“Küba Devrimi ilerlemeye devam edecek”

Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parilla, 27 Eylül 2010 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitaben gerçekleştirdiği konuşmasında Küba ve dünya için önem taşıyan pek çok konuya değindi. Parilla, konuşmasına “Küba Devrimi, halkımız tarafından özgürce seçilen yolda boyun eğmeden ve inatla ilerlemeye devam edecek” sözleriyle son verdi.
Pazartesi, 04 Ekim 2010 01:48

Sayın Başkan,

Dün, Başkomutan Fidel Castro’nun bu salonda gerçekleştirdiği ilk konuşmasının tam 50. yılıydı ve konuşma şu unutulmaz cümleyi içeriyordu: Yağmanın felsefesi kaybolduğunda savaşın felsefesi de kaybolacaktır!

Sayın Başkan,

O zamanki dünya liderlerinin “gelecek kuşakları savaş felaketinden korumak” amacıyla Birleşmiş Milletleri kurabilmesi için, İkinci Dünya Savaşında altmış milyon kişinin ölmesi gerekti.

Bugün, o kuşağın çocukları ve torunları insan neslinin yok olma riskiyle karşı karşıya olduğunu fark ediyorlar. Birkaç on yıl içinde, gezegenin yaşam koşullarındaki bozulma geri dönüşsüz bir noktaya gelecek. Aynı şey, nükleer cephanenin küçük bir kısmının kullanılması durumunda birkaç saat içinde de olabilir.

San Francisco’da Birleşmiş Milletler sözleşmesini hazırlayanlar, küresel ısınma ve nükleer kışın şu anda oluşturduğu tehdidi hayal bile edemezdi.

Biz burada müzakere ederken, Fidel Yoldaşın işaret ettiği gibi, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail gibi dünyanın güçlü ve etkili kuvvetleri İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı bir nükleer saldırı başlatmanın zeminini hazırlıyorlar. Kendi hesabına Güvenlik Konseyi de bu tehlikeyi önleme yanılsamasıyla, hukuksuz bir şekilde bir grup ülke tarafından uygulamaya konulan tek taraflı yaptırımlarla birlikte İran ekonomisini boğmayı hedefleyen yaptırımlar hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Direktörü tarafından yakınlarda yayınlanan, siyasi açıdan taraflı rapor gerilimleri artırdı ve savaşı tırmandırmanın mazeretlerini hazırladı.

Hayata geçmesi durumunda, bu saldırganlık İran halkına karşı bir suç anlamına gelecek ve barış ve Uluslararası Hukuka karşı kesinlikle nükleer çatışmaya dönüşen bir saldırı halini alacaktır. Milyonlarca hayata mal olacak ve çevre, ekonomi ve dünya istikrarı açısından hesaplanamaz bir etkiye sahip olacaktır.

Kim neye güvenerek aksini iddia edebilir? Şimdiki olayların seyrinin gezegeni Orta Doğu'da bir silahlı çatışmadan uzaklaştıracağı nasıl teyit edilebilir?

Bu tehdit, krizden en fazla sorumlu olan ülke kendi tasarımlarını başkalarına dayatma becerisine yaslanırken, Güvenlik Konseyi'nin kapasitesine güvenmek için fazlasıyla ciddidir.

Irak ve Afganistan savaşları, bir ya da birkaç hükümete, ne zaman savaşı engellemek üzere tüm diplomatik yolların tüketildiğine karar verme, ne zaman silah kullanımının önlenemez olduğunu belirleme, ne zaman yüz binlerce ya da milyonlarca insanın ölümünün ve gezegendeki büyük bir bölgenin ya da tüm gezegenin istikrarsızlaştırılmasının kaçınılmaz olduğuna karar verme yetkisinin verilemeyeceğini göstermiştir.

Yaptırımlar, kuşatmalar ve çatışma uluslararası barış ve güvenliği korumanın yolu değildir. Tam aksine, savaşı engellemenin tek yolu, diyalog, müzakere ve devletlerin eşit egemenliği ilkesine bağlılıktır.

Küba, barışçıl bir çözüm bulmaya çalışan Çin, Rusya, Brezilya ve Türkiye gibi ülkeler tarafından yürütülen çabaları takdir ve teşvik etmekte ve uluslar arası toplumu bu inisiyatifleri desteklemeye davet etmektedir. Bu çabaları resmi olarak desteklemek bu Genel Kurulun görevidir.

Birleşmiş Milletler radikal bir şekilde reforme edilmeli ve Genel Kurulun yetkileri yeniden tesis edilmelidir. Güvenlik Konseyinin baştan kurulması şarttır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve bütün üye devletlerle birlikte, UAAEK da dâhil olmak üzere tüm diğer uluslar arası kurumların üst düzey yetkililerinin, açık direktiflerle ifade edilen ve BM sözleşmesi ile işleyiş kurallarına uygun olarak kabul edilmiş bir görevleri vardır.

Nükleer silahların oluşturduğu tehdit ancak tümden ortadan kaldırıldıkları ve kullanımları tamamen yasaklandığı durumda ortadan kalkacaktır. Nükleer silahların yaygınlaşmaması etrafında dönen çifte standart ve siyasi çıkara dayalı manipülasyonlara, bir ayrıcalıklılar kulübünün varlığına ve Güney ülkelerinin nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanım hakkının reddedilmesine son verilmelidir.

Asıl nükleer güç olan Amerika Birleşik Devletlerinin, bizi belli bir süre içerisinde bu tür bir tehditten kesin olarak kurtarabilecek, yasal olarak bağlayıcı anlaşmaların görüşülmesini engelleme tavrına son vermesini talep ediyoruz.

Bu çabaları ileriye götürmek üzere, Bağlantısızlar Hareketi dikkate alınmayan bir öneride bulundu. Bu öneri, nükleersiz bölgelerin yaratılmasını içeren bir eylem programıdır. Böyle bir girişime tek itiraz eden ülkenin İsrail olduğu Orta Doğu’da nükleersiz bölgelerin yaratılması zorunludur. Bunun başarılması, bölgede çatışma ve nükleerin yaygınlaşması tehdidinin bertaraf edilmesine ve uzun süreli barışın sağlanmasına gerçek bir katkıda bulunacaktır.

Konvansiyonel silahların ölümcül gücü ve devam eden gelişimi veri alındığında, genel ve bütüncül silahsızlanma için de mücadele etmemiz gerekecek.

Sayın Başkan,

Pakistan, Orta Amerika ve farklı enlemlerde yer alan birçok ülkeyi etkileyen seller, Rusya’yı vuran kuraklık ve aşırı yüksek sıcaklıklar iklim dengesizliklerinin risklerini hatırlatan trajik olaylardır.

Böyle ciddi bir risk karşısında, bir sonraki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Tarafları Konferansı'nda somut ve yasal olarak bağlayıcı anlaşmaların kabul edilmesini engelleyebilecek hiçbir bencil çıkar ve dar siyasi gündem galebe çalmamalıdır. Küresel ısınmanın asıl sorumlusu olan gelişmiş ülkeler daha iddialı sera gazı emisyonu azatlımı hedeflerini kabul etmeli ve Kyoto Sözleşmesi ve Protokolü ile ortaya konulan çerçeveyi yok etme çabalarından vazgeçmelidirler.

Sanayileşmiş ülkelerin hükümetleri, Kopenhag’da acımasızca bastırılan ve sadece beş ay önce Cochabamba’da Toprak Ana’yı savunmak üzere bir araya gelen sivil toplum örgütü ve toplumsal hareketlerin meşru taleplerine kayıtsız kalırlarsa ya da yeniden suçu gelişmekte olan ülkelere atarak dünya kamuoyunu yanıltmaya çalışırlarsa, son derece sorumsuz bir şekilde hareket etmiş olacaklardır.

Sayın Başkan,

Bir mücadele vermekte olan Venezuela için topyekün uluslararası dayanışma talep ediyoruz. Dün gerçekleştirilen parlamento seçimlerinin ardından elde edilen zafer, halkın ezici çoğunluğunun, ABD’nin müdahaleleriyle ve oligarşik grupların ve medya şirketlerinin yürüttükleri karalama ve dezenformasyon kampanyalarıyla baş eden Devlet Başkanı Chavez’e ve Bolivarcı Devrim’e verdiği desteğin kanıtıdır.

Şimdi artık TV kameralarının Haiti’yi terk ettiği bu dönemde uluslararası yardım konusunda verilen sözlerin tümünün gerçekleşmesi çağrısında bulunuyoruz. Haiti’nin asil halkı ülkenin yeniden inşası için kaynağa, kalkınma için kaynağa ihtiyaç duymaktadır.

Sayın Başkan,

Amerika Birleşik Devletleri hükümeti, Küba’nın barış, saygı ve eşit egemenlik ikliminde bir arada yaşama arzusundan haberdar durumdadır. Bunu resmi olarak açıkça ifade ettik ve aynı şeyi bugün burada Devlet Başkanı Raul Castro adına tekrar ediyorum.

Küba’nın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Uluslararası Hukuk ve Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkeleri temelinde ilişkilerini geliştirmelerinin bu ülkelere aralarındaki pek çok farklılığı gündeme alma ve diğer pek çoğunu da çözüme ulaştırma fırsatını tanıyacağına kuvvetle inanıyorum. Keza bu durum bölgemizin karşı karşıya bulunduğu sorunları çözme çabamız için uygun bir atmosfer yaratılmasına hizmet edecek ve aynı zamanda halklarımızın her birinin çıkarlarının ileri taşınmasına büyük katkıda bulunacaktır.

14 Temmuz 2009 tarihinde Başkan Obama yönetimine sunduğumuz ve tam bir yıl önce bu konferans salonundan kamuoyuna duyurduğum diyalog gündemi ve ikili işbirliği girişimlerimiz henüz yanıtlanmış değildir.

ABD hükümeti, ikili gündemin temel yönlerini ele alma isteğini henüz göstermemiştir. Dolayısıyla, gerçekleştirilen resmi görüşmeler kayda değer bir ilerleme sağlanmaksızın bazı özel hususlarla sınırlı kalmıştır.

Bizzat Amerika Birleşik Devletleri içinde bile yaratılan beklentilere karşın ABD hükümeti, Küba’ya yönelik politikasının en akıl dışı ve herkes tarafından reddedilen yönlerini bile düzeltme eğiliminde görünmemektedir.

İkili ilişkilerimizin temel unsuru, ABD hükümetinin ülkeme doğrudan veya kendi yasalarının sınır ötesinde uygulanması yoluyla dayattığı ekonomik, ticari ve finansal ablukadır. Abluka, 18 adet BM Genel Kurul kararına konu olmuş ve bütün üye devletlerin neredeyse oybirliğiyle destekledikleri bu kararlarda ablukanın ortadan kaldırılması çağrısı sürekli olarak yinelenmiştir.

Bununla birlikte, söz konusu ülkenin Devlet Başkanının gerçek bir değişim yaratmak için yeterli yetkiye sahip olduğu ve bunun için ABD halkının çoğunluğunun kuvvetli desteğine güvenebileceği bilinmesine karşın, son iki yıl boyunca ablukada ve Küba’yı hedef alan yıkıcı politikada hemen hiçbir değişiklik gerçekleşmemiştir.

Küba’ya seyahat etmek, bütün Amerikan yurttaşları ve o ülkede yaşayan yabancılar için yasadışı olmaya devam etmektedir.

Küba ürünlerinin veya Küba’ya ait komponent veya teknoloji içeren ürünlerin Amerika Birleşik Devletleri’ne satışı mümkün olmamaktadır.

Pek az istisnayla birlikte, Küba’nın Amerika Birleşik Devletleri’nden veya başka ülkelerden Amerikan girdi veya teknolojisi barındıran herhangi bir ürün satın almasına izin verilmemektedir. ABD dolarıyla yapılan finansal işlemler, Küba’yla bağlantılı olsun veya olmasın, haczedilebilmekte veya dondurulabilmekte veya ilgili bankalara para cezaları kesilebilmektedir.

Ablukayla ilgili ticaret yasalarını ihlal ettikleri gerekçesiyle ABD’li ve yabancı şirketlere milyonlarca dolarlık para cezaları kesilmiştir.

Bunun yanı sıra ve uluslararası kurallara aykırı bir şekilde Küba’nın radyo-elektrik alanı ihlal edilmeye devam etmektedir radyo ve TV yayınları kullanılmaya ve ülkemde siyasi istikrarsızlık yaratmak amacıyla milyonlarca dolarlık federal fonlar tahsis edilmeye devam etmektedir.

Küba topraklarının bir kısmına Amerika Birleşik Devletleri tarafından el konulmuş ve ABD, Guantanamo’da Uluslararası İnsani Hukukun yetki alanı dışında bir işkence merkezine dönüştürdüğü bir askeri üs kurmuştur.

ABD’nin Küba’ya yönelik “Küba Uyarlama Yasası”na dayalı göç politikası, yasadışı göçü teşvik eden ve insan hayatını tehlikeye atan, siyasi güdümlü bir istisna oluşturmaktadır.

Küba’nın düzmece ‘uluslararası terörizmi destekleyen ülkeler listesi’ne dahil edilmesi tümüyle ahlak dışıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde on iki yıldır siyasi mahkum olarak tutuklu bulunan Beş Kübalı terör karşıtının derhal serbest bırakılması talebimiz ve bu doğrultudaki evrensel çağrı gayet iyi bilinmektedir. Onların serbest bırakılması, Başkan Obama’nın yarı küremizde terörizmle mücadeleye gerçekten niyetli olduğunu gösterecek bir adil eylem olacaktır.

ABD Başkanı’nın, elli yıl süren ve başarısızlığa uğrayan Soğuk Savaş’ın bir kalıntısı olan soykırım politikasını düzeltmek gibi tarihsel bir fırsatı hâlâ bulunmaktadır. Böylesi bir kararlı girişimin yegâne sonucu, kendisine değişim adına oy verenlerin ve her yıl bu doğrultuda oy kullanan uluslar topluluğunun desteğinin artması olacaktır.

Koşullar ne olursa olsun Küba Devrimi, halkımız tarafından özgürce seçilen yolda boyun eğmeden ve inatla ilerlemeye devam edecek ve Marti ve Fidel’in fikirlerine uygun bir şekilde, “topyekün adaletin sağlanması” çabalarına ara vermeyecektir.

Çok teşekkür ederim.