Kelimeler ve bir çağrı

Kelimeler ve bir çağrı

Ali Doğan Karacık
04/04/2016 Pazartesi

Herhangi bir alanda kullanılan sözcükler ya da söz öbekleri -çeşitli sanatlarla yeni anlamlar yüklenen sözler de dâhil- ya da genel olarak söylem, kullanıldığı o alanda yeni anlamlar kazanırlar. Haliyle bir sözcüğü, söz öbeğini veya söylemi özü itibariyle, anlamına ulaşabilmek için ‘kendi bağlamında’ değerlendirmek gerekir. “Teori attırmak” deyimini düşünelim örneğin; bu değişik kullanım söz konusu alan siyaset olduğunda herkes tarafından benzer şekilde algılanan bir hal alıyor. Aynı deyimi başka herhangi bir alanda, diyelim ki fizik alanında düşündüğünüzde, kendilerinde anlamlı sözcüklerin bir  araya gelerek oluşturduğu anlamsız bir birleşme olarak kendini gösteriyor. Hatta aynı deyim, otuz yıl önce siyaset alanında da kullanılsa birilerinin anlamsız bakışları ile karşılanırdı. Bağlarsak, genel olarak söz, alan-zaman bağlamından azade bir anlam taşımaz. 

Söz konusu kelimeler olunca önümüzde tahmin edebileceğimizden daha fazla alan açılıyor. Sözlerin sahibi özne de yine sözlerin anlamını belirleyen önemli bir etmen. Mesela sıradan bir insanın “hukuka saygı duymuyorum” demesi hukuki yaptırım uygulanması gereken münferit bir davranışken, bu beyanatın bir cumhurbaşkanı tarafından verilmesi hukuki olana saygı duyulmaması gerektiğini öğütleyen bir sözdür. Ya da sıradan bir insanın “tecavüz her yerde” demesi bilimsel olmayan bir istatistik olarak değerlendirilebilir hatta hiç ciddiye bile alınmayabilir fakat bu sözü bir bakanının kullanması tecavüzlerin normalleştirilmesi çabası anlamına gelir. 

Genel olarak sporda, özel olarak ise futbolda da kelimelerin nerede, ne zaman ve kim tarafından kullanıldığı önemlidir. Futbol söyleminin içerisine yerleşmiş kalıplar da dahildir buna. Mesela “canını dişine takıp saldırmak” taraftar için evveliyatı ne olursa olsun kendilerine yönelmiş bir haksızlığı (mağlup olmayı hak etmemişlerdir mesela) bertaraf edip, hakkı olanın, yani kendilerinin kazanması için verilmesi gereken savaşı anlatır. Aynı söylem futbolcu için yaranma duygusuyla mücadeleyi arttırması gerektiğini anlatır. Seyirciye yaranma, prim için kulüp başkanına yaranma… Bir kulüp başkanı için ise durum bir fabrikatörün işçilerine daha fazla üretim buyurması ile aynıdır. Tek  tek kelimeler de aynı şekilde anlam kazanır. “Camia” kelimesi taraftar için uğruna saatlerce yolculuklar yapılabilecek, maddi, manevi fedakarlıklar gerektiren, birlikte üretmekten ve birlikte eğlenmekten haz alınan, oyuncusuyla, hocasıyla bir topluluğu ifade eder. Aynı kelime bir “futbol kodamanı”nın ağzında, kodamanın, binlerce emekçinin (oyuncular, antrenörler, top toplayıcılar, masörler, taraftarlar ve daha niceleri) el birliği ile yarattığı değerlerle kasasını doldururken, bir yandan da “aynı gemideyiz” mesajı vermek için kullandığı tuzak haline gelir. Söyleyen, söylenilen zaman ve alan ile birlikte asıl anlamı oluşturur yani.

Bu blog yola çıkarken “söyleyecek sözümüz var” diyerek çıktı. Bunun iki anlamı olabilir: birincisi “sözümüzün karşılığı var” demektir. Olmadığı da iddia edilemez. İkincisi, ki bence en önemlisi “söz söylediğimiz bu alanı kötülere bırakmayacağız” demektir. Yaşadığımız döneme, spor dünyasına ve sözün sahiplerine bakıldığında anlam netlik kazanıyor. Dikkatli bakıldığında bir de çağrı var. Var eden, güçlü olan, keyif katan, keyif alan “bize” bir çağrı. Kötü olandan, rantçıdan, yobazdan, ırkçıdan kurtulma çağrısı. Kalemizi tutalım, gol attırmayalım ama atağı da ihmal etmeyelim çağrısı.

Top bizdeyken onlar gol atamaz!