Ergenekon ve 23 Haziran: Sadece Erdoğan mı kandırıldı?

03/07/2019 Çarşamba
Ergenekon ve 23 Haziran: Sadece Erdoğan mı kandırıldı?

Gezi dönüm noktası kabul edilebilir. 15 Temmuz’dan sonra bu durum sadece yoğunluk kazandı. Siyasetteki kabızlık halinden bahsediyoruz. 

Erdoğan iktidarının düzen siyasetinin kural ve teamüllerini fazlasıyla zorlayarak, rızayı tamamen kenara itip zora dayalı iktidarının uzatmalı devresinde bir dönem kapanıyor. 

Bu kabızlık halinin siyaseti tatsızlaştıran, tartışmaları kısırlaştıran bir tarafı olduğu açık. Esas meselenin Erdoğan iktidarının akıbeti olmadığını, sadece ona odaklanmış, sadece onu önceleyen siyaset anlayışının hem yeniden rol almaya talip en az onun kadar suçlu eski aktörleri aklamaya, hem de ülkenin başına gelen tüm kötülüklerin kaynağı olan düzeni temize çekmeye yarayacağını söyleyip durduk. Durduk da, adam da oturduğu yerde oturduğundan anlaşmakta biraz zorlanmadığımızı kimse iddia edemez.

Neyse ki ilhamını önce teoriden, sonra sokaktan ve örgütlerimizden alan siyasetimiz yüzümüzü yine kara çıkarmadı. Bir süre önce inanılmaz görünen Erdoğan’ın gücü tekelleştirdiği ölçüde çaresizleştiği ve güçsüzleştiği tezimiz doğrulanmış görünüyor.

Kabızlık hali dağılıyor, siyaset sıcak gelişmelere gebe. Tartışmaların, mücadelenin keyfinin arttığı bir sürece giriyoruz.

Böyle dönemlerin özelliğidir, TKP hep çok konuşulur. Çünkü böyle dönemlerde sermaye aklı düzen siyasetini yeniden tasarlarken, artık miadını doldurmuş önceki dönemden kalan ve yaygın rahatsızlık uyandıran bakiyeyi, düzen siyasetinin yeniden organize edilmesi için kullanır. Ama bu şikayet konularının kendi çizdiği çerçevenin dışına taşırılmamasına da çok dikkat eder. Eder ki, ipin ucu kaçmasın, müesses nizam tartışmaya açılmasın. İşte bu tür dönemler ideolojik mücadelenin en yoğunlaştığı anlardır. TKP’nin bu dönemlerde aldığı pozisyon genel eğilime çomak soktuğu, düzen siyasetini sorgulamaya açtığı, buna karşı örgütlenme çağrısını kuvvetlendirdiği için her zaman egemen sınıf için sorun olmuştur. 

Yıllar önce de böyle olmuştu, hatırlayalım.

İki gün önce bir mahkeme kararı açıklandı. Ülke tarihinin en büyük siyasi operasyonu sayılması gereken Ergenekon davasında mahkeme böyle bir örgüt olmadığına hükmederek sanıkların hepsini “örgüt üyeliği” suçlamasından beraat ettirdi.

12 yıl sonra... Bitmez denilen dava bitti.

Şimdi bir liste tekrar dolaşıma sokuldu, belki denk gelmişsinizdir. Ergenekon operasyonlarının derinleştirilmesini, bunun Türkiye’nin demokratikleşmesi için bir fırsat olduğunu söyleyen “aydınlar”ın listesi

Kimler yok ki... Bir kısmı açıkça işbirlikçiydi, kimisi liberal körlüğe tutulmuştu, kimi saftı. Ama ne önemi var, tarihe not düşüldü, bu suça ortak olundu. Solun ya da solumsuların desteği olmasa amaca ulaşamazlardı. Bu listeye eklenecek, bugün pek muhalif takılan ama adı duyulunca çok şaşırılacak başka isimler de var. Ama biz buraya eklemeyelim, merak eden dönüp bir baksın. Baksın ki, nasıl bir kuşatma ile karşı karşıya kalındığı görülebilsin. 

Dedik ya mesele Erdoğan değil diye, hakikaten değil. Sadece o “kandırılmadı” yani. Aslında kimse kandırılmadı.

Aynı tarihlerde, operasyonların henüz başında TKP’den yapılan açıklamada özet olarak şöyle deniyordu:

"İşleyen yargı süreci değil, AKP'nin gücünü emperyalist merkezlerden alan gerici operasyonudur. Gözaltına alınanlar da işledikleri suçlardan değil, AKP'ye muhalefet ettiklerinden, ABD projeleri konusunda itiraz ya da çekincelerini dile getirdiklerinden Ergenekoncu olarak nitelenmektedirler.

“Sol, kriz bütün kapitalist dünyayı sarsar, Ortadoğu'da çok önemli gelişmeler olurken, halkımızın önüne Veli Küçük, Sedat Peker, İbrahim Şahin gibi isimlerin atılmasıyla avunacak kadar zavallı, bu kadar siyasetsiz olamaz.

"Türkiye büyük bir felakete doğru sürüklenirken, AKP hükümetine açık ya da gizli destek olanlar, bu onursuzluğu kabul etmeyenleri faşistlikle itham edenler, tıpkı AKP hükümeti ve onun yandaşları gibi Amerikancı faşizmin liberal yol arkadaşlarıdır. 

"Mücadelemiz sermayenin, onun partilerinin, hükümetin, devletin ve onun içindeki çekişmelerin şekil veremeyeceği bir emekçi karakteri taşımadan AKP faşizminden, CHP gölgesinden ve liberal-milliyetçi geriliminin kanlı ve kirli tezgahından kurtulmadan başarıya ulaşamaz. TKP, bu ülkeye ve emekçi halka karşı sorumluluk hisseden herkesi piyasacılığa, gericiliğe ve işbirlikçiliğe karşı ortak bir tavır geliştirmeye, Ergenekon soytarılığının gerçek amacını teşhir etmeye çağırmaktadır. TKP, her durumda, üzerine düşeni yapacaktır" (8 Ocak 2008, soL Haber)

Bunca yılın ardından tek bir satırı bile güncellenmeye, elden geçirilmeye ihtiyaç duymayan bir açıklama. Hatta içinden geçtiğimiz döneme ışık tutmaya devam eden vurgular taşıyor.

Artık bir tarih, bugün mücadele eden kimi genç arkadaşlar için hatırlanması bile zor zamanlar. Öyleyse hatırlatalım, bahsettiğimiz dönemde TKP dışında kalan sol en fazla “yesinler birbirini” diyebilmiş, ama blok halinde bu operasyona destek olmuştu. Silivri önünde eylem yapanı mı, “Fırat’ın doğusuna da gidilsin” diyeni mi ararsınız... Herkes koltuğunun altında Fethullahçı Taraf gazetesiyle gezmeye pek meraklıydı. 

Düzen siyaseti operasyona tabi tutulurken, tam da bugünkü taktik izleniyor, önceki dönemin arızalı bakiyesi, operasyonu yapanların istediği doğrultuda kullanılıyordu. Darbelerle, işkencecilerle hesaplaşılacak, Kürtlere yapılan zulmün hesabı sorulacaktı. Böyle deniyor, bu oltaya gelinmesi isteniyordu. Gelindi de...

Bunlar haklı şikayetlerdi, ama TKP açıklanmasında dendiği gibi operasyonun amacı bambaşkaydı. Sermaye sınıfı, emperyalistlerle işbirliği halinde düzen siyasetini yeniden organize ediyordu: Sınıf diktatörlüğünü güçlendirmek, sömürü oranlarını artırmak, kuruluştan kaynaklanan bazı pürüzleri ortadan kaldırmak için. Boşuna değil, bugün koro halinde AKP’nin ilk döneminden özlemle bahsetmeleri. 

Gerisi sadece teferruattı. Teferruata takılıp büyük resmi göremeyenler bugün aynı tuzağa düşmüş durumdalar.

Benzer bir döneme giriyoruz. Yine bir dönemin bakiyesi, sermayenin sınırlarını çizdiği içerikle tartışılsın, ötesine geçilmesin, buna da herkes rıza göstersin isteniyor. Demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, normalleşme gibi içeriği muğlak, ideoloji ve siyasetten arındırılmış söylemlerle yumuşak bir geçiş olsun, herkes el ele tutuşsun, değişiklik görüntüsü altında süreklilik devam etsin isteniyor. Ama AKP döneminin en yıkıcı özelliklerinin zeminini oluşturan patron sınıfına sunduğu inanılmaz sömürü koşulları, tam da bu olabilsin diye artırılan dinci gericilik ve ülkenin değerlerinin emperyalizme peşkeş çekilmesi zinhar konuşulmasın, bundan geriye dönüş olmasın! 

Ama yok öyle yağma. İşte buradayız, kandırılamayanlar burada. TKP yine görev başında.