Kitlesel bir yanılsama sanatı olarak radikal sol

14/07/2019 Pazar
Kitlesel bir yanılsama sanatı olarak radikal sol

Geçtiğimiz haftasonu Yunanistan’da seçimler oldu ve “radikal sol” Syriza iktidarı kaybetti. Düzen solu denilince çoğu kimsenin kafası karışıyor. “Ne yani seçimlere katılan bir parti düzen içi olmuyor da Syriza gibi partiler mi düzen partisi oluyor?” diye sitem de ediliyor. Ama Syriza örneği sanırım siyasette düzenin sınırlarını ve düzen içi olmanın tanımı için nadide bir örnek olarak tarihe geçti. Şimdilik... 
Şimdilik diyorum çünkü mutlaka geri gelecektir. Ve hatta “yenildiler, bittiler” yaygarasına rağmen düzenin bekası için bir kenarda bekleyecektir. Tabii ki illüzyon yarata yarata. Şimdi gelin bu “radikal” deneyime biraz yakından bakalım. 

SYRIZA SEÇİMLERDE YENİLDİ Mİ?
Seçim yenilgisi konusunda en hızlı yanıt Syriza’yı dört yıl önce sevinçle karşılayanlardan geldi. Seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz, hatta açıklanmadan önce radikal solun neden başarısız olduğuna dair yazılar saçıldı ortaya. Bir kısmı parodi gibiydi: özellikle 2015’teki yorumlarını unutanların, unutur gibi yapabilenlerin seçimler vesilesiyle yeni yazıp çizdikleri trajikomikti. Tabii ki çözümlemenin belini yine kırdılar ve zamanında boy boy fotoğraf çektirdikleri Çipras’ı çok sıkı(!) eleştirdiler. Ama sanırım Syriza’nın başarısız olduğu konusunda biraz acele ettiler. 

Yapılan şaşalı eleştiriler öyle çok geniş bir yelpazede dağılmıyor. Daha çok Çipras ve ekibinin yaptırımları “halk desteğine rağmen” kabul etmesine odaklanıyor söylenenler. Hani şu meşhur U dönüşüne (referandumda çok güçlü bir hayır çıkmasına rağmen bir hafta içinde tüm yaptırımları kabul etmesi)! Buna göre bu pek bir radikal ekip, Brüksel’le, Vaşington’la ve eleştirilerde ilginç biçimde pek dile getirilmeyen Berlin’le yeterince mücadele etmemişti. Bu nedenle de ilk seçimde Yunan halkı tarafından cezalandırılmaları normaldi!

Halbuki seçim sonuçlarına göre Syriza çok da fena bir sonuç almamış görünüyor. Hatta, mesele oy oranı ise 2015’ten daha iyi bir sonuç aldığını bile söyleyebiliriz. Şöyle ki...

Syriza 2015’te %36,3 oy almıştı. Şimdi ise %31,5 aldı. Basın, özellikle de Batı basını tarafından yere göğe sığdırılamayan ve kendisine “erişkinler tarafından kandırılmış ergen” muamelesi yaptıran eski bakan Varoufakis’in “yeni” partisi de %3,5 oy aldı. Syriza’nın içinden çıkan diğer örgütler ise toplamda %2’ye yakın bir oy aldı. Böylece aslında bir tür koalisyon olan Syriza’nın toplamda %37 oy aldığı söylenebilir.  
Yani, nereden bakarsak Çipras ve ekibi en az 2015 kadar “başarılılar”. Yani dünyaya, topluma ve tarihe sandıktan bakıyorsanız hiç fena değil. Hatta onca badireye rağmen şahane! 

Tek fark ise şu: seçimlere katılım %57 ile son 40 yılın en düşük seviyesine inmiş durumda. Ve bir de Yunanistan’ı yıllardır bir aile şirketi gibi yöneten Yeni Demokrasi 2015’e göre oylarını %28’den %40’a çıkardı ve iktidarı almış oldu. 

Bu durumda, en azından Syriza’yı destekleyen kesimlerin Çipras ve ekibinin performansından çok da şikayetçi olmadıklarını, hatta memnun olduklarını sanırım söyleyebiliriz. 

SYRIZA HİÇ Mİ “İYİ” BİR ŞEY YAPMADI?
İşin ilginç yanı Syriza’ya gelen “radikal” eleştiriler bu konuda susmayı seçti. Halbuki Syriza dört yılda radikal solu sevindirecek, en azından geçerken bahsetmelerini sağlayacak “sosyal” işler de yaptı. Neler mi? 
Sosyal güvencesi olmayan bir milyon kişiyi sosyal güvence şemsiyesi altına aldı (sağlık hizmetleri neredeyse durma noktasına gelmiş olsa da), ikinci kuşak göçmenlere vatandaşlık verdi (hali hazırda yeni göç edenler bir cehennemi yaşasa da), eşcinsellere yasal eşitlik tanıdı (toplumsal eşitlik olmasa da) ve bağımlılara ihtiyaç duydukları maddeleri devlet eliyle temin etmeyi önerdi (madde kullanımı gittikçe tırmansa da). 

İşte böyle şeyler. Yani Syriza’nın yaptıkları yere göğe sığdırılamayan Kuzey Makedonya meselesinden ibaret değil. 

Ha, bu arada Çipras cümle zenginle ve yatırımcı ile iyi geçinmeyi de ihmal etmedi! Herkesin ona “Good Boy” yani “iyi oğlan” demesi boşuna değil. Robin Hood gibi! (Yoksa bu da fazla mı oldu?) Velhasıl ülkesinin ekonomisi için satabileceğini sattı, pazarlayabileceğini pazarladı. En üsttekilerle “iyi” ilişkiler kurarak en alttakilere kaynak sağladı! E, “radikal sol” bu değil miydi?

RADİKAL FANTEZİLERİN GÜCÜ
Siyaset bir dereceye kadar fantezi işi. Ama radikal sol sözkonusu olunca fantezi her yerde. Daha önce Türkiye özelinde de bahsetmiştim: sermaye sınıfı geniş emekçi kitleleri temel hiçbir şeyin değişmediği değişimlere ikna etmiş durumda. Zahmetsiz bir kurtuluş fantezisi ile herkes kötü günlerin geçmesini umut ediyor. Radikal sol da bu umudun üstüne çöküyor. 

Ve Syriza söz konusu olduğunda fantezinin dibi yoktu! Yok oligarşiye kafa tutacaktı, AB teknokratlarına pabuç bırakmayacaktı, dünya çapındaki tüm yatırımcıların kalbine korku salacaktı! “Ama en başta öyle demişti!” Böyle yazıyorlar hâlâ! Bile bile. 

Halbuki Syriza ve Çipras, 2015’te, seçilmeden hemen önce, düzeni zorlayacak hiçbir adım atmayacaklarını yedi düvele deklare etmişlerdi. Çok nettiler! Ama fantezi bu: Hâlâ beslenmeye devam ediyor. 
Öyle bir fantezi ki milliyetçi bir parti ile koalisyon (ki bu koalisyon, söz konusu parti çözüldükten sonra bile devam etti), 100 kişinin hayatını kaybettiği bir yangın (ki kapitalist devlet aygıtının geniş kitleler için hiçbir işe yaramadığının çok dramatik bir göstergesiydi), Makedonya’yı Avrupa’nın en büyük silahlı örgütüne teslim eden flaş bir anlaşma bile bu fantezinin üstüne gölge düşüremedi. Çipras’ın neredeyse her siyasi hareketten geçmiş kişilerden oluşan hükümeti bile ısrarla “radikal sol” olarak pazarlandı. 

Burada Avrupa Sol Partisi’ni de hatırlatmak gerekiyor. Bol bol pompaladılar Çipras ve Syriza’yı. Hem de Syriza’nın onca ekonomik daralmaya rağmen Yunanistan’a yeni zenginler kazandırmasına, Almanları bile şaşırtacak ağırlıkta saldırı yasaları çıkarmasına, parayı veren düdüğü çalar misali vatandaşlık dağıtmasına, onunla bununla yaptığı askeri anlaşmalara rağmen. Kravat takmaması her şeye yetiyordu ve radikal sol diye bir fanteziydi bu. 

Bu öyle bir fantezi ki geniş emekçi yığınların o kravatsızlıkla büyülenmesini de içeriyordu. Ve tüm antisosyalliği göze batmıyor ya da hatta hoşa gidiyordu.  

ÇİPRAS ÖZELİNDE KİŞİLİĞİN ÖZEL ÖZELLİĞİ
İşin ilginç yanı “kişilik ya da psikanalitik temelli” çözümlemelere bayılan Slavoj Zizek bile Çipras’ın kişiliğine hiç değinmedi. Genel bir suskunlukla geçirildi Çiprasta somutlanan kişilik. 

Nedir bu kişilik? Aktığı her kabın şeklini alabilen, abilerin yanında çok sevilen, sevimli, işbilir ama punduna getirdiğinde tekmeyi anında basan bir işbilirlik. Yüksek işlevsellikli, sosyal zekası parlak, solun tarihsel zorluklarını hassasiyetle çalışmış, otoriteyle iyi geçinirken muhalif görünmeyi de başaran bir kişilik. Ağzı laf yapan bir vicdan yoksunluğu.

Herhalde daha uygun bir kişi bulunamazdı. Şekli şekilsizlik olan bir siyasete cuk diye oturdu. Şimdi herkes 2016’daki U dönüşünü nasıl yaptığını soruyor. Hâlâ! 

Ama tarihe geçen o dönüş, yüzünden hiç eksik olmayan müstesna gülüşünde saklıydı. İnsanları, toplumda birikmiş öfkeyi yakarken yüzünden hiç eksik olmayan gülüşünde. Radikal, pek radikal gülüşünde. 

Kime güldüğünü ise tarih düşünsün!