Sporda sönmeyen bir meşale: DAC

Sporda sönmeyen bir meşale: DAC

İsmail Sarp Aykurt
30/05/2016 Pazartesi

Halk arasında söylenen ismi ile, Doğu Alman menşei otomobil Trabi içerisinde sınır kapısından Batı’ya geçen insanlar, ‘vitrin kültürüne ve kapitalist dünyaya’ adımlarını atıyorlardı. 1949 yılında kurulan Demokratik Almanya Cumhuriyeti, 1953 senesindeki karşıdevrim komplo ve çığırtkanlığına maruz kalıyor, 1961’de Berlin Duvarı inşasına giden sürecin sonunda, 1989 yılında duvarın yıkımı ile başlayan kapitalist restorasyon Doğu Almanya’nın üstünü çiziyordu.

Toplumsal ilerlemenin önemli uğraklarından birisi olan Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DAC), ilerleme ve gelişim kaydettiği tüm alanlarda Batı’nın öncülüğünü yaptığı kapitalist/piyasacı düzenlemeler ile ikame ediliyor, bundan spor alanı da doğrudan etkileniyordu.

Doğu Almanya’da Sporun Gelişimi

DAC Anayasası’nın 18. maddesinde, sporun kültürel, örgütsel, bedensel, toplumsal ve de mental gelişimin önemli bir parçası olduğundan bahsedilmekteydi. “Sosyalist kültürün öğeleri olarak beden eğitiminin, sporun ve turizmin amacı beden ve ruh sağlığına sahip kişilerin yetiştirilmesidir”. Bu anlamı ile bakıldığında, tüm bu faaliyetlerin her Doğu Alman yurttaşın en doğal hakkı olduğunu da görebilmek gereklidir. Beden eğitimi, spor, rekreasyon ve bunun topluma ilişkin ortaya konulan tüm değerleri DAC anayasası tarafından güvence altına alınmıştı. Güvence altına alınan, her yurttaşın ‘spor yapma hakkı’, hem boş zamanlarda yapılan faaliyetlerin düzenli hale gelmesini sağlıyor hem de insanların gündelik yaşamlarına dair karakteristik katkılarda bulunuyordu. Sağlıklı bir yaşam anlayışının oluşturulması ve bunun insan ilişkilerine yansıtılır olgunluğa erişmesi en önemli hedeflerdendi.

DAC’deki tüm spor örgütlerini bir araya getiren kurum, DAC Jimnastik ve Spor Federasyonu (DTSB) idi. Bu kurum, diğer toplumsal oluşumlarla ve de özellikle Alman Özgür Sendikalar Federasyonu, Alman Özgür Gençliği, Ulusal Eğitim Bakanlığı ve de halk temsil örgütleriyle işbirliği yapmakta, işçilerin ve de genç emekçilerin sportif ve mental faaliyetlerini bir programa bağlamaktaydı. Bu programlara katılım da 1970 yılından itibaren artmış, 2 milyon civarında seyreden katılımlar, 5 milyon seviyesine erişmişti. Özellikle, çocuk ve gençlere yönelik organize edilen Spartakiadlar, sporun geniş kitlelere nüfuz etmesinin en önemli araçları arasındaydı. Bu örgütlenmeler, mental ve fiziksel gelişimin, barışçıl ve dürüst bir ortamda ilerletilmesi amacını taşıyan, bilimsel ve ideolojik yönü güçlü olan organizasyonlardı. Spartakiadlar, çocuk ve gençleri büyük oranda kapsıyor, genç nesillerin spora katılımı artıyor ve yeni sporcular yetiştiriyordu.

DAC’da Çocuk ve Gençlik Spartakiadları

DTSB; tüm bu süreci örgütlerken, uluslar arası ilişkiler faaliyetleri de yürütüyor ve diğer sosyalist ülkeler ile sportif anlaşmalar yapıyordu. Bunlardan birisi; SSCB ile yapılan “DAC spor örgütleri ve kurumları ile SSCB spor kuruluşları birliği arasında dostça işbirliğinin sağlamlaştırılması ve derinleştirilmesi üzerine dostluk anlaşması” idi. Bu anlaşma ile Sovyetler Birliği ve Demokratik Almanya Cumhuriyeti arasındaki iletişim başka bir alana da taşınmış, iki ülke arasındaki işbirliği kademe atlamıştır.

DAC’da Spor Tesisleri Sayısı

Doğu Almanya’nın ‘büyük’ sporcuları

Demokratik Almanya, yaşadığı süre boyunca spor alanında birçok başarıya imza attı ve bir çok sporcuyu yetiştirdi. Amatör ve bilinçli sporculardı yetişenler. Zaten Demokratik Almanya için spor hem bir yaşam alanı hem de adı yasak bir işçi, bir güreşçi olan, Hitler faşizmi tarafından katledilen Werner Seelenbinder gibi ‘direnmenin’ bir nevi ismiydi. Bu ismin, Doğu Almanya sporu için anlamı çok büyüktü.

Bisiklet sporcusu Gustav Adlof Schur, bilinen ismi ile “Taeve”, Demokratik Almanya’nın kapitalizme sunulmasından sonra, sosyalist kimliğini ve inadını hiç kaybetmeyen sporculardan yalnızca birisiydi. Kendisine art niyetli ve de bilinçli bir şekilde ‘doping’ soruları sorulduğunda, “Kitlelerdi, arkamdaki ülkemdi en büyük dopingim” cevabını vermişti. Demokratik Almanya geçmişinden dolayı halktan özür dilemesi ve ‘Ama siz bir işçi değildiniz, iktidarın sürdürülmesinde bir sporcu olarak önemli bir rol oynadınız’ türünden bir saldırıya, “Doğru, ondan da gurur duyuyorum” diyecek kadar da net ve kararlıydı.

Demokratik Almanya Cumhuriyeti, spora yaptığı katkılar ile hala sosyalist sporun önemli bir parçası olmayı sürdürüyor. Atılan iftiralar ve suçlamalar, saldırılar devam ederken ve Doğu Alman kimliği ‘arınılacak bir kir’ olarak tarif edilirken, cevaplanması gereken sorular hala olduğu yerde duruyor. Doping ile Demokratik Alman sporcuları eşitlenmeye çalışırken, Soğuk Savaş esnasında Batı Alman sporculara devletin bilgisi ve yönlendirmesi çerçevesinde yapılan dopinglere hala kapsamlı bir yanıt bekleniyor.

Demokratik Almanya şimdilik olmasa da, Trory’nin Demokratik Almanya’da Sosyalizm’in kuruluşunu aktardığı kısa kitapçığındaki son ifadesinde dediği gibi, “öykünün sonu bu değil, bu öykünün sonu yok” diyerek geçmişi anlamak ve savunmak, geleceği kurmanın da anahtarı oluyor.

Evet, bu öykü devam ediyor. Spor hayatımızdaki ‘Doğu’ etkileri de…

O sırada Carmen Çalıyordu, YGS Yayınları, İ. Maga ve Huhn K., 2003.

Gerçekleşmiş Sosyalizm Ülkesi DAC, Konuk Yayınları, 1979.

Katkı ve önerileriniz için:
https://www.facebook.com/soLspor

https://twitter.com/soLspor_