da yeşil renkli kocaman kulaklı ellerinde ışın kılıçları olan canlıları mı arar yoksa yoğurttaki gibi tek hücreli canlıları mı arar?

Su, oksijen, besin ve uygun sıcaklık koşulları sağlanıyorsa bilim insanları öncelikle tek hücreli mikroskobik canlıları arar. Açlığa dayanıklıdırlar, uzun süre oksijensiz kalabilirler sıcaklık değişimine kendilerini daha kolay adapte edebilirler. Ama büyük canlıların derdi de büyüktür. Daha çok besin daha cok su gereklidir. Sıcaklılaraki yükseliş ve düşüşlere adapte olmaları çok zordur.

Besin nasıl üretilir ve kimler besin üretir?

Bazı bakteri türleri(siyanobakteri), mavi yeşil algler(yosunlar) ve bitkiler havadan karbondioksit, topraktan su alır. Bu madeleri güneş ışığı ile sentezleyerek besin ve oksijen üretir. Biz bu olaya fotosentez deriz. İnsanlar besin üretir mi? Biz üretemeyiz, üretebilseydik küçük bir sorunumuz olurdu: Hepimiz yeşil olurduk.

Okyanusta bulunan ve fotosentez yapan bu küçük bakteriler bir araya geldiklerinde değişen koşullara daha kolay uyum sağlayabiliyordu. Koloni oluşturabilen bireyler neslini devam ettirebilirken biresysel olan canlılar koşullara uyum sağlamakta güçlük yaşadı. Koloni kurmak avantajlı hala geldi. Koloniler organizmaya dönüştü. Hücreler arası iş bölüşümü yapılması canlıların yaşamını kolaylaştırdı. Siyanobakterilerden mavi-yeşil alglere, bugunkü balıklalara canlıların serüveni başladı.

Balıklar yürüyebilir mi?

Balıkların yüzgeçleri ve solungaçları var. Peki bu organlar ne işe yarar?

Bizde el kol bacak ve akciğer var. Peki bu organlar ne işe yarar?

Balıklar solungaçları sayesinde suda çözünmüş olarak bulunan oksijeni içlerine çekerler. Bizler havanın %21 ni oluşturan oksijeni akciğelerimiz ile içmize çekeriz.

Balıklar yüzgeçleri ile istedikleri yere yüzerler. Bizler ayaklarımız sayesinde istediğimiz yere yürürüz. Peki balıklar yürüyebilir mi?

Aşağıdaki linkte yürüyen ip balıkları var. Solungaçlarının yanında akciğerlere de sahip olmaları onlara büyük avantaj sağladı. Suyun dışında yüzgeçlerini tıpkı bir ayak gibi kulanabiliyorlar, akciğerleri sayesinde de karada nefes alıp verebiliyorlar.

Evet yürüyen balıklar var ve hala yaşıyorlar. Bilim insanları yürüyen balıklar ile sürüngen canlılar arasında geçiş türleri olması gerktiğini söylediler ve yıllarca bu calların fosillerini aradılar.

Bu arada fosil ne demek ki?

Bütün canlılar doğar, büyür ve ölür. Sonra yeni canlılar. Bu bir döngü. Ölen canlıların vucutları bazı bakteriler tarafından parçalanıp tekrar doğaya salınır. Fakat  bu bakteriler nadiren, canlıların bazı dokularını çürütemez. Üzeri hava çok soğuk olduğu için buz tutabilir. Ya da yağmur rüzgar fırtına üzerini toprak ileörter. Basınç altında sıkışan toprak, içinde kemiklerin bulunduğu taşlara dönüşebilir.

Bu arazide görünen her bir katman üsteki toprağın sıkıştırması ile milyonlarca yıl içinde oluşmuştur. Her bir katman bir jeolojik zamana denk gelmektedir.

Bu resimde toprağın içinde kalan dinazor kemikleri üste kalan toprağın sıkıştırmasıyla fosilleşmiştir. Toprak zamanla sıkışma yüzünden taşa dönüşmüştür.

Peki en çok hangi kemikler fosileşir?

Dişler canlılarda yüksek basınca soğuk ve sıcağa en çok dayanabilen kemiklerdir.

Dişler bize başka bilgilerde verir. Örneğin bir fosilin azı dişleri çoksa onun otçul olduğunu söyleriz. Kesici ve köpek dişleri varsa bu fosil yaşarken kesinlikle etçildir. İnsanlarda hem azı hemde köpek ve kesici dişler bulunur. Bu da bizim hem et hem ot yediğimizin göstergesidir.

Yazının ikinci bölümü yarın...

Katkı ve öneriler için; [email protected]