Kapitalizmin ideal ailesinde anne olmak

Kapitalizmin ideal ailesinde anne olmak

Gülperi Putgül Köybaşı/ Psikiyatrist
21/12/2015 Pazartesi

Son iki haftadır çift /eş olma halinden anne ve babalığa dönüşen erişkinlerin yaşadığı zorlukları,  ilişki içi ve toplumsal dinamiklerin etkileşimini değerlendirdik. Bu hafta ise işin biraz daha özüne, kadın ve erkeği beklenti ve sorumluluklar çatısı altında bir araya getiren “aile” yapısına değinmeye çalışacağız. Bu aile yapısının içinde özellikle kadına düşen role, günümüz  “ideal anne” algısı ve ideal olamayan annelerin sıkışmışlıkları üzerine düşüncelerimizi paylaşacağız.

Marks ve Engels “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” nde, aile kurumunun kendisini toplumun sınıflara bölünmesinin bir ürünü olarak değerlendirirler. Onlara göre; avcı-toplayıcı göçebe topluluklarda, ihtiyaçtan fazlasını biriktirmek dolayısıyla zenginlik yoktu. Kadınlar gıda ihtiyacının çoğunluğunu tedarik ediyordu ve annelik ve üretici emeği bir arada yürütüyordu. Tarımsal üretimin başlaması ve yerleşik hayata geçilmesiyle, geçinmek için gerekenden fazlası üretilmeye başlandı. Küçük bir grup daha zengin ve güçlü olmaya başladı. Bu durum yöneten ve yönetilen kadın ve erkek arasında eşitsizliğe yol açtı. Erkek saban sürme, öküzü ehlileştirme gibi ağır işleri üstlenince kadın tarım işlerine yardımcı olacak daha çok çocuğu doğurmak üzere eve kapandı. Kadınlar böylece üretimden koparılmış oldu. Sınıflı toplum, evrensel bir ataerkil yapıya geçişi daha da önemlisi erkeklerin hane reisi rolünü kazanmasına yol açtı.  Çocuğun kimden olduğu sahip olunanların kıymetli olduğu bu aşamada önemliydi ve analık hakkı kadının elinden alındı. “Modern aile sadece tek bir amaçla ortaya çıktı, mülkiyeti miras yoluyla bir kuşaktan diğerine ulaştırmak.”

Kapitalizmin ilerleyen aşamalarında ise işçi sınıfında kadın erkek ve çocuk emeği sömürülürken burjuva sınıfının refah düzeyi artıyordu. Kapitalizmin dayattığı yeni aile ideolojisi ise erkeği çalışma alanlarında sömürürken kadını eve kapatıyor ve ona çocukları ve eşi için yaşamı kolaylaştırma sorumluluğunu yüklüyordu. Bir yandan da burjuva sınıfının sahip olduklarına özendiriyordu; birkaç odalı bir şirin bir ev, mobilyalar ve geliri azaltmayacak şekilde az çocuklu aileler. Kapitalizmin kendi değişim aşamalarında aile yapısı ve rollerde değişiklikler olmakla birlikte aile varlığını hep sürdürdü. Çünkü aile, kapitalizmin kendi varlığını sürdürebilmesi için var olmak zorundaydı.

Günümüz modern kapitalizminde her ne kadar kadın çalışıyor, erkek ev işleri ve çocuk bakımında daha çok rol alıyor, çocuksuz çiftler artıyor, eşcinsellik ve diğer ötekiler daha fazla kabul görüyor gibi görünse de bir taraftan da geleneksel aile yapısı korunuyor. Çünkü kapitalizm bir yandan aileyi yıkarken bir yandan güçlendirmek durumunda. Modern kapitalizmde aile üretime katılmıyor, giyecekten yiyeceğe tüm ihtiyaçlarını satın alıyor, tüketiyor. Bir eve sahip olmak, onu güzel mobilyalar ve çeşitli elektronik cihazlar ile donatmak ve kapısına son model bir aile arabası park etmek pek çok kişi için vazgeçilmez bir tutku. Bu tutku kapitalizm için olmazsa olmaz çünkü, ev endüstrisi büyük bir gelir kaynağı. Gözümüzün içine sokulan reklamların büyük evlerinde, anne hep mutludur ve güler yüzle yemek yapar, baba büyük bir coşkuyla işten eve döner, çocuklar temiz ve güzeldir. O evlerde kavga yoktur,  şiddet yoktur, borç yoktur, tükenme yoktur. Varsa da bir çikolata ya da dondurma ile tatmin olunur. Bu pek çok insanın asla sahip olamayacağı o pembe resimdeki evin annesidir işte günümüzün ideal annesi.

Bu ideal anne, gebelikten itibaren anneliğe hazırdır, bebeğin fiziksel ve ruhsal tüm ihtiyaçlarını karşılar. Bebek ve anne doğar doğmaz temasa geçer, anne bebeği büyük bir coşkuyla karşılar ve huzurla emzirir.  Anne bebeğin tüm bakımından doyum sağlar ve annelik başlı başına mutluluk kaynağı olur. Anne empatik olmalı, çocuğun öfkesini yatıştırabilmelidir.  Bu arada kadınlık görevlerini de aksatamaz. Çocuğa sadece fiziksel ve duygusal bakımın verildiği geleneksel anne rolünden farklı olarak günümüzde ayrıca çocuğun sosyal, psikolojik ve entelektüel gelişimi de annenin üzerine yıkılmış durumda. Kentli, ücretli çalışan kadın bunları yapabilmek için işinden olur ya da çocuğunu bırakıp işe dönmek zorundadır.

Bizim ki gibi ülkelerde ise zaten kısa süreli doğum izinleri ve annelere iş olanaklarının kısıtlı olması dolayısıyla anneler zihinlerindeki ideal modele çok daha uzak yaşıyorlar. Çocuğuna iyi bakım verememiş olmanın çaresizliği ve yetersizlik duyguları ile baş başa. Kadını iyice eve hapseden, anne rolüne sıkıştıran dinci gerici ideoloji, ülkemizde tüm gücüyle kadının üstünde baskı kurmaya devam ediyor. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı'nın yerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kurulması, kadının kürtaj hakkının elinden alınması, kadın cinayetleri, tecavüze uğramış kadınların zorla evlendirilmesi ve tecavüzden olma çocuğu doğurmaya zorlanması,  günlük yaşamımızın parçası haline gelmiş olan daha pek çok olay bu ideolojinin ürünü.

Bir anne için, kendi ve çocuğunun sağlığı, korunması, eğitimi, okul öncesi bakımı gibi temel ve yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamamak başlı başına kaygı ve güvensizlik nedenidir. Günümüzde aileye ilişkin ideal resmimizde, tüm ihtiyaçları karşılanmış, bebeğiyle ne yapacağını salt sezgileriyle bilen, şükreden mutlu bir anne ve eşine her daim destek olan, sahiplenici ve güçlü bir baba var. Ne yazık ki, gerçeğimiz ile idealimiz arasındaki mesafe ne kadar uzaksa hayal kırıklığımız da o kadar fazla. Temel ihtiyaçların satın alınmak zorunda olduğu bu düzen içinde annenin, kadının ya da erkeğin özgürlüğü ve mutluluğundan bahsetmek ise sadece bir yanılsama. 

Kaynaklar;

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni –Friedrich Engels (Sol Yayınları)
Cinsiyet Sınıf ve Sosyalizm- Lindsey German (Babil Yayınları)
Kadınlık mı Annelik mi-Elısabeth Badınter (İletişim Yayınları)

Katkı ve öneriler için; [email protected]