Neredeyiz ve nerede duruyoruz?

Neredeyiz ve nerede duruyoruz?

Vedat Altun
20/04/2016 Çarşamba

Şüphesiz ki, kale olmadan oynanan yüzlerce spor branşı var. Hatta kale ile birlikte oynanan spor sayısı daha azdır. Ama nedense bu ‘kale’li oyunlar tüm spor alanına hükmetmiştir, insanlığın aşılmaz her şeyi sevme merakından olsa gerek.

‘Deniz tarafındaki kale’ tek başına spora hükmeden oyunu anlatmak için ortaya atılmadı, artık sporun ve özellikle futbolun ne denli bir değişim içerisinde olduğunu göstermek için en kilit cümleydi. Artık futbolda kalelerin coğrafi olarak ne tarafta olduğunu anlatmaktan ziyade para ile büyük şirketlere satılan tribün isimlerini söyleyiverip geçiyoruz. Artık deniz tarafındaki kale yok, ‘ABC Bankası’ tribünü tarafındaki kale var ve bu yüzden bu kalelere sahip çıkmak gerekiyor, henüz satılmadan.

Değişim bizim için şaşırtıcı mı? Tabi ki değil.

Spor alanında, daha dar konuşmak gerekir ise futbol alanında, piyasaya bulaşmadan, parayı merkeze koymadan bir anlayışın yaratılması kapitalizm koşullarında pek mümkün değildir, daha doğrusu rekabetin içerisinde olabilmek çok zordur. Sporun felsefisini yeni baştan yazmadan, ne için spor yapıldığını tekrardan dile getirmeden, rekabet için spordan, ‘yaşamak ve keyif almak için spora’ geçilmeden, sporu tertemiz tutabilmek zordur. Ancak bunların hiç birisi sporu daha da kirletenlerin önünde bir ket oluşturamayacağımız anlamına gelmiyor.

Ancak, sporla olan ilgimizin ve geçmişimizin pek parlak olduğunu söyleyemeyiz. Öyle ki, Niyazi Berkes’e göre; ‘Osmanlı döneminde oturma, insanın sadece en doğal değil aynı zamanda en saygılı duruşunu’ ifade etmekte idi. Bu bile sporun başat unsuru olan ‘hareket’ ile olan geleneksel ilişkimizi anlatmak için çok yeterli bir cümle. Erken cumhuriyet yıllarında ise, cumhuriyetin en önem verdiği alanlardan birisi spor alanı olmuştur. Beden terbiyesi, yeni neslin yaratılması ile birlikte çok daha önemli hale gelmiş, spor bir rekabet aracı olmaktan ziyade savaştan çıkmış ve yeni kurulmuş bir cumhuriyette dinç bir nesil yetişmesi için başvurulan yöntemlerden birisi olmuştu. Amaç sporu bir yaşam şekli haline getirebilmekti. Bu yüzden de güçlü olanların değil, iyi sporcuların kazandığı bir ortam yaratılmıştı. 

O zamandan bu zamana spor alanında pek çok gelişme oldu, olmadığımız onlarca spor dalında sporcu yetiştirmeye başladık. Ancak mantığımız, ne yazık ki, kapitalizm çarklarına takılıp kaldı. 

Bugün bu piyasa koşullarında belki de o eskilere özlemle yeni kahramanlar yaratılmaya çalışılıyor. İyi sporcuların da kazanabileceği gerçeği sadece bizim coğrafyamızda değil tüm coğrafyalarda canlı tutulmaya çalışılıyor. Futboldan örnek verelim; İngiltere’de Leicester City, Türkiye’de Başakşehir ya da Osmanlıspor ve dünyada daha niceleri. İçlerinde gerçekten altyapısal olanakları sayesinde başarıyı yakalayan kulüpler olsa da, çoğunda ortak payda aynı. O da, arkalarındaki güçlü sermaye desteği.

Şunu unutmamak gerek, futbol piyasasında ekonomi, liberal iktisat yapısından farklıdır. Liberal piyasada, pazarda yer edinmeye çalışan firmalar tabiri caiz ise birbirini öldürmeye / yok etmeye çalışır. Herhangi bir firma başka bir firmaya; ‘rakibimizin de pazarda olması bizim için çok değerli’ türü beylik laflar etmez, pasta ne kadar ise o pastadan en büyük payı almaya çalışır. Rakibin yok olup gitmesi, iflas etmesi, pazara hiçbir kayıp sağlamaz, aksine diğerini güçlendirir, yüceltir, tekelleştirir.

Oysaki futbol piyasası böyle değildir. Bir takımın başarılı olabilmesi şüphesiz ki önemlidir ancak hepsinden önemlisi ligin kalitesidir. Kalite olmadan ligin değeri olmaz, ligin değeri olmaz ise izlenmez, izlenmez ise yatırım yapılmaz ve doğal olarak para dönmez. Bir an için düşünün; ligde her sene aynı takımın şampiyon olduğunu. Buradan gerçekten nasıl bir rant çıkabilir? ‘Ligimiz iyice dibe vurdu, 4 büyüklerden başka kimse şampiyon olamaz’ derken Bursaspor örneği karşımıza geldi. Belki de yıllar boyunca sürecek yeni bir umudun ateşi yakılmış oldu. Tam inançlar yitirilmişken, başkalarının da şampiyon olabileceği gerçeği tüm çıplaklığı ile karşımızdaydı. Bu yüzden futbol piyasasında büyük takımların söyledikleri ezeli rekabet ve ebedi dostluk yalan değildir. Ebedi dostlardır çünkü dostluk çok ama çok duygusaldır! Değer ve para kazanabilmek için rakiplerinizin güçlü ve değerli olması gerekir.

Bu yüzden spor, bu şekilde var oldukça yeni kahramanlar yine güçlü sermaye desteği ile ortaya çıkacak, yeni heyecanlar vücutlara pompalanacak ve her şey kaldığı yerden devam edecektir.

Futbolun ‘Koç’ları her zaman olacaktır, ‘Cengiz’lerini ise bu düzen sürekli üretecektir. Sonradan yaratılanlar ne kadar yaşarlar bilinmez, muhtemelen miatları dolunca bir tarafa atılacaklardır. Ancak, hepsinin ortak paydası bu dönen büyük futbol bacasından sonuna kadar beslenmeleridir. Her yeni heyecanda, her yenilgide, her yenişte tüketilen ise çocukların, insanların umududur, mutluluğudur, hüznüdür.


Katkı ve önerileriniz için:
https://www.facebook.com/soLspor

https://twitter.com/soLspor