Gerici bilim?

Gerici bilim?

İzge Günal
24/08/2015 Pazartesi

Bazı bilim dalları, örneğin işletme veya halkla ilişkiler, gerici olarak nitelendirilebilir mi? Öyle ya, örnek verdiğim bu iki disiplin de, var olan sistemin devamı için çalışmıyor mu? Sadece devamı için değil, açık söylemek gerekirse, üretimin ve sömürünün artması için uğraşmıyor mu? O zaman gerici demek gerekmiyor mu?

Siyaset biliminde felsefi düşünce yerine deneysel yöntemi kullanmayı tercih eden ve “Toplum Bilimlerinde Araştırma Yöntem ve Teknikleri” isimli kitabın da yazarı olan Maurice Duverger, bahsettiğim kitabında yukarıdaki gerekçeleri öne sürerek bu sorunu tartışıyor: “bu bilimlerin işletmeler içerisindeki gerginlikleri yöneticiler yararına azaltmak ve sınıflar arası kavgayı saklamak” amacında olduklarını söylüyor.

Elbette bunun tam tersi de doğru olabilir. Örneğin, işletme konusundaki bilgi birikimi, kapitalizmin nasıl yönettiğini deşifre etmek amacıyla kullanılabileceği gibi, sosyalist bir toplumda işçi yararına da kullanılabilir. Mao Zedung’un vurguladığı gibi, aslında saf haliyle bilimin sınıfsal bir karakteri yoktur; ancak onu kullananlar bilimin sınıfsal karakterini belirlerler. Örneğin, parçacık fiziğindeki gelişmeler insanlığın enerji sorununun kökten çözümü için kullanılabileceği gibi, atom bombası yapılarak katliamlarda da kullanılabilir. Ya da,  plansızlık ve tedbirsizlik sonucu Çernobil benzeri felaketlere yol açabilir.

Şöyle bir olasılık da söz konusu olabilir: eğer bir disiplin her şart altında gericiyse, o takdirde o disiplini bilim olarak değerlendirmemek gerekir. Örneğin birileri kalkar da “işkence” diye bir bilimin varlığından söz ederse, bunun bilim değil, tıp biliminin kötüye kullanımı olduğunu söylemek gerek.

***

Geçen hafta basında yer alan bir haber: “Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde görevli Prof. Dr. Kemal Irmak’ın uluslararası hakemli dergi Journal of Religion and Health’in haziran sayısında yayımlanan makalesi tartışma yarattı. Irmak, “Schizophrenia or possession?” (Şizofreni mi, cin çarpması mı?) başlıklı makalesinde beyne yerleşmiş cinlerin şizofreni semptomları oluşturabileceğini belirterek, bazı üfürükçülerin de hastaları tedavi ettiğini ileri sürdü. Tıp mesleğinin “cin çarpması” olasılığını artık hesaba katması gerektiğini savunan Irmak, doktorların “dini şifacılar” ile birlikte çalışması gerektiğini savundu1.”

Şimdi bu örneğe bakıp, tıp bilimi gerici denilebilir mi? Elbette denemez, bilim kisvesi altında toplumu gericileştirmesinin, hastaların yanlış yönlendirilmesinin bir örneği olabilir ancak.

Ya da başka bir örnek: “ Namaz saatleri sorunun çözmek için Norveç’in Tromsö kentine giden İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, Enbiya Suresi’nin "Geceyi, gündüzü ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzmektedir" mealindeki 33’üncü ayetini hatırlatarak, gece ve gündüzün güneşe bağlı bir varlık olmadığını, ikisinin de güneşten ayrı bir varlık olarak hareket ettiğini söyledi. Prof. Dr. Bayındır, şunları da kaydetti: "Kur’an-ı Kerim şunu da gösteriyor ki Dünya’yı, Güneş aydınlatmıyor. Dünya’yı aydınlatan, Güneş ışınlarını aydınlığa çeviren gündüz dediğimiz varlıktır2.”

Ne denilebilir ki? Gerici olan bilim mi yoksa onu kullananlar mı?

Aisopos (Ezop) başlangıçta köleymiş. Bir gün efendisi  (Ksantus), ona bildiği en kötü yemeği pişirmesini söyler. Ezop dil yemeği yapar, getirir. Efendisi buna pek anlam veremese de sesini çıkarmaz. Bir zaman sonra çok sevdiği bir arkadaşı misafir olduğunda, Ezop’tan bu kez bildiği en güzel yemeği pişirmesini ister. Ezop yine dil pişirir getirir. Bu sefer, Ksantus dayanamaz, sorar: “En kötü yemek istedim, dil getirdin; en iyi yemek istedim, yine dil getirdin, bu ne biçim iştir?” Ezop: “Evet, dil, hem zehirden acı, hem dünyanın en tatlı gıdasıdır” diye cevap verir.

Aracı karakterini kullanım sırasında kazanır; tıpkı bilim gibi.


1.http://www.yorgoderki.com/2015/08/gata-profesorunden-aciklama/
2.http://www.milliyet.com.tr/kutuplarda-namaz-saatleri-sorununa-yanit bulundu/gundem/gundemdetay/16.06.2011/1403243/default.htm