Cinler, periler ve gaipten gelen sesler

20/08/2017 Pazar
Cinler, periler ve gaipten gelen sesler

Bakmayın siz etrafımızdaki akıl furyasına. Evet, telefonlar akıllı; araçlar, evler, trafik ışıkları akıllı! Ama revaçta olan hâlâ büyüsel düşünce. Hayat istediğiniz kadar maddi temele dayansın; düşüncede geçer akçe idealizm. Özellikle de insan ilişkilerinde, topluma ve hayata bakışta.

Kaba da olsa materyalizm var. Ama belli alanlara sıkışmış. Büyüsel düşünce, idealizm ise materyalizmin bu sıkıştığı alanlara kapıdan kovulsa bile bacadan mutlaka giriyor. Sağlıkta mesela. Evet, ölüm için tıbbi açıklama duymak istiyor insanlar ama halen mistisizme ihtiyaç duyuluyor. Ölümü anlamaya biyoloji sanki yetmiyor; araya meleklerin, ruhun ve basiretin girmesi gerekiyor. Onlarsız olmuyor, ama onlarla da olmuyor.

Haydi, ölümü geçtik; onunla başetmesi hâlâ zor (yani başetmek zorunda olmadığımız bir zamana doğru da gidiyor olabiliriz). Ama örneğin kimse safra kesesi taşını kötü ruhlara bağlamıyor artık. Akut apandisit için kendini üfleten pek kalmadı. Maddi hayat değişti, düşünce de değişti. Beden kültürü ve yaşam bilgisinde hasbelkader bir tür materyalizm var işte.

Ama iş zihinle ilgili durumlara gelince materyalizmin kabası bile kesmiyor insanları. Başka bir açıklama aranıyor. Evet, cinlere pek inanan kalmadı ama bir üfletmek isteyen ya da yoga ile nefesini düzenlemek ve hatta her bir zerresini kuantum terapi ile titretmek isteyen de gırla çıkıyor.

Ve soruyorlar bize: Tamam, diyelim ki doğaüstü canlılar, varlıklar yok. Ama paranormal bir aktivite de mi yok? Mesela bazı insanlar gaipten sesler duyuyor. Hatta görüntüler görüyor, gerçek olmayan. Bize görünmeyen ona nasıl görünüyor?

Bu soruları yanıtlaması mümkün ama öbür yandan da ancak beynin işleyişine dair temel bazı bilgilere sahip olarak mümkün.

Öncelikle sanmayın ki gaipten sesler duyan ve olmayan görüntüler gören (daha doğrusu başka insanların duymadığı sesler duyan, başkalarının görmediği görüntüler gören) herkes psikiyatrik bir bozukluğa sahip. Toplumda sesler duyarak yaşayan ve hiçbir zaman “hastalanmayan” insanlar var: Neredeyse her 10 kişiden birisi hayatının bir ya da birkaç döneminde sesler duyuyor ama “hasta” olmuyor.

Peki, nasıl oluyor bu?

Düşünce ve algının sinir hücrelerinde olup biten özelleşmiş bir fiziko-kimyasal olay olduğunu biliyoruz. Doğrudan ve dolaylı gözlemlerle, ölçümlerle. Çok uzun zamandır değil; hani neredeyse yüz yıldır biliyoruz bunu. Düşünmeyi beyinde ölçebiliriz, yani düşüncenin maddi bir işlem olduğunu anlayabiliriz. Öte yandan düşünce ya da algının içeriğini, yani maddenin bu farklı halini ölçemiyoruz. Her kişi ayrı bir yaşantı deneyimi olarak yaşıyor bu elektrokimyasal olayı.

Yani algı ve düşüncede olan farklılıklar beyin işleyişinin bir parçası; anomali değil. Sorun ise kişisel yaşantı deneyimindeki farklılıkların sosyal anlamından çıkıyor: Beyin işleyişindeki bu varyasyon, bu farklılık sosyal ilişkilerin içinde bir aksamaya yol açınca işler karışıyor. Ve bir açıklama gerekiyor. Kısa, kolay ve karmaşık olmayan: İş cinlere, perilere, şakralara falan havale ediliyor. İnsanı insan yapan bir özellik, yani düşünce ve algıların altında yatan dil, soyutlama ve simgeselleştirme, insanın insan olmasına sanki engel oluyor.

Peki, yine de paranormal denen yaşantıların beyinle ve maddeyle ilişkili olduğuna emin miyiz?

Nörolog Oliver Sacks bir kitabını bu konuya, yani gaipten gelen seslere ve görüntülere ayırmıştı, sıradışı olgular üzerinden: Hallucinations. Örneğin olgulardan bir tanesi doğuştan kör olan ve sonra yaşlılığında aniden görüntüler, hem de oldukça canlı, renkli görüntüler görmeye başlayan bir kişiydi. Hayatı boyunca hiçbir nesneyi görmemiş, nesnelerin temsilini zihninde kuramamış bir kişi nasıl olur da görebilirdi ki?

Çok zaman önce değil, şurada yüz yıl kadar önce nöropsikiyatri emekleme dönemindeyken bile bu tür yaşantılar sinir hücrelerinde olup biten fiziko-kimyasal bir olay olarak görülmüyordu: sesler ve görüntüler daha çok hayaletler, ruhlar, üç harfliler dünyasına aitti. Daha doğrusu madde yoktu, düşünce ve büyü vardı.

Evet, sanayi devrimi ve peşi sıra gelen keşifler, icatlar gündelik hayatı değiştiriyordu ama zihinlerin değişmesi uzun sürüyordu. Örneğin varsanılar, yani gaipten sesler duyma üzerine tarihin en ayrıntılı araştırması 1890larda Londra’da, sanayi devriminin anayurdunda yapılmış. Hem de Fiziksel Araştırmalar Topluluğu tarafından. Peki, ne için? Herhangi bir hastalığı olmayan kişilerde varsanılar ortaya çıkarıp ölüler diyarı ile iletişim kurmak için.

Şimdi gülüyoruz belki ama nöropsikiyatri ölüler âleminden, gaipten vazgeçeli çok olmadı. Yüzyıl sonra biliyoruz ki başkalarının duymadığı sesler duyan, başkalarının görmediği görüntüler gören kişilerin sinir hücrelerinde çok farklı bir olay ortaya çıkmıyor: Ama anlamı, yaşantının kendisi çok farklı olabiliyor.

Ve daha da ilginci bunu, yani bu fiziko-kimyasal işlemi değiştirebiliyoruz. Başkalarının duymadığı sesler duyan kişide o seslerin ortadan kalkmasını sağlayan maddeler (ilaçlar) kullanıyoruz. Bir düşüncenin bir ilaç ile değişmesi kadar ilginç bir şey olabilir mi? Ama bir anlamda beyine dışarıdan müdahale edebiliyoruz (isteyen bunu çok gizemli bir olay, “beynin gizemi” vs. olarak da okuyabilir; çünkü en başta dedim ya, revaçta olan büyüsel düşünce; bacadan girecek işte).

Ama ya cinler, periler? Şakralar ve kuantum terapiler? Ve de telkinle, üflemeyle düzelenler…

İtirazım yok. İsteyen paranormal ile de açıklayabilir şizofreniyi, psikozu, varsanıları. İtirazım şuna olur: bunu, yani bu idealist yaklaşımı her alanda yapmalarını isterim. Ama her alanda! Örneğin kalp kriz için de bunu yapmalılar; ya da apandisit için de. Ameliyat olmamalılar mesela. By-pass’ı unutmalılar. Uçağa binmemeliler; gözlerini kapatıp ve istedikleri yere gidip gelmeliler (astral seyahat yok mu?). İdealizmi uçlarına dek yaşamalılar.

Ama yaşamıyorlar; yine de büyüleniyorlar. Zaten sorun da orada. Toplum maddi olanın dayatmasına rağmen büyülenmeyi tercih ediyor.

Biz ise maddeden gidelim. Gelecek uzun sürer ama bilgiyi genişleterek ilerleyelim. Evet, kolay değil bu. Dedim ya kapıdan kovduğunuz bir de bakıyorsunuz kılık değiştirip salonun ortasına kuruluvermiş. Olsun! Onca akıllı nesnenin ortasında cinlerin, falanın filanın bir albenisi varsa şu koca insanlık için, maddenin de bir inadı olmalı.