Medyasız sol?

31/12/2010 Cuma
Medyasız sol?

Böyle giderse, önümüzdeki yıl büyük bir kırılmaya sahne olur. Fakat, Türkiye’nin iç sınırları da artık "makbul medyanın" manşetlerine girmiş bulunduğuna göre, böyle bir öngörü, öngörü bile sayılmaz. "Medya" dedik...

Türkiye solunun medyası ne olacak?

Bu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanıdır.

Kemal Okuyan’ın dünkü yazısını okuduğumuzda ("Türkiye solu basınla mücadeleye daha fazla kafa yormak durumunda"), bu medyayla Türkiye solunun ilişki kuramayacağını, içindeki bazı dostlarla kalan ilişkilerin de bir kurumsal ilişki anlamına gelemeyeceğini anlıyoruz. Doğrudur. Bu medyanın içinde solculuklarından kuşku duyulmayacak tek tük isimler yok değil. Ayrıca fazla solcu olmasa bile, dürüst birkaç kişi de bulunabilir. Ama bunların hepsi, bir büyük bataklığın içinde ve her türlü rezaletin ortağıdır. Bunu herhalde kendileri de biliyordur. Neyse, buraya şimdilik girmeyelim.

Vurgulamak istediğimiz husus, solun medya anlayışının yeni ürünlerle takviye edilmesi gereğidir. Daha önce de yazmış, Sözcü gazetesinin çeyrek milyona yaklaşan tirajıyla bir iştahı kışkırttığını hatırlatmıştık. Bundan böyle gazete çıkaracaksanız, sadece muhalif bir iş üzerinden bazı sayılara ulaşabilirsiniz. Günlük gazeteye çevrilecek Aydınlık, böyle bir iştahla yakından ilintili olmalıdır. İyi.

İyi de, sorun sosyalist solun kendi "sözde kırmızı çizgileri"ndedir. Nitekim, geçen yüzyılın başından kalmış tuhaf bir sözcük dağarcığıyla halkın önüne çıkmaktan söz etmiyoruz. Aslında soL Haber, bu çerçevede müthiş bir ders de verdi. Dostlarımız kızmasınlar, devrimci kanatta gördüğümüz BirGün ve Evrensel’in yaşadığı travma, tam da bu anlayışın sonucudur. Gerçi Hakan Aksay’lı BirGün’ü nereye koyacağımızı bazen bilemiyoruz ya, yine de Oğuzhan Müftüoğlu, Bülent Forta, asıl önemlisi Metin Çulhaoğlu’nun yazdığı bir gazeteyi elinizin tersiyle itemezsiniz. Evrensel’in ise durumu çok vahimdir. Ama.. Sonuçta sol gazetecilikten söz ediyoruz. Habercilik yapamayan, bildik sakızları çiğnemeyi gazetecilik sanan bir cücelikten. Taraf’ı, Radikal’i ve yazarlarını soldan sayacak değiliz.

Şunu söylemek istiyoruz: Olan bitene "devrimci yorum" getirmeyi, olan biteni "marksist" terminolojiyle ve mutlaka demokrasi eşliğinde yinelemek olarak anlayanlar egemendir eski solda. Bu âlemde yetişip gerçekten habercilik yapabilenler de, ilk fırsatta kapağı, en midesizleri Taraf ve Radikal’e olmak üzere, diğer büyük yayın organlarına atıyorlar.

Oysa, habercilik, ajanslardan gelen haberlere teslim olmak değildir. Ama o haberlerin tersini söylemek falan da değildir. Hatta bu ajanslardan gelen haberlerden bir haber çıkarmak da büyük bir iş değildir. Habercilik, sol habercilik, halkın gözü önünde olup bitenleri ve halkın yaşadığı hayatı, aynı halka gerçek ve cazip renkleriyle aktarabilmektir. Diğerlerini geçersiz kılabilmektir. Cumhuriyet, bu özelliğini uzun bir süredir yitirdi. Hele hele ekonomi, kültür sayfalarıyla falan kimse onu solda bir başvuru mercii olarak görmüyor yıllardır. Ama o gazetenin üstyönetiminin de kendisini devrimci solda görmek istediği falan yok. İçindeki tek tük solcular üzerine alınmasın...

Oysa o kadar çok şey değişti ki... Sol adına ne saçmalıklar yapıldığını, geçtiğimiz aylarda, son derece sevimsiz ve boş bir yayıncıyla çevirmeninin Lenin’i falan bir köklü yayınevimizin kitaplarından "yürüterek" yeniden basması ve bu kepazeliği terbiyesizce savunması sürecinde gördük. Zamanında "faş edilen" o rezaletin, tersinden ve başka boyutlarda bir benzerini de yine bir soL Portal yazarı açığa çıkardı. Bir kesim insana, meydanın boş olmadığını hatırlatmak gerekiyordu, onu yaptı. Che’nin sırt çantasına "Nutuk" konduranların, ki çıkması sivil toplum vurgunu yemiş karşıdevrimcilerimizden başka hiçbir solcuyu üzmezdi, belki gerçek mesajı alamadıklarını düşünebiliriz. Ama ondan daha önemlisi şu: Öyle aklınıza geldiği gibi, tüm cehaletinizle atıp tutamazsınız, yüzünüze vururuz, dikkatli olun, saçmasapan işlerle halkın yaşamına müdahale ettirmeyiz. Türkiye’nin entelektüel yaşamına sahip çıkan bir sol çoktan yetişmiş ve sürece el koymuş bulunuyor. Sayıları da çok...

Demek ki, Türkiye’de sol, marksizm adına her türlü şaklabanlığı ve şımarıklığı engelleyecek bir merci yetiştirmiş bulunuyor. Genç TKP’nin böyle bir temsil gücü var. Hem gücü, hem de sorumluluğu var ve bunun gereklerini yerine getirdiğine tanık oluyoruz. Daha açığı, şu: Bundan böyle Türkiye’de sol adına hiçbir adım bu genç müdahaleyi karşısına alarak atılamaz. Genç TKP’ye karşı adım atanlar solda kalamaz veya hiç adım atamaz, yerlerinde sayarlar. İkisine de sık sık rastlıyoruz. Türkiye siyasetinde "cirminden" çok daha büyük etki alanlarına sahip bir siyasal etkinlikle karşı karşıyayız. Bunun kabul edilmeye başlandığına da tanık oluyoruz. Fakat...

Fakat bir haber merkezimiz hâlâ yok. Bir haber ve araştırma fabrikasını, bütün dağıtım ağıyla hâlâ kuramadık. Belki bazı atelyelerimiz var, soL bunların en gürbüzü, ama genel bir koordinasyon sağlayacak ve bir gelir akımı da sağlayabilecek oluşumların eksikliği ortada. Halkla doğrudan bağlantı kurabilen, her gün aydınların ve aydın adaylarının, yani işçi sınıfının öncülerinin desteğini alabilen bir yayın grubumuz yok. Yapılan işleri küçümseyemeyiz. Örneğin, soL’un etkisi sanıldığından çok daha fazladır.

Ama bazı ek adımlar atmakta yarar var.

Anlaşılan BirGün de, Evrensel de bulundukları yerden ve kendilerine egemen anlayıştan memnunlar. Devrimci kanatta oldukları doğrudur, ama eski ezberlerden devrim falan çıkmayacağı, halkın da bu yayınlardan pek fazla bir şey almayacağını söylemek de doğrudur. Bu, dostlarımıza haksızlık anlamına gelmiyor. Öyle anlaşılmasın. Biz de işlerimizle her açığı kapatamıyoruz. Demek ki, bir ağ kurmamız gerek.

2011 dananın kuyruğunun kopacağı yıl olabilir iç savaş sürecinde yepyeni aşamalara girilecek ve hâlâ etkili bir haber fabrikası, o etkiyi yansıtan yayın organları hâlâ yok ortada. Elbette devrimci kanatta yapılmakta olanları yok sayarak, bir adım atmak da doğru olmaz. Bir şey getirmez. Ama onlarla işbirliği içinde, onların gediklerini kapatan ve bazı alanlarda onları ileriye çeken, bazı noktalarda da bizim ileriye çekileceğimiz bir müdahale alanı yaratmak zorundayız.

Mevcut sol siyasi yayınları da örnek alamayız. Cumhuriyet’in örnek alınması gerekmediği ise herhalde açıktır. Başka bir şey yapmak gerekiyor. Medyaya müdahale için mevcut sol medyanın "akil unsurlarının" bir ağ halinde örgütlenmesi gerekiyor. Bu, sıkı bir haber işbirliği ile başlayabilir.

Farklı bir yayıncılık yapılacaksa, haber ve analizlerin çok yaratıcı bir dil ve görsellikle işlenmesi şarttır. Bunu yapmamak/yapamamak, halkı, halkın yetişmekte olan genç öncülerini gıdasız bırakmak demektir. Bu dağınıklıkla bir sonuç alamayız. Birbirimize siftinerek hiç olmaz. Demek, başka bir noktadan başlamak gerekiyor...

2011 büyük dönüşümlerin, büyük yıkımların yaşanacağı bir yıldır, dedik. Burada kimseyi "Küçük dükkan hesabı yapma!" diye uyararak koruyamayız. Yeni adımlar atmak zorundayız. Felaketin içinde yürüyoruz madem, ışıksız bırakmak olmaz. Sol medya içinde de bir ağ, bir işbirliği ileriye çekici etkide bulunabilir.

Sonuçta etki alanlarımızı birleştirmek, birbirimize bayılmak falan değildir. Eleştirel yakınlığımız kalmalıdır. Ama İzzettin Önder hocamızın geçenlerdeki küçük vurgusu bile öğreticidir. Bu ülkede 800 bin veya 1 milyon komünistin, oyunu sandıkta bizzat ilan etmesi, ülke kaderinin dönüşme sürecine girdiğini gösterirdi. Yarım milyon satan yayın organları da bir temsil gücüne sahiptir. Parlamentoya girmeye falan gerek yok. Böyle bir dış güç odağı, "burjuvazinin ahırını" halkın gözünde işlevsizleştirmez miydi?

Bu medyadaki yerimiz ve atılımlarımız konusunda düşünmek gerekiyor. Yeni bir iş çıkarmak için halen yapılanların ortadan kaldırılması doğru değildir. Örneğin dostlarımızın günlük gazeteleriyle, bazı internet siteleriyle iletişim içinde bir sol haftalık derginin, ama gerçekten farklı ve "toplama" olmayan bir derginin, yapacağı çok şey var ve bunu yapacağız diye örneğin mevcut periyodik yayınların kapatılması gerekmiyor.

Başka bir şey gerekiyor.

Devrimci duruma uygun bir yayıncılık zamanı çoktan gelmiş değil midir?