Çürüyen Einstein mı bilim mi?

Özel bir üniversiteden gelen izafiyet teorisinin çürütüldüğü iddiasını İTÜ Fizik Bölümü öğretim üyelerinden Doç.Dr. Deliduman soL'a değerlendirdi.
Pazartesi, 22 Aralık 2008 10:02

soL (HABER MERKEZİ) Okan Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.Dr. Tolga Yarman geçtiğimiz Perşembe günü düzenlenen bir basın açıklamasıyla, Einstein'ın izafiyet teorisini çürüten yeni teorisinin deneyle kanıtlandığını iddia etmişti. Boğaziçi Üniversitesi &Oumlğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Arık'la birlikte çalışan Yarman'ın tezinin, Belarusya Devlet Üniversitesi'nde Prof. Alexander Holmetskiy yönetiminde yapılan deneylerin doğruladığı da verilen bilgiler arasındaydı. Okan Üniversitesi'nin internet sitesinde yayınlanan bildiride, adı geçen teorinin dünya çapında bir çalışma olduğu belirtiliyordu.

Avrupa Bilimsel Araştırmalar Merkezi'nde (CERN) yapılan parçacık deneyiyle ilgili olarak sabaha kadar yayın yapan basın, Yarman'ın çalışmasına o kadar ilgi göstermedi. Bilimsel gelişmelerin önemini kimin ve hangi kriterlere göre belirlediği konusunda akademi dünyasında çeşitli görüşler bulunuyor. İTÜ Fizik Bölümü öğretim üyelerinden Doç.Dr. Cemsinan Deliduman, Türkiye'deki bilimsel çalışmaların bugünkü konumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

soL Geçtiğimiz günlerde bir özel üniversitede yapılan basın açıklamasıyla Einstein'in izafiyet teorisinin çürütüldüğü iddia edildi. Bilimsel çalışmaların topluma duyurulmasında kriter nedir? Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cemsinan Deliduman Bilimsel çalışmaların sonuçlarının medya ortamında tartışılması ne yazık ki sadece ülkemize özgü değil. Batı da tam olarak sonuçlanmayan, bilimin o dalındaki büyük çoğunluk tarafından henüz doğruluğu ya da kullanılabilirliği kabul edilmemiş ve h&acircl&acirc spekülatif düzlemde bulunan birçok bilimsel sonuç medyada çoğu zaman sanki kesin olarak sonlanmış veya üzerinde herkesin fikir birliği varmış gibi aktarılıyor. Araştırma sonuçlarını bilimsel ortamdaki tartışmanın süzgecinden geçirmeden medya kanalıyla çok hızlı bir şekilde kamusal alana yayan bilim insanları bilim topluluğu içinde çoğu zaman alaycı bir dille eleştirilir. Bu tür medyatik bilim insanlarının kendilerini savundukları nokta da, böylece kendi dallarının reklamını yaptıkları ve bu sayede projelerine hükümetten veya diğer kurumlardan daha fazla maddi destek bulabildikleridir.

Kısaca bazı bilim insanları kapitalist düzene uyum sağlama konusunda daha beceriklidirler ve bu nedenle henüz tam olarak olmamış &ldquomeyveyi&rdquo satmaya çalışırlar. Ancak bu kısa dönemde o bilim dalı için parasal veya kurumsal destek olanaklarını artırsa da yapılan bilim klasik bilimsel kontrol süzgecinden geçmediği için neyin doğru neyin yanlış olduğu muğlaklaşmaktadır ve bu uzun dönemde bilime yarar değil zarar vermektedir. Bilim insanı sonuçlarını diğer bilim insanlarına anlatır, gazetecilere değil. Bu bilimsel sonuçlar ancak &ldquoevrensel doğru&rdquo seviyesine ulaştığında veya gerçekten endüstride kullanılmaya başlanıp bir yarar ürettiğinde medyayla paylaşılmalıdır. H&acircl&acirc spekülatif düzlemdeyken değil.

Ülkemizde bilim insanlarının çoğu kez yakındıkları bir gerçek Batılı bilimsel dergilerin onlara karşı önyargılı davrandıkları ve bilimsel çalışmalarını yayınlamakta Batılı meslektaşlarına göre daha fazla zorluk çektikleridir. Bu yakınışta bir miktar doğruluk payı vardır. Ama yine de bilim adamının görevi çalışmasını diğer bilim adamlarına kabul ettirmektir. Yaptığı doğruysa kesinlikle bunu bir noktada Batılı bilim insanlarına da kabul ettirebilecektir, Doğulu bilim insanlarına da. Kabul ettiremiyorsa da kendi ulusal hakemli bilimsel dergilerini oluşturacaktır.

Ülkemizde bunların hiçbirini yapmadan bazi bilim insanlarımız birden basının karşısına çıkıp, &ldquoBen Einstein'i çürüttüm&rdquo, &ldquoBen kayıpsız iletken keşfettim&rdquo, &ldquoBen dağı devirdim, çayı çevirdim&rdquo şeklinde doğruluğu muğlak, bırakın dünyadaki, kendi ülkesindeki bilim insanlarının dahi haberi olmadığı bir yeni bilgiyi sanki evrensel kabul görmüş gibi sunuyorlar. Ülkemizde bunu yapan bilim insanlarının genelde özel üniversitede çalışan bilim insanları olması da yukarıda bahsettiğim &ldquoreklam&rdquo konusunu aklıma getiriyor. Reklamın gerçekten iyisi kötüsü olmaz mı acaba? Batıdaki bilim insanının kaygısı kendi bilim dalının reklamını yapıp hükümetten aldığı desteği artırmaksa, ülkemizde de çalıştığı özel üniversiteye öğrenci çekebilmektir. Bu nedenle olmamış meyveyi de satmaya çalışabilirler, birkaç gün önce örneğini gördüğümüz üzere çürük meyveyi de.

Bu gelişmenin gerçekleştiği ve açıklandığı yerden baktığımızda, bilimin özel üniversitelerdeki durumu açısından, Türkiye nereye doğru gidiyor?

Hiç iyi bir yöne gitmiyor. &Oumlzel üniversitelerin hiçbirinin amacı bilim yapmak değil. Hepsinin amacı, daha çok öğrenci çekmek ve daha fazla öğretim ücreti toplamak. Bilim sadece reklam için yapılıyor. İyi denilen özel üniversitelerimizin yıllık belli sayıda makale şartı, kaliteyi değil sayıyı ön plana koymaları da bunun bir sonucu. Bu durumda iyi denilmeyen özel üniversitelere düşen de kendi &ldquodünyaca ünlü (!) profesörlerini&rdquo olabildiğince ön plana çıkarabilmek, bu sayede sanki tek bir kişiyle kimsenin yapamadığı bilimi yapabildikleri izlenimini oluşturmak ve öğrenci çekmek.

Ancak gecen Perşembe günü Okan Üniversitesi'nde yapılan basın toplantısı bende bu üniversitedeki öğrencilerin temel fiziği dahi doğru olarak öğrenip öğrenemedikleri şüphesini doğurdu. Medyada yer alan haberlerde okuduğum kadarıyla o basın toplantısında söylenenler &ldquobu insanlar ne dediklerinin farkında değiller&rdquo diye düşündürttü. Bu anlattıklarını derslerinde öğrencilerine de söylüyorlarsa durum sanıldığından daha da kötü demektir. Topla öğrencileri, al paralarını, iki tane basın toplantısı düzenleyip göz boya, sonra da çağdaş uygarlık seviyesine ulaş. Çok bekleriz.