Yine İstanbul'un Başına Bir Su Projesi Belası Sarmaya Hazırlanıyorlar TAHİR ÖNGÜR

24/07/2008 Perşembe
Yine İstanbul'un Başına Bir Su Projesi Belası Sarmaya Hazırlanıyorlar TAHİR ÖNGÜR

Geçen yıl İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı halkımıza bir su bir müjdesi daha vermişti. İstanbul'un batısındaki tüketilmiş ve kirletilmiş eski bir yeraltısuyu akiferi, içinde yeraltısuyu birikip dolaşabilen kaya ortamı, barajlardan taşınacak su ile geri beslenecekmiş!

Başkan'a göre bu iş çok hayırlı. Deprem sakıncasını bile hafifletebilir.

Medyada sık sık görmeye alışkın olduğumuz bazı bilim insanları o günlerde soranlara, beklenen bu yararın saçmalığını söyledi.

Ne var ki, şimdi bazı bilim adamı unvanlı mühendisler, konunun tozunu alıp panellerde, sempozyumlarda yeniden ısıtmaya başladı.

Elbette, bu uygulama birdenbire ortaya atılmamıştı. Daha önce DSİ Genel Müdürlüğü'nün bu projeyi olgunlaştırmak için görevlendirildiği ve bunun için bazı çalışmalar yapıldığı biliniyordu. Yani İstanbul, Ankara'da düşünülmüş yeni bir uygulamayı daha fazla sırtlamanın eşiğinde idi. Daha öncekiler gibi, "7 Tepeye 7 Tünel", "Burgu Kuleler", "Galataport", "Haydarpaşa", "3. 4. 5. köprüler" vb gibi İstanbul'un kaynaklarını talana yönelik ve geleceğini karartmaya teşne yeni bir buluş mu idi, bu?

Kuşkusuz bunu İBB Başkanı Sayın Dr. Mimar Kadir Topbaş ve İSKİ'den DSİ'ne Genel Müdür gidip sonra da Bakan olan Sayın Dr. Veysel Eroğlu açıklamak durumunda.

Ama yurtsever mühendislerin de mesleki bilgilerini halkın esenliği doğrultusunda yeniden üretme sorumluluğu gereği, söyleyecek sözleri var kuşkusuz.

Ne yazık ki ya da neyse ki, perdenin arkasındakileri aydınlığa çıkarmak ve acı söylemek te hep onlara düşüyor.

İstanbul, bugünkü yayılışı ve yapılanışı ile yeraltısuyu açısından zengin bir kent değil. Yoksul...

Bu durum hep böyle değildi. Geçmişte bundan farklı idi. Kentin nüfusu 1, 2, 3 milyon kadar iken yeraltısuyu üretimi yapılan akiferleri olan ve çekilen bu suyun endüstriye ve kentsel kullanıma sunulabildiği bir kentti, İstanbul. İSKİ öncesi Belediye Kurumu olan İstanbul Sular İdaresi'nin çok sayıda yeraltısuyu üretim kuyusu, bunlardan su çeker ve kente basardı. Bu konuda İSİ'ne DSİ yardımcı olurdu.

Bu açıdan İstanbul'un en değerli yeraltısuyu akiferi varlığı, kentin batısındaki Eosen yaşlı kireçtaşlarının içinde yerleşmişti. Bugünkü Bahçeşehir-Altınşehir-Güneşli-Çobançeşme-Ataköy arasında uzanan bir kuşakta örtülü durumda yayılan bu kireçtaşlarının içinde zengin bir yeraltısuyu akiferi vardı. Bu akifer, daha yüksek yerlerde yüzeyleyen kireçtaşlarından beslendiği için çoğu yerde basınçlı idi. Kuyu açılınca artezyen yapardı. O dönemde çalışan meslektaşlarımızın anlattığına göre Çobançeşme'de (bugünkü Havaalanı Kavşağı'nda) açılan ilk kuyudan boşalan su 15-16 m yükseğe püskürmüştü.

Bu bölgede ilk kuyular kente su sağlamak için kamu eliyle açılmıştı. Ama daha sonraki yıllarda çok su gereksinen her türlü sanayi ve özellikle de tekstil ve boyama sanayi tesisleri Güneşli-İkitelli eksenine yığıldı. İzinli ya da izinsiz sayısız kuyu açıldı bu kuşakta. Daha güneyde de Ataköy konutları ve başka tesisler için daha derin kuyular açıldı.

Bu değerli akiferin beslenmesini çok aşan miktarlarda su çekildi ve akifer tükenmeye başladı. Suyun kuyulardan artezyen basınçla kendi kendine akması bir hayal oldu. Pompalar 10, 20, 40, 60, 90 m derinlere indirildi. Gitgide daha hızlı bir tükenme süreci yaşandı. Akifer basınçlı akifer niteliğinde iken serbest akifere dönüştü. 5-6 yıl önce yine Çobançeşme'de statik su düzeyi 60 m derine inmişti. Şimdi ise yok. Evet, artık doymuş akifer yok. Yeraltındaki bu kireçtaşı tabakaları kurutuldu.

En çok su tüketen kuruluşlar, bu kez daha batıya ve Çerkezköy'e gittiler. Şimdi, aynı süreç orada başladı.

Ama olan yalnız tükenme değil. Bu akifer vahşice tüketilirken, daha da vahşice kirletildi. Sözü edilen bütün sanayi kuruluşlarının sıvı atıkları yüzeyden Ayamama Deresine boşaltıldı. Birkaç yıl öncesine değin bu dere mor, lacivert, kırmızı ve yeşil akıyordu. Her türlü boya, sentetik madde, kimyasal madde, PCB'ler, pestisitler, organoklorürler vb maddeler yıllarca bu akifere süzüldü, durdu. Kentin bu yönde gelişen yerleşim yerlerinin evsel atıkları da bu akiferi besledi!

Şimdi, yeraltına inilebilse de, suyu tüketilmiş bu akiferin içinde yer aldığı Eosen kireçtaşlarına bir bakılabilse. Bu ortamda su çok azaldı ama burası pislik ve kanser yapıcı kimyasallarla dolu.

İstanbul'un başka kesimlerinde başka jeolojik birimlerin içindeki daha zayıf yeraltısuyu akiferlerinin kaderi de aynı oldu. Tüketildiler, zayıflatıldılar ve kirletildiler.

Bütün bu akiferlerin beslenme alanları yerleşim yerleri ya da sanayi tesisleri ile kaplandı.

Pekiyi, o zaman soralım : "İstanbul'un yeraltı suyu akiferleri neden geri beslensin ki?"

Bu akiferlere suyu isterseniz kaynatıp da boşaltın. O su, hemen o akiferlerin içinde birikmesine göz yumulan zehirli kimyasallarla yüklenecek.

Bu akiferlerde depolanacak olan su stratejik bir rezerv de olamaz. Yani, sandığınız gibi bir savaş ya da terör eylemi sonucunda kente su sağlayan yüzey su rezervuarları kirletilir ve kullanılamazsa, yeraltında biriktirdiğiniz bu suyu kullanamazsıınız. Sakın ola buradan kente su vermeye kalkmayın. Düşmanınıza verin ki, zehirlensinler.

Bu akiferlerde depolanacak suyu bir kerede çekip kentin bir günlük su gereksinimini karşılamaya kalksanız 300'den çok sondaj kuyusu ve pompasını çalıştırmanız gerekir. Yani öyle musluğunu açıp kente anında su da veremezsiniz.

Bu akiferde depolanacak suyu ancak kentin artık küçücük bir kesimini temsil eden bu İkitelli-Ataköy ekseninde kullanabilirsiniz.

Üstelik bu akifer öyle kapalı bir kutu da değil. İkitelli'de, Güneşli'de yeraltına boşalttığınız su yayılacak ve güneyde Marmara Denizi'nin altında önce üstteki daha genç çökellere ve daha sonra da denize sızacak. Yani bu suyu kullanmak üzere orada bekletmek ve istendiğinde geri almak olanaksız, aynı işlem sürekli yapılmak zorunda.

Barajlardan geri basma kuyularına su basmak üzere borular döşeyecek, pompa istasyonları kuracak ve sürekli enerji harcayacaksınız.

Öyleyse, yeniden soralım : "İstanbul'un yeraltı suyu akiferleri neden geri beslensin ki?"

İçine su geri basılacak olan katmanlar 45 milyon yıl yaşında. Yani içinden çok su çekildiğinde gözenek suyu basıncı düştüğü için sıkışacak, hacmi küçülecek ve yüzeyde oturmalara neden olacak yaşı çoktan geçmişler. Burası, Eskişehir Ovası, Çiğli ya da Konya değil. Zaten yeraltı suyu düzeyleri düştüğü için yüzeyde bir oturma olsa idi 1990'larda olacaktı. Şimdi, kimsenin buna karşı akiferi yeniden doldurmak gibi bir gerekçesi olamaz.

Bu akiferin içinde yerleşmiş olduğu kaya birimlerini kesen diri bir fay yok ki, yeraltısuyu düzeyindeki değişiklikler bundaki gerilmeleri boşaltsın ya da bu boşalmayı erteletsin. Öyle olsa idi, zaten yeraltına su basıp gözenek suyu basıncını yeniden yükseltmeyin bu depremleri öne alır, tetikler denip uyarılırdınız.

Öyleyse yine, yeniden soralım : "İstanbul'un yer altı suyu akiferleri neden geri beslensin ki?"

Kim yararlanacak bu boş işten? Yukarıdaki sorunun yanıtı bu sorunun yanıtında gizli olmalı. Kim yararlanacak bu boş işten? Finansçılar, projeciler, yükleniciler, taşeronlar, kontrollar, malzeme sağlayıcıları ve en önemlisi "bu akiferi tüketip kirletenlerden halen burada çalışmasını sürdüren ve su diye kıvranan bir kaç tesis sahibi".

Yani bu işten yalnızca "bizim çocuklar" yararlanacak denebilir mi?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Doktor Mimar Kadir Topbaş ve önce İSKİ, sonra DSİ Genel Müdürü, şimdi de Çevre ve Orman Bakanı Profesör Doktor Veysel Eroğlu, bu soruyu yanıtlar mı? Siz de, bu işe bilim(!)sellik boyamaya kalkan hocam.

Ne olur bizi ikna edin.

Yoksa "kör parmağım gözüne" dedirtecek böyle bir uygulamadan vazgeçin de o para ile İstanbul'da beklenen depremde hemen öleceği öngörülen 70.000 ile 90.000 arasındaki kişiden bir bölümünün yaşamını kurtarmak üzere gerçek ve dürüst bir "Kentsel Dönüşüm Projesi" uygulayın. Gelin, aynı yörede Sefaköy'de, Güneşli'de, Mahmutbey'de depremden kurtulayamayacağı açık olan semtlerde yaşayan insanlar için bir şeyler yapın. Askeri Şura ve Anayasa Mahkemesi duruşmaları size şunu unutturmasın: 3 hafta sonra 17 Ağustos! Yine övünebilecek bir şey yok yaptıklarınızın arasında.

Aynı parayı bu iş için harcayın. Bu işi aynı "bizim çocuklar"a yaptırın. Yine onlar kazansın. Razıyız. Yeter ki, yüzlerce çocuk yaşasın ve büyüyebilsin. Öksüz ya da yetim kalmasın. Anaları evsiz, babaları işsiz, onlar aç ve yoksul kalmasın. Aralarından biri yaşar da yarın bir mühendis olursa, sizin bu akıl dışı girişiminizi onlara nasıl açıklarız?

Gelin bu komikliği yapmayın.

Ola ki, uzmanlarınızın arasında istenenlere karşı çıkma yürekliliğini gösteremeyenler vardır da, siz yanıltılmışsınızdır. Böyle ise, ne olur bizi kamuoyu önünde onlarla bir araya getirin de bunu konuşalım.

"Allah Rızası İçin" vazgeçin bu, bilimi ve teknolojiyi kötüye kullanma girişiminden. "Hayırlara Vesile Olur".