Bilimin İzleri

Bu topraklarda eğer üst düzeyde bilim yapıldıysa, bunun 1933 Üniversite Reformu’nu takip eden günlerde başladığından sanırım kimsenin kuşkusu yoktur. Evet, genç cumhuriyet bilimi toplumsallaştırma anlamında reform öncesi de ciddi adımlar atıyordu ama üst düzey bilgi üretiminin esas kaynağı Nazi zulmünden kaçıp Türkiye’ye gelen Alman bilim insanlarıydı.

Yaşamlarının en verimli döneminde ülkelerinden koparılan bu bilim insanları İstanbul’a gelir gelmez, hiç ara vermeden bilimsel... Devamı için tıklayınız

Üşenmedim saydım: Günlük soL gazetesinde, Mart 2013 tarihinden bugüne  toplam 76 popüler bilim yazısı yazmışım (üniversite konusundakiler buna dâhil değil). En başından beri tüm yazılarımı  okuyan ve bana eleştiri veya katkılarını ileten dostlarım var. Bu yazı, diğer okurlarla birlikte, onların da haklarıyla ilgili.

Okumak önemli bir eylem, tartışmaya gerek yok. Ama en güzel tanımı bence Pennac yapmış: ”Her okuma bir direnme eylemidir. Neye karşı direnme? Bütün sıradanlıklara.”... Devamı için tıklayınız

Bazı bilim dalları, örneğin işletme veya halkla ilişkiler, gerici olarak nitelendirilebilir mi? Öyle ya, örnek verdiğim bu iki disiplin de, var olan sistemin devamı için çalışmıyor mu? Sadece devamı için değil, açık söylemek gerekirse, üretimin ve sömürünün artması için uğraşmıyor mu? O zaman gerici demek gerekmiyor mu?

Siyaset biliminde felsefi düşünce yerine deneysel yöntemi kullanmayı tercih eden ve “Toplum Bilimlerinde Araştırma Yöntem ve Teknikleri” isimli kitabın da yazarı olan... Devamı için tıklayınız

Ünlü bilim felsefecimiz Cemal Yıldırım bilime öncülük etmiş kişileri üçe ayırır: 1- Deneysel çalışanlar (örneğin, Curie, Faraday), 2-Kuram oluşturanlar (örneğin, Darwin, Einstein) ve 3- Pratik sorunlara çözüm arayanlar (örneğin, Pasteur). Bu sınıflamaya girmeyen tek bir öncü olduğunu da ekler: Francis Bacon. Yıldırım’a göre Bacon, “bilinen anlamda bir bilim adamı olmaktan çok, kendisine özgü yaklaşımıyla bir bilim yorumcusu, öngördüğü bilgi dünyasını kurma misyonuyla tabuları kırma savaşımı... Devamı için tıklayınız

Hangi sıklıkta, hangi konuda yazarsanız yazın, hep üzerinizde gündemin baskısını hissedersiniz ve tam olarak istediğiniz konuda yazamazsınız. Gerçekten de, seçimler sırasında enstitüler, Suriye krizi sırasında Lısenko üzerine yazmak kolay değildir. İşte sırf bu baskıyı hafifletebilmek amacıyla soL portal, güncel yazıların dışındakileri bloglara kaydırmaya karar vermişti. Bence yerinde bir karardı ama bu sadece editörün çabasıyla aşılabilecek bir sorun değil gibi; böyle bir karar ülke gündemi... Devamı için tıklayınız

Kurbağanın sindirim sistemini bilmek ne işe yarar?   İçinde bulunduğumuz coğrafya ve dolayısıyla kültür içerisinde bilim karşıtlığı formülasyonunda en sık kullanılan soru bu olsa gerek. Elbette çok ciddi bir keşif yapmış ya da konuyu etraflıca düşünmüş birisi edasıyla bu soruyu soranlarla değil asıl sorunum; sorunum sorunun arkasındaki mantıkla.

Benzer soruyla, “logaritma ya da trigonometri bakkaldan alışveriş yaparken ne işime yarar?” şeklinde de karşılaşılıyor.

Kurbağanın... Devamı için tıklayınız

Geçen ay içerisinde Prof. Dr. Cem Terzi’nin hazırladığı “Bilim ve Toplum” isimli kitabı okudum. Aynı adla Hayat Televizyonunda yayınlanmış olan programların, sanırım bir kısmının, dökümlerinden oluşuyor. Kanserden tüp bebeğe, evrim kuramından matematiğe kadar toplam 11 bilimsel konunun ele alındığı kitabın diğer popüler bilim kitaplarından önemli bir farklılığı hemen göze çarpıyor: bu da her konunun toplumsal bağının kurulmaya çalışılması. Sunuş yazısında Aydın Çubukçu’nun da belirttiği gibi... Devamı için tıklayınız

Sovyetlere ve Stalin’e karşı saldırıda en çok kullanılan kişiler kimlerdir diye sorsanız, herhalde herkes ilk üç içerisinde Trofim Denisoviç Lısenko’yu sayacaktır. Şöyle olduğu anlatılır: “Bir bitki genetikçisi olan Lısenko çevrenin kalıtım üzerine etkisini fazlaca önemsemektedir. Bu görüşlerini proletaryanın bilimi olarak öne sürüp, Stalin’in desteğini arkasına alarak başta Nikolai Vavilov olmak üzere bütün rakiplerini saf dışı bırakmış, hapse yollamıştır. Sonrasında kendi görüşleri tüm... Devamı için tıklayınız

Bilimin bu gün geldiği yerde belki de tartışılmayan tek nokta, bilimin sermayenin çıkarları doğrultusunda yol aldığı gerçeğidir. Hangi bilimci, buna sosyalist olanlar da dâhil, hangi dürtüyle bilimle uğraşırsa uğraşsın son tahlilde bilimi kullanan egemen sınıf, yani sermaye olur. Aslında burada ciddi bir yabancılaşma söz konusudur.

Peki, bu öngörülemeyen bir durum muydu? Sığ bir bakış açısıyla evet, ama 1850, 1865 yılları arasında, yani 150 yıl kadar önce bunu öngörenler de vardı:... Devamı için tıklayınız

Geçenlerde katıldığım adı “bilimsel” olan bir toplantıda araştırma görevlilerinden bir tanesi, Türkçede tam karşılığı olmayan ama yaklaşık olarak kansız kalma, kansız bırakma anlamına gelen Latince kökenli bir sözcük kullandı. Doğru bir kullanımdı. İster zaten kullanılmakta olan bu sözcüğü bilsin, isterse Latince’nin işlevsel yapısına hâkim olsun, olumlu bir durumdu. Garip olan, profesör unvanlı sözde bir bilimcinin “böyle bir sözcük yok” diyerek ve hakaret ederek karşı çıkmasıydı. Yani bu... Devamı için tıklayınız

Pages