4 kültür 4 bebek: 4/4lük çocuklar yetiştirmek

4 kültür 4 bebek: 4/4lük çocuklar yetiştirmek

Deniz Arık Binbay/Psikiyatrist
02/08/2016 Salı

Bir bebek şekil verilmemiş bir hamur gibi midir? Yoksa her şeyi genetiği mi belirler? Önceden yüklenmiş bir program gibi zamanı gelince çalışmaya mı başlar? Yoksa her söylediğimiz, her yaptığımız ya da yapmadığımız, çocuğun çalacağı sonatın birer notası mı olur?

Size de tuhaf gelmiyor mu bir bebeğin doğduğu yalın halinin, bir boş defterin bir romana dönüşmesi gibi farklı kültürlerde ya da farklı ailelerde farklı bir insana dönüşebilmesi… Ancak defterin hamurundaki kabartmalar, dokusu da önemli, hikayenin gidişatında önemli söz sahibi…

2010 Fransız yapımı “Bebes” (Bebekler) belgeseli, birbirinden çok farklı, hatta uç kültürlerde büyüyen 4 bebeğin ilk bir yıldaki gelişimlerini görmemizi, aile hayatlarını, anneleriyle ilişki biçimlerini, hayvanlarla ve doğayla etkileşimlerini, olanaklarını ve gelişim süreçlerini gözlemlememizi sağlıyor.

Her yaştan çocuğun merak ve keyifle izleyebileceği bir belgesel olması açısından sıra dışı bir “belgesel akşamı” yapmak için de çok uygun. Zamanımızın hızlı, çok renkli, bol aksiyonlu çizgi filmlerine alışkın çocuklarının bu sakin belgeselin karşısındaki merak dolu gözlerini görmekten büyük keyif alacağınızı düşünüyoruz.

Her ebeveynin izlemesini şiddetle tavsiye ettiğimiz bu belgesel, zorlama ebeveynliğimizi sorgulamamıza, işin doğalına yönelmemize yol açabilir belki.. En azından bir süreliğine de olsa zaman ve mekan genişler, ufkumuz açılır, tarihsel köklerimiz, genetiğimiz ve kültürel yapımızla bu dünya üzerinde bir hayvan kadar özgür, bir hayvan kadar orada, bir hayvan gibi doğal olmayı isteriz belki…

Yeniden belgesele bakacak olursak 4 anne ve 4 bebek görüyoruz. Namibia, Moğolistan, Japonya ve Amerika Bileşik Devletlerinde doğan 4 bebek var başrollerde. 

Eş zamanlı olarak örgü şeklinde ilerliyor belgesel. Anne bebek ilişkisini dördü için de görürken babayı daha çok Amerikalı ve Japon ailelerde daha ön planda görüyoruz. Namibialı bebeğin babasını ise hiç görmüyoruz. Anneleriyle kurdukları yakın ilişkiye, Moğolistanlı bebeğin diğerlerine göre nisbi yalnızlığına ve abisi tarafından kötü muamele görmesine,bebeklerin  köpek, kedi, inek ve keçilerle etkileşimlerine tanıklık ediyoruz.

Afrikalı bebeğin doğallığına, annelerinin rahatlığı ve sakinliğine ise hayran olmamak elde değil.

Her bebeğin kişilik özelliklerinin de başından beri devrede olduğunu görmek çok ilgi çekici.

Belgeselde çok az konuşma var, olanların büyük bir kısmınıysa anlamıyoruz. Tıpkı bir bebeğin ilk bir yılda olduğu gibi, sözcük öncesi döneme geriliyoruz, kocaman gözlerimizi açıyor yavaş akan gerçek   hikayelerin içine giriyor, annelerin bebeklerini severken incelttiği seslerini huzurla, sert sözcüklerini kaygıyla dinliyor, Moğol bebek düşecek diye kaygılanıyor, Amerikalı ve Japon aileler “ebeveyn haline gelmeye” çalışırken, kendiliğinden “anne olan” Afrikalı genç kadının doğal halini izliyoruz. Bir şeyler “yaparak” anne olmak yerine sadece kendisi “olarak” anneliği yaşıyor ve yaşatıyor. Yakınındaki diğer kadın ve çocuklarla birlikte ortak bir yaşam akıp gidiyor. Oysa gelişmiş kapitalizmin simgesi Tokyo ve San Francisco’da bebekleriyle sıcak iletişim kurmaya gayret gösterirken zaman zaman yapaylığa kayan, çocuklarını kurslar ve etkinliklerle eğitmeye çalışan, bebeklerini “sakınan” anneleri ve bebeklerini onca varlık içinde biraz da hüzünle izliyoruz. Kapitalizmin meta fazlalığı ve kafa karışıklığı ile bizden ve bebeklerimizden çaldıklarını; doğayla, kendimizle, canımızın parçasıyla aramıza koyduğu mesafeyi görmek hüzün veriyor. 

4 bebekte de temel olan anneleriyle kurdukları yakın ilişki, öğrenme ve keşfetmeye olan merakları. Tüm farklılıklara rağmen, Amerikalı bebeğin emeklemek için kursa gitmesine, Afrikalı bebeğin yerden bulduğu kemikleri dişlemesine ve annesinin bebeğin kakasını kendi dizine sürerek temizlemesine rağmen hepsinin benzer zamanlarda emeklemesi, sonra da yürümesi, ilerleyen yıllarda gülen, koşan canlı çocuklar olmaları hayatın bebeklerden ve çocuklardan yana olduğunu gösteriyor.

Bomba, darbe, demokrasi, vesayet sözcüklerinin hayatlarımızı askıya aldığı şu günlerde, çocuklarımızı bu olan bitenden nasıl koruyacağız, gelecekte nasıl bir hayat kuracaklar diye içimizden ya da dışımızdan düşünüp dururken bu belgeseli izlemeniz, kaygılarınızın yelkenini indirmenize yardımcı olabilir.

Belgesel için; https://vimeo.com/30328533  

Katkı ve öneriler için; [email protected]