Çocuğa kızmak ve bağırmak, Nam-ı diğer: Sözel - Duygusal şiddet

Çocuğa kızmak ve bağırmak, Nam-ı diğer: Sözel - Duygusal şiddet

Deniz Arık Binbay- Psikiyatrist
17/08/2015 Pazartesi

Siz çocuğunuza hiç bağırmadınız mı?

“Yapma!” “Bekle dedim sana!” dan başlayıp, anababanın o anki ruhsal durumuna, dürtüselliğine göre değişen “Salak mısın sen?” “Ne halin varsa gör” e uzanan ve çoğunlukla öfkeyle cezalar yağdırma ile sonuçlanan cümlelerden bahsediyorum.

Bunların hiçbiri durduk yere olmuyor tabii ki. Sorsanız herkes şiddete karşı, çocuğa bağırmanın vurmanın yanlış olduğunu bilmeyen kaldı mı? Hele de aydın, ilerici, özgürlükçü anne babalar. Ama nasıl oluyor da kendimizi çocuğumuza bağırırken bulabiliyoruz? Dahası sonrasında çocuğa ve ilişkimize ne oluyor?

Zaten çocuk sonrası tüm hayatınız değişmiş, düzenli kesintisiz uyku senelerce uyumamışsınız, banyo desen kaçak göçek, en temel ihtiyaçlar neredeyse lüks olmuş, belki de en rahat ettiğiniz yer tuvalet artık, belki bir çeyrek saatcik. Eşimle kavga ettim, kafam bozuldu bi çıkayım deseniz çıkamazsınız. Belki de en son ne zaman sinemaya gittiğinizi hatırlamıyorsunuz. Eşinizle baş başa tatile çıkabilecek sosyal desteğe(anneanne-babaanne-dede ya da durumu uygun anlayışlı bir bakıcıya) sahip olacak kadar şanslıysanız bile zihninizde çocuğunuz, yemek yedi mi uyudu mu acaba diye edilen telefonların arasına sıkışan sınırlı keyif anları… Hiç yoktan iyidir.

Yıllardır görmediğimiz yakın arkadaşımız gelmiş, iki cümle konuşucaz, çocuğumuz başlar “anne, anne, aneeeeee” “Sonra ben de Ona dedim ki…pardon canım. Efendim çocuğum?” “Ben en sevdiğim renk sarı” “peki yavrum”… “Anneee acıktım; anne susadım; anneeee bak sana bi şarkı söyliycem…” Mesajı “benimle ilgilen, sıkılıyorum ya da kıskanıyorum” olan mesajlar böyle devam eder. Sonunda çoğunlukla anne “Bi dur be çocuk, vır vır vır, git odana” nevinden bir şey söyleyerek bağırır. Masalın sonu ağlama, üzüntü, annede biraz rahatlama sonrasında pişmanlık ve genelde çocuğa ya çizgi film ya dondurma tarzında bir ödülle gönül alma eşliğinde “ama sen de beni bi rahat bırakmadın”lı cümleler… Çocuğun bir durup halimizden anlamasını, bize yardımcı olmasını, biz konuşurken sırasını beklemesini, yorulduğumuzda ya da gergin olduğumuzda onun daha sakin olmasını bekliyoruz bazen. Peki bunlar mümkün müdür? Ergenlikle ilgili yazımda belirtmiştim: ergenliğin tamamlanması, yani çocukluktan erişkinliğe geçiş, yani insan beyninin gelişiminin tamamlanmasının artık 26 yaşında olduğu bulundu. Bu da demek oluyor ki çocuğun yapacaklarını planlaması, isteklerini erteleyebilmesi, dürtülerini kontrol edebilmesi yaklaşık 26 yaşında bir erişkin gibi olabiliyor. Elbette her şeyi 26 yaşına kadar beklememiz gerekmiyor. Bu bir süreç: gelişim her açıdan yavaş yavaş, çoğu kez sıçramalarla oluyor. Ancak çocuktan beklentilerimizin yüksekliğini anlamamız açısından bu bilgi önemli. Özellikle okul öncesi dönemde henüz soyut somut ayrımı dahi olmayan, vicdanı tam gelişmemiş, noel babayı gerçek sanan bir kişiden zorluklar karşısında bizden daha dayanıklı olmasını, dürtülerini ihtiyaçlarını uzun süre ertelemesini beklemek pek de gerçekçi değil. Zaten bu nedenle işe yaramıyor. Beklentilerimiz ne kadar gerçekle bağdaşmıyorsa, hayal kırıklıklarımız ve öfkemiz de o denli çok oluyor.

Çocuğa öfkelenmekle çocuğa kızmak da farklı şeyler. Öfke kendi içimizde hissettiğimiz, doğal olan ve otomatik olarak tetiklenen bir duygu. Kızdığımız zamansa bunu çocuğa yansıtıyoruz. Birisine neden kızarız? İstemediğimiz bir şeyi bilerek yaptığını düşündüğümüzde, kötü niyetli olduğunu düşündüğümüzde kızarız çoğu kez. Bize yaptığı şeyi anladığımızı ve kabul etmediğimizi göstermek için öfkemizi o kişiye yöneltiriz. Fakat çocuğun algısı ve nedenselliği bizimkinden çok farklıdır. Neden sonuç ilişkisini bizimki gibi kuramaz, bunu zamanla öğrenecektir. Bu nedenle cezai ehliyeti de yoktur, suç işlese 12 yaşına kadar ceza almaz. Yani bir oyuncağı arkadaşının kafasına fırlattığında ya da sizin özene bezene yaptığınız yemeği çöpe döktüğünde kısmen kötü bir şey yaptığının farkında olmakla birlikte hem sonuçlarını tam olarak kavrayamaz, empati yeteneği de henüz sınırlıdır: karşıdakinin çektiği acıyı hissedemez, hem de dürtülerini denetleme becerisi yeterince gelişmediğinden eğer içindeki duygu çok güçlüyse (arkadaşına çok kızdıysa) ya da o sırada direnci düşükse (açsa, uykusuzsa) kendine engel olması zordur, belki de mümkün değildir. Bütün gün çocuğu sıcakta gezdirip öğle uykusunu atlattıysak sonra çıkacak krizlerde çocuktan dürtülerini kontrol etmesini bekleyemeyiz. Hele de öfkelendiği, ağladığı için bir de ceza aldıysa işler iyice karışır. Hem direncinin düşmesine yol açıp, hem duygusunu anlamayıp, yalnızca davranışına bakarak bir de ceza verirsek çocuk kendini nasıl hisseder? Davranışının sonuçlarını anlamasını bekleseniz de çoğu kez çocuk kendini sadece değersiz, sevilmeyen ve kötü bir çocuk olarak olarak hisseder.

Çocukluk çağında tekrarlayıcı travmaların profesyoneller dışında pek de bilinmeyen bir sonucu da bu travmaların çocuk erişkin olduğunda tekrarlama eğilimidir. İlginç bir şekilde çocuklukta yaşadığımız ortamı erişkinlikte bilindışı olarak kurmaya çalışırız. Yani kendini değersiz, sevilmeyen ve kötü biri olarak hissedip duran bir çocuk, erişkinlikte kendini üzen, değersiz gören, aşağılayan partnerler bulma eğiliminde olabilir. Bazı toplu travmalarda bu durum kendilerini tıpkı çocukluklarındaki gibi aşağılayan, diliyle bazen de eliyle döven bir lidere ya da bir patrona boyun eğme şeklinde de görülebilir. Tam tersine kendilerini bu tip bir otorite figürüyle daha güvende hissedebilirler. En azından bildikleri gibi biridir, tanıdıklığı güven verir.

Peki her şeyi hoş mu görelim? Tabii ki hayır. Temel kuralımız öncelikle kimsenin birbirine bağırmaması ve vurmaması olmalı. O noktaya gelmemek için önlemleri önceden almak gerekir. Örneğin zamanı sıkıştırmamak (okula yetişilecekse biraz daha erken kalkmak), yemek ve uyku zamanlarını atlatmamak gibi. Eşiği aştıysak yapmamız gereken kriz anında davranışı net bir ses tonu ve davranış ile durdurmak, birlikte ayrı bir odaya geçip sakince önce duygusunu konuşmak, olmuyorsa da bu konuşmayı erteleyerek öncelikle temel ihtiyaçlarını gidermek şeklinde olmalıdır.

Her zaman vurguladığım gibi altta yatan duyguyu anlamadan ve değiştirmeden davranış değişikliği yapabilmek çok çok zordur, davranış cezalarla, korkuyla, onaylanmadığı için bastırılarak değişmiş gibi görense de şekil değiştirir. Başka şekilde bir belirti ya da uygunsuz bir davranışla kendini gösterir. Kısacası su akar yolunu bulur. Amaç suya akacağı uygun su yolları bulmaktır. Bu, kötü davranışını onaylamak anlamına gelmez.

Etkili sınır koyma ve sözünüzü geçirme yöntemlerini uygulamak işinizi kolaylaştırır

Çocuğunuza herhangi bir şeyi söylerken onun boyuna eğilip bir kol boyu mesafeden gözlerine bakarak konuşun
Bir kez “gel” ya da benzeri bir komut (tatsız bir sözcük ama teknik terim olarak düşünün) verdiğinizde içinizden 5e kadar sayın. Aynı komutu 2 kereden fazla arka arkaya vermeyin. Bir araştırmaya göre Türkiyeli anneler dakikada ortalama (yanlış hatırlamıyorsam) 38 komut veriyormuş. Gel, gel hadi, otur, ye yemeğini, hadi bakalım, tut çatalı, şöyle götür ağzına, hayır öyle değil ver, bi de su iç, iç, iç, iç… şeklinde. Bizde nedense bir “gel” ya da “ye” sözcüğü 5 kereden önce söylenmiş sayılmıyor. Bu kez komutlar da etkisizleşiyor ve “ne yapsak söz dinletemiyoruz” şeklinde şikayetlerle aileler hekimlerin kapılarını aşındırıyor.

Verdiğiniz komut olumsuz değil olumlu olsun. Örneğin “koşma” değil “yürü”. Yani –me –ma takılarını mümkün mertebe kullanmadan konuşmaya çalışın.
Çocuğun sorularına hızlıca yanıt verin. Ertelemesini beklemesini istiyorsanız bunu da hemen, neden ve ne kadar süreyle yapmasını istediğinizi belirtin ( Şuanda babanla önemli bir şey konuşuyorum, seninle 2 dakika sonra ilgilenicem)
Mutlaka alternatif gösterin. Çocuk “dur” dediğinizde bir erişkin gibi duramaz. İçinde bir motor çalışmaya devam eder, o enerji bir yere akmak zorundadır, alternatif gösterirseniz başka bir yere akar, göstermezseniz, davranışını durduramaz ve kriz gittikçe tırmanır. Merak etmeyin birkaç yıl sonra çocuğunuz kendi alternatiflerini bulmayı da sizin yöntemlerinizi içselleştirerek öğrenecektir.