Sayfa yolu
Tatlısu kaynaklarını tuzlanmadan korumak mümkün
bilimsoL - Zeynep Ersoy
Yayın Tarihi: 29.06.2016 , 15:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Tarım ve su kaynakların aşırı kullanılması gibi insan kaynaklı aktiviteler tatlısu ekosistemlerinde çözünmüş inorganik tuzların yoğunluğunun artmasına neden oluyor. Artan tuzluluk insan sağlığına zararlı etkileri olmasının yanı sıra, insan kullanımı için su arıtımın maliyetini arttırıyor ve su arıtımı altyapısına zarar veriyor. Ayrıca, tatlısu biyoçeşitliliğini, ekosistem faaliyetleri ve balıkçılık gibi ekosistem servislerini olumsuz yönde etkiliyor.
Su kalitesi yasa ve yönetmeliklerinde, sadece içme ve sulama suyu için tuzluluk hedef değerleri belirleniyor. Fakat, bu hedef değerlerin sağlanması aynı zamanda biyoçeşitliliğin de korunduğu anlamına gelmiyor. Örneğin, içme ve sulama sularında 2 mS/cm iletkenlik değeri (tuzluluk birimi) kabul edilebilir bir değerken, bu değer tatlısu ekosistemleri için ölümcül olabiliyor.
NASIL KORUNUR?
Cañedo-Argüelles ve arkadaşları Science’da yayımladıkları makalede, her iyon ve iyon karışımı için ayrı tuzluluk standartları koymanın ve uygulamanın tatlısular ve sağladıkları ekosistem servislerini korumak için önemli olduğunu vurguluyor.
Ekolojik kriterlere göre tuzlanmayı önleme girişimleri ABD ve Avustralya’da toplam tuzluluğa yönelik eşik değerlerini içeriyor. Fakat, bu önlemler bile tatlısu ekosistemlerini korumak için yeterli değil. Çünkü aynı miktarda toplam tuzluluğa sahip olsalar bile farklı iyonik karışımlara sahip olan tuzların tatlısular üzerinde farklı etkileri var.
Tatlısular için klorid yoğunluğu sınır değeri sadece Kanada ve ABD’de yasalarla belirli. Magnezyum, bikarbonat gibi diğer iyonlar toksik etkilerine rağmen hiçbir ülkede herhangi bir sınırlamaya tabi değil.
Gelecekte artan tatlısu talebi, artan tatlısu kaynak kullanımı ve insan kaynaklı etkinlikler, yerüstü sularının tuzları seyreltme kapasitesini azaltacak. Tuzlanma, bazı bölgelerde artan buharlaşma, azalan yağış ve kıyı tatlısu ekosistemlerine deniz tuzu karışması gibi iklim değişikliği etkileriyle şiddetlenecek.
STANDARTLAR NELER OLMALI?
Cañedo-Argüelles ve arkadaşlarına göre tatlısularda tuzlanmanın önüne geçebilmenin yolu iyon spesifik standartlar belirlemekten geçiyor. Ekolojik olarak anlamlı standartların belirlenmesi ise 4 aşamadan oluşuyor:
- Standartların uygulanacağı sulak alanların özelliklerinin saptanması: Her sulak alanın doğal tuzluluk miktarı denize yakınlığı, jeolojisi ve hidrolojisine bağlı olarak değişiyor. Bu yüzden, bölgesel standartların belirlenmesi, her bölgeye ve farklı tuzluluk miktarlarına adapte olmuş türlerin korunması için gereklidir.
- Her bölgedeki atık sulardaki spesifik iyonların kompozisyonlarının belirlenmesi: Spesifik iyonların belirlenmesi, atıkların azaltılması ve bunun sosyal ve ekonomik etkilerini belirlemek için önemlidir.
- Bu spesifik iyonların olası etkilerinin belirlenmesi ve eşik değerlerinin belirlenmesi: Arazi verisi ve deneysel çalışmalarla tuzluluğun ekosistem üzerindeki etkisi olası risklerin belirlenmesi için önemlidir.
- Standartların bilimsel olarak doğruluğundan ve herkes tarafından anlaşılabilir olduğundan emin olunup, maliyet yarar ilişkisinin kurulması: Toplumun bilgilendirilmesi ve sürece dahil edilmesi standartların uygulanması açısından önemlidir. Bu süreç, bilim insanları, yöre halkı ve karar vericiler arasındaki iletişimi arttırıcı ve sosyal öğrenmeyi destekler nitelikte olmalıdır.
Standartların belirlenmesi ve uygulanmasının yanı sıra tuzlanmayı önlemek için alınacak önlemler de mevcut. Daha az su kullanan tarım aktiviteleri ile tatlısulardaki tuzlanma azaltılabilir. Kışın buz çözücü olarak tuz kullanımının azaltılması veya alternatif çözücüler bulunması, noktasal kaynaklı tuz atıklarının azaltılması ve kontrol edilmesi bu önlemlerden sadece birkaçı.
Fakat, bu önlemlerin bir ya da birkaç tanesinin uygulanması bile çözüm sağlar nitelikte. Örneğin, tarımda gelişmiş sulama yöntemlerinin kullanılmasının Kolorado nehrine tuz akışını yılda 1,3 milyon ton azalttığı görüldü.
ÜLKEMİZDEKİ TUZLANMA TEHDİDİ
Ülkemiz tatlısuları ise Akdeniz iklim kuşağındaki çoğu sulak ekosistem gibi artan tuzlanma tehdidi ile karşı karşıya. Özellikle kurak yıllarda göllerin tuzluluk seviyelerinde artışlar görünüyor. Ülkemizin en önemli ve büyük tarım bölgelerinden biri olan Konya Kapalı Havzasının büyük bir kısmında hala salma sulama yöntemi ile sulama yapılıyor. Artan kaynak kullanımı nedeniyle azalan yeraltısuları, tuzlanmaya neden olurken, toprağı tarım için elverişsiz hale getiriyor.
Neyse ki, şu ana kadar dünyada tuzlanmadan kaynaklı çok fazla ekolojik felaket meydana gelmedi. Bu felaketlerden en bilineni bir zamanlar dünyanın en büyük dördüncü gölü olan Aral gölü. Gölü besleyen nehirlerin tarımda sulama için yönünün değiştirilmesiyle başlayan, gölün kuruması ve balıkçılığın çökmesine kadar varan bu ekolojik felaket aynı zamanda da bir uyarı niteliğinde.
Cañedo-Argüelles ve arkadaşlarına göre, uluslararası işbirliği ile bilim insanları, uygulayıcılar, sivil toplum örgütleri ve menfaat sahiplerinin birlikte katılımıyla tuzlanmanın sosyal, ekonomik ve ekolojik boyutlarının anlaşılması ve önlemler alınabilmesi mümkün görünüyor.
Kaynaklar:
1- Cañedo-Argüelles vd., 2016, Science, “Saving freshwaters from salts”, http://science.sciencemag.org/content/351/6276/914
2- Konya’da Suyun Bugünü Raporu, 2014, WWF Türkiye, http://awsassets.wwftr.panda.org/downloads/konya_da_suyun_bugnu_raporu.pdf
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.