O Barajlar Yapılacak(mış) Her Baraj mı? TAHİR ÖNGÜR

14/08/2008 Perşembe
O Barajlar Yapılacak(mış) Her Baraj mı? TAHİR ÖNGÜR

Bir kaç gün oldu, "Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Rize'nin İkizdere Vadisi'ne hidroelektrik santral yapılması projesine tepki gösterilmesiyle ilgili "Bu işi doğalgaz satan ülkeler veya şirketler tahrik ediyor" dedi". Basında çıkan bilgilere göre, "Bolu Valiliği çıkışında konuyla ilgili soruları cevaplayan Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, "Hidroelektrik santral en çevreci bilinen santraldir. Bu suyu falan yemiyor. Suyun gücünden istifade ederek hidroelektrik enerji üretimi sağlıyoruz. Ülkemiz dışa bağımlı. Enerjimizi dışarıdan temin ediyoruz. Ne doğalgaz ne de petrol ülkemizde yok" dedi. Dolayısıyla bu kaynakları iyi kullanmak zorunda olduğumuzu belirten Eroğlu, şöyle konuştu: "Yoksa ülke elektriksiz kalır. Oradaki insanların elektrik ihtiyacı yok mu? Orada da var. Nereden geliyor bu elektrik ihtiyacı? Vatandaşlarımızın şöyle bir endişesi var. Ben bizzat başbakan yardımcımız Hayati Yazıcı ile Rize ve Trabzon'a giderek oradaki vatandaşları dinledik. Neticede onlar sanıyorlar ki buradaki bütün su termik santraline gidecek. Böyle bir şey yok. Hidroelektrik santral bu suyu kullansa bile tekrar dereye veriyor. Hidroelektrik santrali suyu başka bir yere verecek olsa bile derenin yaşaması için mutlaka can suyu veriliyor. Biz bunu firmalarla su kullanım anlaşması yaparken mukaveleye yazıyoruz. Doğalgaz satan ülkeler veya şirketler bu işi tahrik ediyor. Biz hem doğayı koruyacağız hem de deredeki suyu muhafaza ederek elektrik üreteceğiz. Hem de oradaki vatandaşlarımız için gelir kaynağı olacak."

Daha ne isteyebiliriz? "hem doğayı koruyacağız, hem deredeki suyu muhafaza ederek elektrik üreteceğiz, hem de oradaki vatandaşlarımız için gelir kaynağı olacak."

Aslında işin püf noktası "Hidroelektrik santral en çevreci bilinen santraldir." kabulünde. Hayır, bu doğru değil. Dünya Bankası dünya halklarının zorlamasıyla "Dünya Barajlar Komisyonu"nu kurduğu ve bu komisyonun geniş kapsamlı raporu yayınlandığında anlaşılmıştı ki, bu sözler gerçeği yansıtmıyor.

Bilimsel ve Teknolojik gelişmeler insanlığın önünde yeni ufuklar açıyor ve bu durum gelişmenin sağlandığı ilk günlerde büyük bir sevinç ve umutlanmayla karşılanıyor. Hele, iletişim ortamlarının güçlendiği ve kamuoyunu giderek daha derinden etkilediği çağımızda, bu etkilenme daha yaygın oluyor. Bu, toplumsal yaşam konforumuzu iyileştirmek üzere girişilen bütün büyük projeler için de böyle. GAP Projesi tüm yurttaşların üzerinde dikkatle düşündüğü ve özen gösterdiği bir proje, idi. Ulusal kömür kaynaklarımızın elektrik üretimimizin arttırılmasında kullanılması da öyle. Limanlarımız geliştirilip deniz ulaşımına gereken önem verildiğinde, demiryollarına yönelik bir projeden söz edildiğinde de. Bir dönemin en heyecan verici projeleri, akarsularımızı dizginleyen ve uygarlık ürünlerine dönüştürmeyi hedefleyen barajlarla ilgili idi. "Barajlar Kralı" san'ı pek büyük bir prestij unsuru idi.

Öte yandan, insanlık karmaşık ve duraysız dengelerden oluşan doğal bir sistemin içinde her yaptığı etkinlikle, her yeni ürünüyle, doğaya her karışmasıyla bu dengelerin bozulup yeniden oluşmasına da neden oluyor. Buzdolaplarımız, sprey kutularımız kötülük olsun diye bulunup yaygınlaştırılmadı. Şimdi ise, ozon tabakasında ortaya çıkan ve sonuçlarının ölümcül olmasından kaygılanılan deliğin gelişmemesi için yasaklar koyuyoruz. Kömür santralarımızın baca atıklarını tutmamız gerektiği nice kayıplardan sonra aklımıza geldi ve daha da tam başaramadık.
Dünyanın her yerinde yapılan binlerce büyük barajla ilgili sorunlar da, ne yazık ki doğrudan doğruya yaşamadan öngörülemedi.

1950'lere kadar her on yılda ortalama 700 kadar baraj yapılırken, bu sayı 1950'den sonra hızla arttı. Barajlar yapılmaya ve tamamlanmaya başladıkça da eksik ve zararlı bir şeylerin de olduğu görülmeye başladı. Yaşanan sorunlar derinleşip yaygınlaştıkça büyük barajları sorgulayan çevreler ve örgütleri de sayıca arttı. 1994 yılında, Dünya Bankası'nın 50. kuruluş yıldönümünde, dünya barajlarından etkilenen halkları ve çeşitli sivil toplum kesimlerini temsil eden 2000'den çok örgüt Manibeli Bildirisi'ni yayınlayarak, Banka'yı kredilendirdiği barajlarla ilgili olarak tarafsız bir araştırma yapmak üzere göreve çağırdı. Banka, 1994'ün sonunda bir araştırma başlattığını duyurdu ve bu çalışma 1996'da tamamlanıp sonuçları açıklandığında bunun biraz eleştirel bir yaklaşımı olsa da, bütün olarak Banka ve baraj endüstrisinin yanında yer aldığı eleştirileri başladı ve Banka'ya gerçekten tarafsız bir kurum oluşturması için baskılar arttı. 1997 Mart'ında Brezilya, Curtiba'da toplanan "Barajlardan Etkilenen Halkın Birinci Uluslararası Konferansı" bağımsız ve tarafsız bir inceleme için sesini yükseltince Dünya Bankası'nın direnişi zayıfladı ve baraj endüstrisi, hükümetler ve akademik kuruluşlardan 40 kişiyi İsviçre, Gland'da bir toplantıya çağırdı. Ve, sonunda Dünya Barajlar Komisyonu kurulup çalışmalarına başladı.

Dünya Barajlar Komisyonu (WCD) 1998'de Dünya Bankası (WB) ve Dünya Koruma Birliği (IUCN) tarafından kuruldu. Komisyonun hükümetler, STÖ'leri, baraj yapımcı ve işletmeci şirketleri, akademisyen-danışmanlarından seçilmiş 12 üyesi vardı. 36 ülkeden 68 üyeli bir de Forum oluşturulmuş, 50 hükümet ve uluslar arası ajanslardan sağlanan kaynaklarla araştırmalar yapılmıştı. Çalışmalar kapsamında 5 kıtadaki 8 büyük barajla (bu arada bizim ülkemizdeki Aslantaş Barajı) ile ilgili derinlemesine incelemeler 56 ülkedeki 125 büyük baraj için de kısa incelemeler yapılmıştı. Bu çerçevede büyük barajların toplumsal, çevresel, ekonomik ve finansal yanları, barajlara seçenekler, değişik planlama konuları ve çevresel etki değerlendirme gibi konularını da kapsayan 17 dalda incelemeler yapılmış oldu. Bu arada dünyanın değişik bölgelerinde kamuya açık 4 toplantı yapıldı ilgilenen kişi ve kurumlardan 950 katkı alındı.
Sonunda 400 sayfalık "Barajlar ve Kalkınma Raporu" hazırlanarak 2000 yılı Kasım'ında yayınlandı (WCD, 2000, Dams and Development : a new framework for decision-making, http://www.dams.org). Başlangıçta, bunun oluşturulmasında yararlanılan çok sayıdaki geniş kapsamlı metin de kamuoyuna açıldı. Ne var ki, bu çalışmalarn bulguları küresel kapitalizmin tepkisini aldı. 1,5 yıl sonra bu metinlere ulaşlamaz oldu.

Bulgulara göre, dünyadaki baraj yapımı 1970'lere kadar hızla artmış daha sonra hızla düşüşe geçmiş. 60'lı yıllarda 4800 baraj 70'li yıllarda 5500 baraj 80'li yıllarda 4300 baraj ve 90'dan sonra 2000 kadar baraj yapılmış. Bunlar için yaklaşık 2 trilyon dolar yatırım yapılmış.
Dünyadaki tarımsal sulamanın %30-40 kadarının büyük barajlarla yapıldığı belirtiliyor. Dünyadaki elektriğin de %19'u barajlardan üretiliyor.

Buna karşılık baraj yapımı için bugüne değin 40-80 milyon kişinin yerlerinden edildiği biliniyor.
Dünyadaki büyük akarsuların %60 kadarının bugüne değin barajlarla kesintiye uğratıldığı ve bu şekilde ekolojik dengenin olumsuz etkilendiği bildiriliyor.

Dünyada büyük barajlarla sulanan toprakların %20'sinde tuzlanma ve çoraklaşma olduğu anlaşılıyor. Türkmenistan'da bu %80. Özbekistan'da %60.

Dünya yüzündeki tatlı suyun %5'inin büyük baraj göllerinden buharlaştığı hesaplanıyor.
Dünyadaki küresel ısınmaya neden olan sera gazlarının % 28'e varan bir bölümünün baraj göllerinden türediği de hesaplanıyor. Su altında kalan bitkiler ve toprak organik çözünme sonunda CO2 ve metan salıyor, atmosfere. Bu salgı, barajın ömrü boyunca sürüyor. Toplam gaz salımı, eşdeğer enerji üreten kömür santrallarındakinden çok olabiliyor. Bazılarında 10 kata kadar çıkabiliyor.

Enerji üretmek için yapılan barajların yarıdan çoğu, %55'i başlangıçta öngörülenden daha az enerji üretebiliyor. Tasarlanan kadar ya da daha çok üreten 28 büyük barajın dörtte birinde, bu başarı bunların tevsi edilmesi ve böylece daha fazla yatırım yapılmasıyla sağlanabilmiş.
Sulama için yapılan barajların %70'i konan hedeflere ulaşamamış. WCD'nin incelediği 52 barajın tümü hedeflenenden daha dar alana daha az su sağlayabilmiş. Ancak, 15 yıldan sonra o da, bunların %75'i sulama hedeflerine yaklaşabilmiş. WCD'ye göre baraj büyüdükçe başarısızlık daha büyük oluyor.

Baraj yapımcıları dünyada besin üretiminin üçte birinin sulama barajlarıyla sulanan alanlardan sağlandığını söylese de WCD, barajların dünya besin üretimine katkısının %12-16 arasında olduğunu hesaplıyor.

Kullanma suyu sağlama barajlarının %70'i hedeflerine ulaşamamış. Bunların dörtte biri ise hedeflenenin ancak yarısını sağlayabiliyor.

Taşkın önleme amacı ile yapılan barajların da insanların taşkına duyarlılığını azaltarak, riski arttırdığı görülmüş. ABD'de 1960-1985 arasında, çoğu barajlarla ilgili olmak üzere, taşkın önleme yapıları için 38 milyar dolar harcanmış iken, yıllık ortalama taşkın zararlarının bedeli iki katına yükselmiş.

İncelenen barajların yarısı başlangıçta öngörülenden 1 ya da daha çok yıl gecikerek tamamlanabilmiş. Biraz da bu nedenle olmalı, incelenen 56 barajın sonuçlarına göre büyük barajların ortalama maliyetleri başlangıçta öngörülenden ortalama %56 daha çok. Bu değer %180'e kadar çıkabiliyor. Orta ve Güney Asya'da bu, ortalama %108. Dünya Bankasının desteklediği termal santrallarda ise bu yalnızca %6.

Uluslararası finans kurumlarınca desteklenen 20 enerji barajının yarısı ekonomik hedeflerine ulaşamamış. Bunlardan dokuzunun içsel geri dönüş oranı %10'dan az. Dünya Bankası ve ADB'nin finanse ettiği 14 büyük sulama barajında bu oran başlangıçta %15 hedeflenmişken, sonunda ortalama %10,5 olabilmiş. Bunun %10'dan az olması ekonomik olarak kabul edilmez bulunuyor.
WCD'nin hesaplarına göre dünya barajlarının göl hacimleri siltlenme ile, tortuların birikmesi her yıl %0,5-1 arasında azalıyor.

Barajın akış yönündeki sulardaki sucul canlıların, bu arada balıkların yaşamı da olumsuz etkileniyor. Irmağın boşaldığı yerlerdeki deniz ve haliçlerde de balıklar zarar görüyor. Bu canlılar göç edemiyor. Dünyadaki, 9000'den çok olan tatlı su balık türünün %20'den çoğunun soyu son yıllarda tükendi ya da tükenmek üzere.

Su ile taşınan toprak ve besin azaldığı için tarım toprakları da yeterince beslenemiyor. Deltalar ve kıyılara yeterli gereç taşınamadığından, deniz kıyısı kara yönünde ilerlemeye başlıyor.
Yeraltısuyu beslenmesi kısıtlanıyor. Kıyı akiferlerinde tuzlanma hızlanıyor.
Barajlarla oluşturulan göller halk sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Barajlarla birlikte yaygın salgın hastalıklar çıkabiliyor. Schistosomiassis, sıtma, vb hastalıklar en yaygınları. Baraj sularında gelişen cyanobacterilerin de barsak kanserine yol açtığı anlaşılmış. Baraj göllerinde yaşayan balıklarda cıva zenginleşmesi de bunlarla beslenenlerde sağlık sorunları ortaya çıkarıyor.

Barajlar kültürel ve arkeolojik mirası da olumsuz etkiliyor. Bu genellikle ihmal ediliyor ve araştırılmıyor. Örneğin, ülkemizdeki 298 baraj projesinden yalnızca 25'inde kültürel miras envanteri çıkarılmış.

Oysa dünyadaki besin üretiminin %60'ı ilkel koşullarla bile olsa, tarım topraklarının, %80'ini oluşturan, yağmurla sulanan bölümünden sağlanıyor.

Yalnızca sulama kanallarının sızdırmasının önüne geçilse, 15 milyar metreküp ek sulama suyu sağlanacak.

Gelişmiş ülkelerin enerji kullanımında da, daha %50 kadar tasarruf yapabileceği hesaplanıyor.

Bu karanlık tablo baraj olgusunun, baraj yapılarının gereksiz, kendiliklerinden zararlı oluşlarından kaynaklanmıyor. Bunun, küresel kapitalizmin kredi ve yardım kuruluşlarının büyük yapımcıların çıkarına ve yalnızca projenin iç ekonomisini o da, yalnızca yapım ve geri ödeme aşaması dönemleri için göz önüne alışından kaynaklandığı açık. Bu, son yıllarda sulama ve enerji barajlarına değil, kârlı görünen kullanma suyu sağlama barajlarına daha kolay kredi bulunmasından da anlaşılıyor. Örneğin, Asya Kalkınma Bankası'nın 80'lerde enerji projelerine ayırdığı kaynağın %28'i hidroelektrik santralara giderken bu oran 1990'larda %8'e düşmüş.
Küreselleşen kapitalizm az gelişmiş ülkeleri ağır bir özelleştirme programı uygulatmaya zorluyor. Bunun sonucunda elektrik enerjisi üretim ve dağıtımı da özelleştiriliyor. Şimdilerde, 1 MW hidroelektrik enerji için yapılan özel yatırımla 40 MW termal enerji yatırımı yapılabiliyor.
Büyük barajlar 1050'lerin başından bu yana Dünya Bankası'nca destekleniyor. Banka, bu sektöre yılda 1 milyar dolar destekle başlamış, işe. İş doruğuna ulaştığında da, 1980-84'te uluslar arası yatırım bankalarınca kullandırılan yıllık destek 4,5 milyar dolara ulaşmış. Bu, şimdilerde yıllık 2,5 milyar dolara düşmüş. 1990'larda az gelişmiş ülkelerde büyük barajlara yapılan yatırım tüm su yapılarına yapılanın yarısı kadar ve yılda 22-31 milyar dolar mertebesinde. Bunun 12-18 milyar doları hidroelektrik projelerine, 8-11 milyar doları sulama amaçlı barajlara ve birkaç milyar dolarlık bölümü de taşkın önleme ya da kullanma suyu sağlama amaçlı barajlara harcanmış. Endüstrileşmiş ülkeleri de göz önüne alırsak son yarım yüzyılda bu sektöre 2 trilyon dolar kaynak aktarıldığı anlaşılıyor. Büyük bir kaynak aktarma "operasyonu"!

Belli ki, büyük baraj projelerinin fizibiliteleri yanlış ve abartılmış beklentilerin üzerine kuruluyor. Belli ki, büyük barajların çevresel etkileri hemen hiç göz önüne alınmıyor. Açıktır ki, büyük baraj projeleri konusundaki kararlar kamuoyundan kaçırılarak veriliyor. Bazen her şey iyi niyetle gelişse bile, kararlar dar birkaç mühendislik alanından uzmanlarca, sonuçları değerlendirebilecek başka mühendislik alanlarından kişilere bile danışılmadan, onlar da karar süreçlerine katılmadan veriliyor. Sonuçta o projeden belli bir yarar beklenirken, projenin başka alanlardaki etkileri ile yitirilenlerin hesaplanması bile olanaksız oluyor.

Oysa, yukarıda sıralanan olumsuz sonuçların her birine karşı önlemler tasarlanıp uygulanabilirdi. Belli ki büyük baraj projelerini, o projenin dar sınırlarının ötesinde çok geniş bir yarar/zarar bilançosu çıkararak incelemek gerekli.

Her şeyden önce o projenin ulusal ekonomi için gerekliliğinin iyi saptanması gerekli. Kurulu gücünün nyarısn bile kullanamayan hidroelektrik santraller, termik santraller dururken, Yusufeli ve Çoruh Vadisi, Munzur Vadisi, Fırtına Vadisi, Aşağı Fırat Vadisi, Yukarı Frat Vadişsi, vb., görünüşe göre yalnızca kredi verenlere ve yüklenicilerine kazandıracak olan çok sayıda baraj ile doğanın katledilmesine göz yumulacak.

Yurtseverlerin durup düşünmesi, her projeyi ayrı ayrı ve alabildiğine irdelenmesi gereken bir şeyler var.

O zaman "Hadi Düşünelim", Bakan kimler adına konuşuyor, bu işten kimler kârlı çıkacak?
Sırasıyla irdeleyelim!