9 sonuçtan 1 - 9 arası gösteriliyor
Cumartesi, 11 Aralık 2010 12:03
Asaf Güven Aksel

Hangi siyah-beyaz filmdi hatırlamıyorum, Ekrem Bora eve gelip öyle güzel ve pratik pişirmişti ki, o zamana kadar hiç sevmediğim sahanda yumurta hayatıma girivermişti. Sonra, yine emin değilim, “Angel Heart”ta mıydı, Sean Connery’nin haşlanmış yumurtayı soyuş tekniğini kapışım. Ve herkes gibi benim de “Kramer Kramer’a Karşı”da, yumurtayı tek elle kırmayı öğrenişim.

Cumartesi, 02 Ekim 2010 13:32
Asaf Güven Aksel

Daha önceleri de birçok kez kuşkulandığım olmuştu, ama, Trevanian’ın bir romanını okuduğumda, herkeslerden gizlediğim ve beni ayrıcalıklı kıldığını sandığım “süper gücümün” aslında olmadığını kavramıştım. “Yirminci Mil”in Matthew’u, o kılkuyruk Ruth’a sırrını açarken, beni de telefon kulübesinde üstünü değiştirirken basılan Clark Kent’e çevirmişti.

Cumartesi, 18 Eylül 2010 12:20
Asaf Güven Aksel

Referandumun herhangi bir seçimden farkı ne ki, partilere bölünmüş oyların iki öbekte toplanmış halini yansıtıyor diye, genel bir pozisyon belirlemeye varan değerlendirmelere yol açıyor? Yanıtı soruda var bunun zaten. İki öbek. Bu öbeklerde, bir genel seçimden farklı olarak, dağılım, blok oylardan ziyade, partiler arası geçişkenliği de, partiler içi ayrışmaları da ortaya çıkardı.

Cumartesi, 11 Eylül 2010 12:31
Asaf Güven Aksel

Açıkçası, şu an ne yazacağımı bilmeden geçtim klavyenin başına. Üstelik, dar bir zaman var önümde. Birazdan yola çıkıp, Beyoğlu’na, Tünel’in oraya ulaşmam, arkadaşlarla buluşmam gerek. Referandum öncesi, son çağrıda bulunmak için yürüyeceğiz. “Hayır!” demeye son çağrı. Bugün 11 Eylül…

Cumartesi, 28 Ağustos 2010 10:30
Asaf Güven Aksel

80’li yılların Cumhuriyet gazetesi kesiklerini bir sebepten kurcalarken, aralarında, Behiç Ak’ın “Kim Kime Dum Duma”larını doldurduğum sarı bir zarfa denk geldim. Birinde, bir baba, oğlunu oturtmuş kucağına, anlatıyor: “Bak, artık hayatı belli bir bilinçle kavramayı öğrenmelisin. İşe diyalektikten başlamalısın. Şunu unutma, her şey, değişim içindedir.

Cumartesi, 21 Ağustos 2010 10:30
Asaf Güven Aksel

Yalandan kim ölmüş, “yıllık iznimin bir bölümünü kullandığımdan” gibi, hiç kısmet olmayan ama hep imrendiğim, haset ettiğim bir kalıbı kullanarak, son iki haftalık aksatmama, şekere bulanmış bir bahane uydurmakla başlayayım. Hem bu “tatil rehaveti”ne, hem “hafta sonu yazısı” aralık kapısına bağlayarak da, şöyle hafif birşeylerle geçiştirmenin yolunu yapayım…

Cumartesi, 31 Temmuz 2010 15:38
Asaf Güven Aksel

Avcı, tanımadığı bir köyün meydan kahvesinde çökmüş sandalyeye. Yıllardır birbirleriyle yaşamış adamların ortak anılarıyla sürüp gidiyormuş kahvede sohbet. Her biri, diğerinin anlattığı şeye göndermeyle, “onu dedin de aklıma geldi” deyip alıyormuş sözü. Avcı sıkılmış. Hiçbir anlatılan, ona fırsat yaratıp, av palavraları sıkmasına izin vermiyormuş. “Dan!” diye bağırmış dayanamayıp.

Cumartesi, 26 Haziran 2010 13:33
Asaf Güven Aksel

“Kapını bir gece ansızın polis vurmaz, bir tekmede kırmaz kilidi. Kapı yoktur, pencere yoktur, kilit yoktur, polis de yoktur. Pencere olarak yalnız İlhan Selçuk’un penceresi kalmıştır. İltica yoktur, sürgün yoktur. Ama ‘yüzüne sürgün olduğun’ o kocaman gözlü kadın sana karşıdan gülümsüyordur.”

Cumartesi, 10 Nisan 2010 13:19
Asaf Güven Aksel

Geçtik kuantum’undan ve muhtemelen sonrasından filan, temel fizik konularından bile hiç anlamam. ‘Temel fizik’ derken neyi kastettiğim de flu benim açımdan, ortaokul fiziği diyeyim, olası cahilane bir ifadeden kaçmak için.