Irkçılığın bilimselliği

Irkçılığın bilimselliği

İzge Günal
18/04/2016 Pazartesi

Irkçılığın bilimselliği

Nedense herkes yaptığı etkinliklerini, çalışmalarını bilimsel olarak nitelendirme gayreti içerisindedir: Önerilen diyetlerin hepsi bilimseldir, yapılan toplantılar bilimseldir; hatta mesleki deneyimlerin aktarıldığı konuşmalar bile. 

Sanırım bilimin hala insanlar üzerinde bir saygınlığı var. O yüzden herkes her yaptığına bilimsel bir kılıf bulma çabası içerisinde. Belki bu saygınlık bilimin insanlara uzak gibi görünmesinden ve hatta farklı bir dilde konuşmasından kaynaklanıyor olabilir ama ne olursa olsun saygınlığı var.

Hal böyle iken ideolojilerin bunun dışında kalması da zaten beklenemezdi. Gerçekten de, her ideoloji kendi bilimselliğini söyleyerek işe başlar. Doğrudur, yanlıştır ama bu kural hiç değişmez. Söyledikleri bilimsel olmasa bile temel kavramları bilimsel olabilir. Örneğin, milliyetçilik ideolojisi doğru ve bilimsel olmayabilir ama temel nesnesi olan “milliyet” kavramı bilimseldir. Neredeyse her ideoloji için hiç olmazsa bu kadarının doğru olduğu söylenebilir, bir tanesi hariç: Irkçılık!

Doğrudan ırkçı olduğunu söyleyen kişi çok fazla olmasa da, ırkçı olduğunu söylemeden ırkçılık yapan kişi sayısı o kadar çok ki. Neyse, bu ideoloji nesnesini tümüyle kaybetmiştir son elli yılın bilimsel gelişmeleriyle. Demek istediğim insanlarda ırk diye bir ayrım olamayacağının ortaya konmasıyla.

Irkçılık, çeşitli insan grupları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel ve ekonomik sorunların da belirlenmesinde belirleyici olduğu ve doğal nedenlerle kendi ırkının diğerlerinden üstün olduğuna savunmaktır. Elbette ki altında çok ciddi ekonomik çıkarlar vardır; sömürünün olduğu tüm toplumlarda ezen ezdiğinden biyolojik olarak üstün olduğu için buna hakkı olduğunu dolaylı ve dolaysız olarak ifade etmiştir. Irkçılık egemen ulusun dışında kalan göçmen işçilerin ya da farklı etnik kökenden işçilerin aldıkları ücretlerin de eşit olmamasının temel dayanağını oluşturur.

Yeni okuduğum, Barış Özener’in “İnsanın Çeşitliliği” isimli kitabı* insanda ırk ayrımının bilimsel temeli olmadığını keyifli bir dille anlatıyor. Önce deri rengi meselesi: “Deri rengi beyaz ya da siyah gibi kategorik biçimde tanımlanamaz. Antropolojik gözlemler deri renginin dünya genelinde çok açıktan çok koyuya kadar dağılımında hiçbir boşluk olmaksızın çeşitlilik gösterdiğini ortaya koyar. Gerçekten de dağılım o kadar boşluksuzdur ki renk çeşitliliğinin sınırlarını tespit etmek olanaksızdır. Bu nedenle açık renk tonlarına beyaz, koyu renk tonlarına siyah demek hatalıdır.”  

Tarihte ırkçılığa bilimsel bir temel oluşturmak için neler yapılmamış ki? Örneğin kafatası ölçümleri istedikleri sonuçları vermeyince beyin ağırlıkları ölçülmeye başlanmış ve bir süre de hayli ilgi toplamış. Neyse ki, kimi dâhilerin (örneğin Anatole France) beyin ağırlıklarının düşük çıkmasıyla bu iş de sona ermiş. Kan grupları üzerindeki çalışmalarda ise değil üstünlük, ayrıma yetecek kadar farklılık bile saptanamamış.

Kafatasçılık (kranioloji) ve soylu kan düşüncelerinin çökmesi ile birlikte bu kez zekâ testlerine yönelmişler. Küçük gruplarda yapılan çalışmalarda, istediklerinin aksine beyazların algı ve tepki süreleri daha uzun çıkmış. Bu durumu, beyazların daha fazla düşünen ve muhakeme edip, diğer ırklar gibi içgüdüsel davranmamasıyla açıklamaya çalışsalar da inandırıcı olamamışlar.

Neyse, geldiğimiz noktada tüm insanların aynı kökenden geldikleri, tüm insanların farklı olmaktan çok benzer olarak tanımlanabileceği bilinmektedir. Değil ırkların hiyerarşisi, ırkların varlığı bile bilimsel temelden yoksundur.

Tanrı ideolojileri nesnesini kaybetmekten korusun.

*Barış Özener. İnsanın çeşitliliği. Irksal farklılıklar mı, evrimsel adaptasyonlar mı? Evrensel, 2016.