Kriz günlerinde futbol: Brexit'in ilk yansımaları

Kriz günlerinde futbol: Brexit'in ilk yansımaları

Reşat Bilici
27/06/2016 Pazartesi

Birleşik Krallık’ta yapılan Brexit referandumunun sonuçlarına ilişkin tartışmalar sürüyor. Aslına bakılırsa, kapitalizmin dünya çapındaki ekonomi-politik krizinin artarak devam ettiği bir süreçte Britanya’da yaşanan “kopuş”, sancılı sürecin çok daha farklı boyutlarla tartışılmaya devam edeceğine işaret ediyor.

Tarihsel arka planı başka bir yazının konusu olmakla birlikte, kapitalizmin bir “uygarlık projesi” olarak cilalayıp piyasaya sürdüğü mega projelerin başını çeken Avrupa Birliği’nin çözülüş emareleri göstermesi, doğal olarak, yalnızca “kopuş” yaşayan ülkeleri –örneğimizde Britanya- ilgilendirmekle kalamaz ve işin ekonomi-politik yanıyla sınırlandırılamazdı.

Yaşlı kıtadaki genel krizin Yunanistan, Portekiz gibi “çevre” ülkelerle ve hatta İspanya ve İtalya’yla sınırlı kalmayacağı öngörüsü doğrulanmış oldu ve şu tarihsel/sosyolojik kural bir kez daha kendini gösterdi: Eğer kriz sistemin özüne ilişkin bir krizse ve dolayısıyla sistem bu krizi küçük müdahalelerle onaramıyorsa, söz konusu kriz(ler)in çekirdeğe de sirayet etmesi ve asıl büyük patlamaların çekirdekte yaşanması kaçınılmazdır. Böylelikle, son büyük kriz, sistemin doğduğu/kurulduğu topraklara, metropollere taşınmış oldu. Elbette sadece iktisadi anlamda değil, egemen sınıflar açısından geniş çaplı bir yönetme krizine de yol açabilecek şekilde, sosyo-politik anlamda da...

Brexit’in spor ‘uğrağı’

Britanya’daki referandumla beraber çok daha görünür bir hal alan krizin, belirli kalıplar içinde kalmayacağını ve her alana sıçrayacağını not etmiştik. Her yönüyle mevcut sistemin içinde önemli bir yer edinen “spor”un, daha doğrusu spor müsabakalarının bundan bağımsız kalması olanaksızdı. Özellikle, içinden geçtiğimiz günlerde oynanan Avrupa Şampiyonası’nın yakıcılığını hissettirdiği futbolsa mevzubahis, ortaya çıkan yeni durumun çok daha büyük tartışmalara gebe olduğu açık.

Hoş, endüstriyelleşmenin oyun tarzlarına da etki ettiği futbolun “asla sadece futbol olmadığı” ve yeryüzünde yaşanan tüm olumlu/olumsuz gelişmelerden dolaylı veya dolaysız bir biçimde etkilendiği zaten bilinen bir gerçekti. Doğal olarak, şimdilerde Brexit’in futbola olan ilk yansımalarını da gözlemleme şansına sahip olduk.

Bilindiği gibi, İskoçya hariç Birleşik Krallık’a bağlı ülkelerin tamamı, yirmi dört ülkenin katılımıyla düzenlenen ilk Avrupa Şampiyonası olma özelliğini taşıyan Euro 2016’da yer alıyor: İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda. Elbette, son grup maçlarında İtalya’yı yenerek Türkiye’yi en iyi üçüncüler sıralamasında geride bırakarak üst tura çıkma başarısı gösteren, İrlanda Adası’nın Krallık’a bağlı olmayan parçasını, İrlanda Cumhuriyeti’ni de kenara not etmek gerekiyor.

Yaklaşan Brexit referandumu günlerinde, futbol açısından bilindik sorular tartışılıyordu. Avrupa şampiyonalarına birçok kez “altın jenerasyonla” katılıp favori gösterilmesine rağmen erkenden elenen İngiltere, bu sefer makus talihini yenip finale doğru yürüyebilecek miydi? Galler, Real Madrid’li yıldızı Gareth Bale’in öncülüğünde “dark horse” diye tabir edilen bir hüviyet kazanarak sürprize imza atabilecek miydi? İrlanda Adası’nın iki ayrı ‘entitesi’ nasıl bir yol izleyecekti?

Futbola dair bu soruların tartışıldığı ve Brexit referandumunun gelip çattığı günlerde, yukarıda sözünü ettiğimiz dört ülke, kupada son 16’ya kalma başarısına imza attı. Ancak, kaderin cilvesi midir bilinmez, çeyrek finaller öncesi eşleşmelerde, kimilerine göre ilginç kimilerine göreyse epik bir eşleşme yaşandı. Referandumun ertesinde, Brexit’e çoğunlukla “evet” oyu veren Galler ile “hayır” oyu veren Kuzey İrlanda karşılaşırken, maçın hakemi İngiliz Martin Atkinson idi. Bazıları, Krallık’ın merkez ülkesi İngiltere’den bir hakemin yönetiminde geçen müsabakadan, tıpkı referandum sonuçlarında olduğu gibi, “evet’çi” Galler tarafının galip ayrılmasını da bir işaret olarak gördü.

Avrupa Şampiyonası’nda bunlar olup biterken, Brexit sonuçlarının “ada futbolu” üzerindeki olası etkileri üzerine referandum öncesinde özellikle Britanya medyasında yürütülen tartışmalar, AB’den “çıkma” sonucunun kesinleşmesiyle birlikte daha da alevlenmiş oldu.

Dünyanın en çok izlenen futbol liglerinden biri olan ve kimilerince en heyecanlı lig olarak gösterilen Premier League’de yer alan bütün takımların AB’de “kalınması” yönünde görüş bildirdiğini not ederken, adanın bu başlıkta da ikiye yarıldığını belirtmekte fayda var. Örneğin, İngiliz milli takımının eski kaptanlarından Sol Campbell, Brexit’in, “AB pasaportu” taşıyan futbolcular karşısında adanın yerli genç oyuncularının önünü açacağını ve milli takımın bundan kazançlı çıkacağını ifade ediyor. Yine İngilizler’in meşhur eski futbolcularından Lineker ise, sansasyonel bir dille, “Katakulliye getirildik, millet” diye çevrilebilecek bir tweet atarak tarafını belli etmiş oluyordu.

Brexit tartışmalarında ortaya çıkan durumun futbolla ilgili bölümünde, “kalalım” diyen kesim, AB’den tam anlamıyla kopulduğu takdirde kıtadan yapılacak futbolcu transferlerinde ücretlerin daha da artacağını ve gelecek vaat eden genç yıldız adaylarının adaya ithalatının eskisi gibi kolay olmayacağını öne sürüyor. AB müktesebatı sayesinde, geçmişte Thierry Henry, Cristiano Ronaldo ve Dimitri Payet gibi oyuncuların adada oynayabildiklerini belirten bu kesim, yıldız oyuncuların transferi konusunda AB ülkeleriyle rekabette geride kalınacağına, dolayısıyla bunun ada futbolu için çok olumsuz bir durum yaratacağına dikkat çekiyor. Elbette, bunun için farklı “ara çözümler” ve hukuki prosedürler yaratılabileceği de tartışılıyor.

Kaldı ki, AB egemenlerinin “yumuşak üyelik” gibi “ara çözümleri” gündeme aldığı bir konjonktürde, Premier Lig’in her durumda ayakta kalacağını belirtenler de mevcut. Dünya ve Avrupa kupaları gibi büyük turnuvalarda milli takımlar düzeyinde, Şampiyonlar Ligi gibi organizasyonlarda kulüpler bazında Avrupalı rakiplerinin zaten gerisinde kaldıklarını düşünen bu kesime göre ise, İngiliz futbolunun sorunlarını başka yerlerde aramak gerekiyor.

Bir yanda Birleşik Krallık içinde yer alan İskoçya gibi ülkelerin ayrılması ve hatta İrlanda Adası’nın “birleşmesi” gibi tartışmalar yeni bir boyut kazanırken; kıtadaki AB egemenleri, yaşanan büyük krize çözüm bulmak için çırpınıyor. ABD-Rusya/Çin bir tarafta, Avrupa Birliği diğer tarafta olmak üzere, büyük krizle birlikte dünyanın nasıl şekilleneceği konusu, tüm yeryüzünü sarsmış gibi görünüyor. Bir tür çözülüş yaşadığı veya yaşayacağı söylenen AB’nin göbeğinde, Fransa’da devam eden şampiyona ise, şu sıcak yaz günlerinde krizin futbola olan yansımasını olanca yakıcılığıyla üzerimizde hissettiriyor. “Yeni dünya”ya ilişkin sürtüşmeler, farklı boyutlar kazanarak, futbol dâhil olmak üzere her alanda hararet kazanacak gibi duruyor...

Katkı ve önerileriniz için:

https://www.facebook.com/soLspor

https://twitter.com/soLspor_