‘Küba’nın Havarisi’: José Martí

Küba’yı çoğu zaman tropikal iklimi, sıcakkanlı insanları ve dansları ile özdeşleştiren biz Türkiyeliler bu Karayip adasının korkunç barbarlıklar ve soylu isyanlarla yazılmış tarihini bilsek de zihnimizdeki imge ile bu tarih arasındaki bağlantıyı kurmakta güçlük çekeriz. Küba halkının yumuşak huylu, insancıl, dost canlısı mizacı ile cellatlarına karşı inatçı direnişi arasında bir uyumsuzluk olmadığını anlamak için bu halkın harcını karan tarihe daha yakından bakmak gerekir.
Cumartesi, 17 Nisan 2010 15:54

Bir zamanlar kölelerinin isyanından ölesiye korkan efendilerin ve efendilerinin zulmüne duydukları öfkeyi kalplerinde taşıyan kölelerin ülkesi olan Küba’da insancıl ama asi ruhlu bir halk doğarken bazılarına çok ayrıcalıklı tarihsel roller düştü. Küba bu insanları hiçbir zaman unutmadı, adanın iki yüzyıla yayılan anti-emperyalist mücadelesi içinde, yaşadıkları sürece oynadıkları rolün ötesine geçen değerlere dönüşmelerini sağladı.

Öte yandan, Fidel Castro’nun 1953’te Moncada Kışlası baskınından sonra çıkarıldığı mahkemede yaptığı ‘suçlayın beni, önemli değil tarih beni beraat ettirecektir’ sözleriyle sonlanan ünlü savunmasına ruhunu veren tek bir kişi vardı: ‘Küba’nın Havarisi’, José Martí. (1)

Nereden bakılsa çok istisnai bir kişiliktir José Martí. Çok az insanda görülebilecek bir zeka ve olgunluğa sahiptir. Bir dehadır. Büyük bir şairdir. Fikir ve siyasi hayatı 13 yaşında başlar 16 yaşına geldiğinde On Yıl Savaşı (2) denilen Kübalıların İspanya’ya karşı ilk ciddi kalkışmalarında sömürge yönetiminin zulmüne uğramış bir özgürlük savaşçısıdır. Sımsıkı sarıldığı yurtsever, eşitlikçi ve özgürlükçü ilkeler bu dönemde şekillenir ve hayatı boyunca ona rehberlik eder. Sömürge yönetimi tarafından bir süre Küba’da tutsak tutulur, daha sonra aklının başına geleceği ve İspanya Krallığına sadakatini tazeleyeceği umuduyla Madrid’e sürülür. Martí oturduğu öğrenci evinin balkonundan Küba bayrağını sallandırarak kararlılığını ortaya koyar. Hukuk okur İspanya’da. Sürgündeki diğer Kübalılarla temas kurarak onlara devrimci fikirlerini aşılamaya çalışır. İspanyolların Küba'da siyasi hükümlülere nasıl eziyet ettiğini anlatan broşürü ses getirir.

1875’te Meksika’ya gitmek üzere İspanya’dan ayrılır. 1880’de New York’a yerleşene kadar Latin Amerika’da çeşitli ülkelerde kalır, bu ülkelerdeki diktatörlüklerin baskıları nedeniyle uzun süre buralarda barınamaz. 1878’de Havana’ya gitse da, ancak bir yıl kalabilir. Kübalı reformcular arasında da kabul görmeye başlayan tedrici özerklik politikalarına karşı çıktığı için yeniden İspanya’ya sürülür. Göç ve sürgünle geçen bu yıllarda Martí’nin çok yönlü entelektüel kişiliği gelişir bir gazeteci, şair ve deneme yazarı olarak olağanüstü üretkenliği ortaya çıkar.(3) Latin Amerika’nın çeşitli gazetelerine Latin Amerika birliği, sömürge karşıtı mücadele ve Küba’nın bağımsızlık savaşı ile ilgili düzenli yazılar yazar. Entelektüel yönü ile siyasi faaliyetleri iç içe geçmiştir. Diğer insanların yüreklerini ve bilinçlerini rahatça etkisi altına alan müthiş karizması ve güçlü kalemini Küba Devrimi’nin hizmetine vakfeder.

Daha rahat çalışma koşullarına kavuştuğu ABD’de silahlı bir ayaklanmanın öncü örgütü olarak Küba Devrimci Partisi’nin kuruluşuna girişir. Pek çoğu tütün işçisi olan Tapma ve Key West’teki göçmen topluluğunu örgütler. Parti programı ABD’de oluşturulan yurtsever kulüplerde, Latin Amerika’nın çeşitli ülkelerindeki Kübalı göçmenler tarafından büyük ölçüde onay görür. Partinin yayın organı Patria yurtsever güçlerin uyum sorunlarının giderilmesinde önemli bir rol üstlenir. José Martí ırk farklılıklarından kaynaklanan düşmanlıkların, anayurttaki ve yurtdışındaki Kübalılar arasındaki yabancılaşmanın, On Yıl Savaşı’nın deneyimli savaşçı önderlerinde görülen yılgınlığın üzerine ateşli konuşmaları, güçlü yazıları ve birebir ikna çabaları ile gider.

1890’lı yılların ilk yarısı Ada’da silahlı bir kalkışma için yapılan hazırlıklarla geçer. Martí 1892’den itibaren tüm gücüyle mali kaynaklar oluşturma, savaşçı güçleri örgütleme, ayaklanma için kamuoyu yaratma işlerine yoğunlaşır. 1895 başında Küba’nın İkinci Bağımsızlık Savaşı’nın fitili ateşlendikten az sonra Küba’ya geçer. Bağımsızlık Savaşı’nın Maximo Gomez ve Antonio Maceo ile birlikte üç önderinden biridir. Ancak Küba’ya geçtikten kısa bir süre sonra, Maceo ile birlikte Oriente eyaletinde bulundukları kamp İspanyol güçlerince keşfedilir. Martí girdiği çatışmada ölür.

Küba’nın İkinci Bağımsızlık Savaşı, Martí’nin ABD’nin yeni gelişen emperyalist güdülerini ve Latin Amerika üzerindeki emellerini kavradığı dönemde işaret ettiği tehlikenin gerçekleşmesi ile sonuçlandı. ABD bağımsızlık savaşının sonuna doğru ‘olgun meyve teorisi’nin (4) doğrulanamadan Küba’nın İspanya’dan bağımsızlığını elde edeceği endişesine kapılmış, bir provokasyon yaratarak İspanya’ya savaş açmış, İspanya’ya karşı Kübalıların yanı sıra savaşmıştı. Sonuçta Kübalıların egemenlik haklarını hiçe sayarak 1899’da adaya yerleşti.

1959’da Küba Devrimi fiili işgali 19. yy sonunda başlayan ABD emperyalizmine karşı kazanıldı. José Martí ülkesini bekleyen tehlikeyi önceden gören, olgun meyve gibi ABD’nin kucağına düşmeden İspanya’dan bağımsızlığını kazanması için hayatını ortaya koyan fakat misyonunu tamamlayamadan düşen büyük bir savaşçıydı. Bağımsızlık için tüm ulusun birliği fikrini savunsa da, ezilenlerden ve yoksullardan taraf olduğunu her fırsatta dile getiren radikal bir burjuva devrimcisiydi. Küba’nın özgürleşmesi sorununu eşitlik idealinden ayrı görmese de, siyasi fikirleri bu ikisini bir araya getirecek programatik bir temelden yoksundu. Yine de, daha sonraki devrimci kuşaklara devrolan ödünsüz yurtseverliği ve devrimci ahlakı 1959’un mimarlarının da en büyük ilham kaynağı oldu.

Birbirinden çok farklı iki Amerika’nın varlığına dikkat çekti. Gringoların Amerikasına karşı ‘Bizim Amerika’nın (5) birliğinin savunucusuydu. Bugün kıtada gelişen birlikçi politikaların üzerinde José Martí’nin aynı düşmanın zincirleriyle birbirine bağlanmış, ortak bir dil ve kültürü paylaşan Latin Amerika halklarının geleceği için ürettiği fikirlerin izlerini görmek mümkün.

Gözde Kök

(1) ‘Havari’ José Martí için Kübalıların yaygın olarak kullandıkları bir kelimedir.
(2) 1868-1878 yılları arasında gerçekleşmiştir.
(3) José Martí’nin 27 cilt tutan toplu yapıtlarının büyük bir bölümü, New York’a yerleştiği 1880 yılından öldüğü 1895 yılına kadar 15 yıl içinde yazılmıştır.
(4) 1823’te ABD dışişleri bakanı tarafından ortaya atılan teoriye göre İspanya’nın elinden çıkan Küba, olgunlaşan bir meyvenin ağaçtan düşmesi gibi ABD’nin kucağına düşecekti.
(5) Bizim Amerika (Nuestra América) José Martí’nin ünlü bir makalesinin başlığıdır.