İslami sermayenin konsolidasyonu

19/02/2015 Perşembe
İslami sermayenin konsolidasyonu

Her burjuvazi en azından “bölgesel (alt) emperyalist” rolüne soyunmak ister. İlk defa “kapitalizmi rasyonelleştirmek” şeklinde 24 Ocak 1980 kararları sonrası ortaya çıkan ve 1991 ilk Irak savaşı esnasında siyasileşen –“bir koyup üç almak”- bu söylemin altı kısmen doldu. “İlk birikim” kısmen sağlandı. En azından ihracat yapılıyor ve bazı pazarlarda fiyat rekabeti sonucu alt/düşük teknoloji içerikli ürünlerde rekabet gücü kazanıldı. Artık sermaye de ihraç ediliyor. Hem sermaye ihraç ediliyor, hem de her türlü sermaye girişine ihtiyaç büyüyor.

Sermaye girişlerinin arttığı, cari açığın finanse edilmesinde sorun olmadığı, dış alemin tasarruflarını kullanarak rahatça yatırım yapılabildiği 2003-2005 döneminde “bundan sonra sırada ne var?” sorusu sorulabilirdi. Acaba bu dalgadan yararlanarak enerji-inşaat-turizm ivmesiyle bölgeye iyice nüfuz edip, dünyadaki ucuz döviz kredileriyle uygun bir sermaye/borç bileşimi kullanıp, kısmen “teknolojik içeriği yüksek” mallarda bile rekabet gücü kazanmaya yönelmek mümkün olabilir miydi?

“Eski burjuvazinin” bir türlü başaramadığını, din kardeşliğini de ideolojik kaldıraç olarak kullanabilecek olan “yeni burjuvazi” yapabilir miydi? 1967 Erbakan çıkışıyla ve 1970 MNP (Milli Nizam Partisi) kuruluşuyla varlığını siyasi alana açıkça taşıyan Anadolu “İslami sermayesi” artık çok büyümüş, yerleşik büyük sermaye ile ölçülebilir hale gelmişti. Hızla büyüyen ve siyasi etkisi doruğa çıkan, yükselen sermaye fraksiyonunun hayalleri de başlangıçta büyük olabiliyor. “Yeni Osmanlı”biraz da budur.

Fakat şu da var: On kere “ilk birikimi” sağlasanız bile bir türlü “son birikime” geçemeyebiliyorsunuz. Bu, Batı’nın orijinal sanayi devrimini ıskalamış bütün periferiler için genel bir sorundur. İkinci dalgayı da ıskalamış olanlar için problem daha da büyüktür. Türkiye burjuvazisi ve Türkiye’nin yükselen İslami sermayesi için, sorun olduğu ve ciddiye alındığı ölçüde, gayet somut ve özel bir sorundur da.  

“Ham hayaller tekkesi” kapandı, olabilecekler zaten oldu diye düşünürsek, başka bir soru ortaya çıkıyor. Gelinen noktada artık gerçekten de çok büyümüş olan “İslami burjuvazi” kendisini konsolide etmeyi deneyebilir mi? Kendisinden önceki, “(güya) seküler burjuvaziyle” tam konsolide olmayı kabul edebilir mi? Ederse ağırlığını, artık sorun yaratan bir ekibin arkasından çekilme anlamına gelecek “restorasyon” projesine kaydırabilir mi? Bu “iki burjuvazi” “ılımlı laiklik”, “normalleşme”, “restorasyon” adları verilebilecek bir projede buluşabilir mi? Maksimalist bir ekibi tasfiye etme kararını alabilirler mi?   

İdeolojik bagaj ne kadar ağır olursa olsun, sağ partiler burjuva partileridir. Burjuva partilerinin yönetimleri sınıf bilincine sahip unsurlardan oluşur. Maddi destekleri, “gerçek tabanları” açıkça bellidir. Sınıf bilinçleri vardır çünkü sermaye birikiminden, karlı yatırım fırsatlarından, zenginleşmeden bahsediyoruz. Bu nedenle sağ partiler varlıklarını oluşturan dokuyu kolay çözmezler.

Burjuva partileri neden ayrışır ve bölünür peki? (a) Çok büyük çıkar çatışması varsa ve artık dayanılamıyorsa (b) Çok önemli ekonomi politikası veya dış politika ayrımları belirmişse ve uzlaşılamıyorsa (c) “Dağıtım” haksız ve etkinlikten uzak yapılıyorsa (d) Bütünü tehlikeye atacak bir “sapma” belirmişse... Bunlar somut, açık sinyaller ve aşikar biçimde kodlanan, iletilen mesajlarla beraber gelir. 1970’de Adalet Partisi’nin bölünmesi –Bozbeyli ve Bilgiç önderliğinde 41’lerin ayrılıp Demokratik Parti’yi kurmaları- bir örnektir. KOBİ’leri, Anadolu küçük sermayesini temsil ediyorum diyen Erbakan’ın yine 1970’de MNP’yi kurması keza öyledir. Gerçek ayrışmalar açıkça, göstere göstere gelir. Sağ partiler hayaller ve beklentiler üzerinden ayrışmazlar.

İslami (büyük) burjuvazi artık ekonomik, sosyolojik ve siyasi bir gerçek. Normalde, bu kadar hızla birikim sağlayan bir burjuva fraksiyonu durup muhasebe yapar ve kazanımlarını garanti altına almak ister.

Lakin bu kanadın cephesi geniş: Arkada merdiven altı tezgah burjuvası, “eşik altı” burjuvazi (subpar bourgeoisie), “varoş burjuvazisi” geniş bir katman olarak durmaya devam ediyor. “Eşik altı burjuva” lafını “eşik altı tahvil” teriminden aldım: Subpar yani “standardı tam tutturamayan burjuva” diye uzatılabilir. “Varoş burjuvası” daha yerli ve daha gerçekçi. MÜSİAD “asli burjuva” olduğunu bizzat bildirmiş olduğuna göre, bunlar, yani “varoş burjuvası”, MÜSİAD dışı veya altı “burjuvalar” oluyor.

İslami burjuvalar, “eşik altı burjuvaları” da sürükleyerek, “eski burjuvaziyle” tamamen anlaşarak, bugüne kadar gerçekleşen sermaye birikimini/ihracat bağlantılarını/teknolojik bilgiyi kazanç hanesine yazıp, “şimdi denge kurma, kazanımları hep birlikte konsolide etme zamanı” diyebildikleri ölçüde “restorasyon” gündeme yerleşir. Tersinden, “her şeyi kendimize istiyoruz, sonuna kadar devam” diyen ekibe katıldıkları ölçüde “restorasyon” diye bir konu gündemde olmaz.

Türkiye’de (büyük) burjuvazinin temel sorunu “yeni” sermayeyle “eski” sermayenin denge kurabilmesidir. Başka ifadeyle, İslami burjuvazinin kazanımlarını konsolide etmeyi öncelik haline getirmesidir. Mümkün mü? Mümkün. Olası mı? Şimdilik yüksek olasılık değil.    

ÖNCEKİ YAZILARI