15 Temmuz ve sonrasının toplumsal psikolojisi

13/08/2016 Cumartesi
15 Temmuz ve sonrasının toplumsal psikolojisi

Net olmayan, karmaşık bir malzeme ile uğraşmak zor. Yine de 15 Temmuz ve sonrasına dair yeterince psikolojik veri bulunduğunu sanırım söyleyebiliriz. Özellikle ortaya çıkan dil, görsel olarak öne çıkanlar ve hızla tamamlanan alan araştırmaları (örneğin Konda araştırması) 15 Temmuz ve sonrasında oluşan toplumsal zihin dünyası hakkında oldukça bilgi veriyor.

O zaman, içinden geçtiğimiz dönemin toplumsal psikolojisine, kitlelerin duygu ve düşünce dünyasına, algılamalarına ve davranışlarına biraz yakından bakabiliriz.

  • Öncelikle 15 Temmuz öncesinde, siyasal ve ekonomik süreçlerdeki çatışma ve uyuşmazlıklara bağlı olarak birikmiş toplumsal bir enerji vardı. Bu toplumsal enerji öfke, kaygı, umutlanma, hayal kırıklığı gibi duyguların karışımı olarak görülebilir ve bu tür duyguların bir tek siyasi iktidar karşıtlarında biriktiğini düşünmek de yanlış olur.
  • Aynı süreç, siyasi iktidarı destekleyenlerde de (farklı nedenlere bağlı olarak) benzer bir enerjinin birikmesine neden olmuştu. Hatta nedenleri farklı olsa bile toplumdaki bu psişik enerji, kontrolsüz bir tepkiye doğru yuvarlanmaktaydı.
  • Toplumun farklı kesimlerinde farklı görünümlerde biriken bu enerjinin önemli bir kısmı 15 Temmuz ile salıverilmiştir. 15 Temmuz ve sonrasında toplumsal kesimlerde görülen hâller, bu enerjinin beklenmedik bir anda ve çok da beklenmedik biçimde açığa çıkmasıdır.
  • 15 Temmuz’un toplumsal psikolojisi, iktidarın etrafında, hatta tek bir siyasi simgenin etrafında toplanan Türkiye sağına ve iktidarın (hatta tek bir siyasi simgenin) karşısında yer alan Türkiye soluna göre şekillenmiştir. Toplumsal kesimlerin 15 Temmuz’a dair psikolojik halleri bu psişik enerjinin etkisinde ve daha ilk dakikalardan itibaren ideolojik bir zeminde oluşmuştur.
  • Birbirinden farklı olsa da psikolojik konumlanışların temelinde ortak bir algılama yatmaktadır: Sağ ve sol, 15 Temmuz’u varoluşlarına yönelen köklü bir tehdit olarak algılamışlardır. Sağ, ülkenin bütünlüğüne, tarihsel varlığına, devletine, devletin başına kasteden bir kesit olarak algılarken sol ise yıllardır beklediği felaket anı, İslam rejiminin artık “zincirlerinden boşalmış bir şiddetle” ilan edileceği bir kesit olarak algılamıştır.
  • Bu varoluşa yönelmiş tehdit algısına sağ ve sol farklı psikolojik tepkiler vermiştir: Saatler, hatta dakikalar içinde sol daha çok paranoid-anksiyöz bir duygu/düşünce halinin içine yuvarlanırken sağ ise paranoid-agresif bir halin içine girmiştir.
  • Paranoid-agresif ve anksiyöz tepkilere gerçeğin çöküşü eşlik etmiştir. Buna bir tür “şok evresi” de denebilir. Toplumsal kesimler önce ne olduğunu anlayamamıştır. Anlar gibi olduklarında ise olan bitene inanamamışlardır.
  • Paranoid-agresif tutum şok evresinden çıkışı kolaylaştırırken anksiyöz hâl olan biteni anlamakta “uzun süre” zorlanmıştır. Gerçeğin aslında bir “senaryo” olup olmadığı saatlerce, hatta günlerce en önemli tartışma başlığı olmuştur.
  • Şok evresinin geçmesinin ardından (ki bu, aynı gece olmuştur), geçmiş travmalar hızlıca yeniden canlanmıştır. Toplumsal kesimler, geçmişin içinden kendi seçilmiş travmalarını yaşamaya başlamıştır. Bu seçilmiş travmalar, tam da paranoid-agresif ve anksiyöz konumlara uygun olarak ortaya çıkmıştır.
  • Türkiye sağı, 15 Temmuz ve sonrasını, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sırasındaki parçalanma (kurtlar sofrasında paylaşılma, yutulma) olasılığının güncel versiyonu (Türk devletinin parçalanması, esir düşürülmesi ve Müslümanlığın bin yıl sonra Anadolu'dan çıkarılması) olarak yaşarken sol ise “darbe” nedeniyle 12 Eylül faşizmi ve o dönemde başına gelenler (parçalanma, hapsedilme, yok edilme) olarak yaşantılamaya başlamıştır.
  • Paranoya, tüm kötülüğün ötekine yansıtılmasıdır. Ama bir yandan da gerçeğin yeniden kurulmasıdır. Gerçeğin yeniden kurulması, hem de kötünün somut olarak ortaya çıkmasıyla birlikte kurulması, belirsizliği ve ketlenmeyi sona erdirir. Paranoid-agresif konum Türkiye sağını ketlenmeden kurtarmıştır. Nasıl ki paranoid kişi bir “ölüm, kalım” hali içindedir, sağ da 15 Temmuz’u ölüm-kalım meselesi olarak yaşantılamış ve harekete geçmiştir.
  • 15 Temmuz ve sonrasında paranoid-agresif konum kendisini ne kadar etkin ve müdahaleci hale getirdiyse, anksiyöz konum da o kadar şaşırmış, sinmiş ve pısmış duruma kaymıştır.
  • Paranoid-agresif konum daha çok söz, daha çok hareketlilik talep ederken anksiyöz konum ise endişeli bir bekleyişe çekilmiştir. Bu nedenle 16 Temmuz’un ilk dakikalarında olan biteni “olumlayan” sosyal medya paylaşımları ilerleyen saatlerde tek tek silinmiştir. Endişe ve korku, salâlarla, ezanlarla, paylaşılan görüntülerle hâkim hale gelmiştir.
  • Sosyal medya ve benzeri platformlar, tüm bu psikolojinin hızla yayılmasını sağlamıştır. Kişiler sanki bizzat oradaymışçasına (örneğin köprüdeymişçesine) yaşamaya, özneleşmeye başlamıştır. Sosyal medya bu tür bir özne gibi olma halini ve sonuçta da gerçeği kuran/karıştıran fetişleri kolaylaştırmıştır.
  • Fetiş, paranoid-agresif konum için işlevsel olurken anksiyöz konumun içine yuvarlandığı şaşkınlığı, en kısa sürede kaçma ya da uzlaşma arayışlarını ve büyük bir kitlenin içinde eriyip gitme ihtiyacını arttırmıştır.
  • Anksiyöz konumun 15 Temmuz gecesinin anlaşılmazlığı içinde hissettiği belli belirsiz “kurtuluş” hissi/beklentisi, ilerleyen günlerde suçluluk hislerine, kendisini darbe destekçisi gibi algılamaya yol açmıştır.
  • Anksiyete ve suçluluk, zor hislerdir. Bu hislere uzun süre katlanılamaz ve onlardan en kısa sürede, hızlıca kurtulmanın yolları aranır. Bağımlılıkların önemli bir kısmı anksiyeteyi bu tür yatıştırma/dindirme arayışlarından çıkar. İşte anksiyöz konumun ilerleyen günlerde evrildiği uzlaşı ve demokrasi söylemi, yaşananlara dair sağın söylemlerini benimseme hali, anskiyete ve suçluluğun içinden çıkmıştır. Hızlıca anksiyete yatıştırılmıştır. Çare yine demokraside aranmıştır.
  • Paranoya ise, evet, gerçeğin yeniden kurulmasıdır; hareket serbestliği ve rahatlama sağlar. Ama süreklileşmiş bir hareket hali gerektirir: “Savaş ya da Kaç”. Parçalanma korkusuna dayalı bir seçilmiş travma varlığında ise bu süreklileşmiş hareket uzun süre taşınamaz. Dağıtıcı olur. Bu nedenle Türkiye sağı isteme istemeye demokratlık sınırlarına geri çekilmek zorunda kalmıştır. Kayıplarla atlatılan bu “bin yıllık badire” karşısında çare bir kez daha demokraside aranmıştır.
  • Demokrasi, paranoid-agresif ve anksiyöz konumların her ikisinin de “şimdilik” yatıştığı bir rezervuar işlevi görmektedir. 15 Temmuz öncesinde biriken toplumsal enerjinin önemli bir kısmı, işte o rezervuarın içine gömülmüştür. Üstüne ise bir kitabe henüz konmamıştır.