Birileri söylemişti

Birileri söylemişti

İzge Günal
01/06/2015 Pazartesi

Bilimin bu gün geldiği yerde belki de tartışılmayan tek nokta, bilimin sermayenin çıkarları doğrultusunda yol aldığı gerçeğidir. Hangi bilimci, buna sosyalist olanlar da dâhil, hangi dürtüyle bilimle uğraşırsa uğraşsın son tahlilde bilimi kullanan egemen sınıf, yani sermaye olur. Aslında burada ciddi bir yabancılaşma söz konusudur.

Peki, bu öngörülemeyen bir durum muydu? Sığ bir bakış açısıyla evet, ama 1850, 1865 yılları arasında, yani 150 yıl kadar önce bunu öngörenler de vardı:

“Sermayenin, canlı emeği kendine mal edişi makinalarda dolaysız bir gerçeklik kazanır: eskiden işçi tarafından yapılan aynı işi şimdi makinanın yapmasını mümkün kılan, bir yönüyle, mekanik ve kimya yasalarının doğrudan doğruya bilimden kaynaklanan analizi ve uygulamasıdır. Buna karşılık, makinaların bu yoldan gelişmesi, ancak büyük sanayi bir kez ileri bir düzeye ulaştıktan ve bütün bilimler sermaye tarafından esir alındıktan sonra ,……söz konusu olabilir. İcat o zaman bir meslek niteliği kazanır ve bilimin bizzat dolaysız üretime uygulanması, onu belirleyen ve teşvik eden bir bakış açısı haline gelir.”

“…..bilimler, sermaye tarafından zenginleşmenin aracı olarak kullanıldıkları ve bu nedenle, kendileri onları geliştirenler için zenginleşme aracı haline geldikleri sürece, bilim adamları bilimlerine pratik uygulamaları keşfetmek için birbirleriyle rekabet ederler. Dahası bizzat icadın kendisi bir meslek haline gelir. Böylelikle kapitalist üretimle birlikte, bilimsel faktör, ilk defa olarak daha önceki çağlarda hayal edilemeyecek bir ölçekte, bilinçli olarak geliştirilir, uygulanır ve hayat bulur.”

Burada bilimsel araştırma sürecinin kendi “özerk” yapısından kopup rutin bir “iş” haline geleceği, böylelikle bilimsel emek sürecinin kontrol altına alınacağı ve böylelikle bilimcinin meta üretimi içinde proleterleşeceğinin önbilgileri açık olarak verilmektedir.

“İnsanlığın doğaya egemen olduğu adımla birlikte aynı anda insanın başkalarına ya da kendi düşkünlüklerine köle olduğu görülüyor. Bilimin saf ışığının bile parlayamadığı, cehaletin karanlığında kaybolduğu görülüyor. Tüm bu buluşlarımız ve gösterdiğimiz ilerleme, maddi güçlere düşünsel bir yaşam kazandırmakla ve insan yaşamını güdükleştirerek maddi bir güç durumuna indirgemekle sonuçlanmışa benziyor. Bir taraftan modern sanayi ile bilim arasındaki çatışma, diğer taraftan sefalet ve çözülme…….karşı konulmaz ve tartışılmaz bir olgudur.”

Böyle bir süreç içerisinde bilimin gelişmesinin, bilimin getirilerinin insanlık yararına kullanımını beklemek gerçekten saflık olurdu. Gerçekten de, ne bina teknolojisindeki gelişmeler konut sorununa, ne tıptaki gelişmeler halk sağlığına, ne de tarımdaki gelişmeler açlık sorununa çözüm olmuştur. Aksine sorunları daha da artırmıştır.

Tahmin edilebileceği gibi yukarıdaki alıntıların tümü Marks’tan. Burada önemli olan ideolojisinin genel mantığı içerisinde çıkarım yaparak değil, doğrudan söylemiş olması. Açıkçası asla akademik körlük yaşamamıştır; belki de akademi dışında olmasının avantajıdır bu. Gerçek bir bilimcininyapması gerekeni yapmış ve nesnel ve doğru bir biçimde irdelemiştir. Okusak bile yeter.


* Yazı içerisindeki alıntılar, Grundrisse, El Yazmaları ve Friedrich Engels İle Mektuplaşmalar’dandır.