Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

IMF'ye 'cenaze namazı'

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:56 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:56

Sinan Sönmez'in “IMF'ye 'cenaze namazı'” başlıklı yazısı 18 Mayıs 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

IMF’ye son borç taksidinin ödenmesi, hükümet kanadı ve destekçileri tarafından gürültü koparılarak duyuruldu ve kutlandı. Belki yakında “kurtuluş günü” olarak tarihe not düşülür ve bayram ilan edilebilir!

Bence bu olayın eğlenceli yönünü, “merkez medya” olarak nitelendirilen -ama bunun ne anlama geldiğini belki de meslekten olmadığım için bir türlü anlayamadığım- günlük gazetelerin sergiledikleri yaklaşım oluşturmaktadır. Epeydir üniversite yerleşkelerinde parasız dağıtılan “merkez medya” bünyesinde yer alan bazı holding gazetelerinde, övgü dolu haber ve yorumlar birbiriyle yarıştı!

En eğlenceli ve çarpıcı haber ise İzmir’de AKP’li gençlerin IMF’ye borcun kapatılması nedeniyle üzerinde IMF yazan tabutun arkasında temsili cenaze namazı kılmaları oldu. Hızla artan dış borçlanmayı dikkate almayıp kafayı IMF’ye takanlara, yalnızca “buyurun cenaze namazına “diyebiliriz!

Biz de AKP yandaşlarına bir soru soralım: 2002’de 129,6 milyar dolar olan toplam dış borç stokunun 336,9 milyar dolara çıkmasına ne dersiniz? Sorun yalnızca IMF’ye olan borç mudur?

Hükümetin IMF’den borçlanmak yerine, sürekli borç ödediği ve hatta bu kuruma kredi açacak konuma geldiği sık sık vurgulanmaktadır. Bu görüşü desteklemek için kamu kesimine dış borcunun hızla azaltıldığı belirtilmektedir. Acaba doğru mu?

2002’de 64,5 milyar dolar olan kamu kesimi dış borcu 2012 yılı sonunda 103 milyar doları aşmıştır. Mutlak olarak 39 milyar dolar dolayında bir artış kaydedilmiştir. Borç ödeme sürecinde kamu kesimi dışarıdan kredi kullanmayı sürdürmüştür.

En önemli ve endişe verici gelişme ise özel kesimin dış borç stokundaki baş döndüren artıştır. 2002’de 43 milyar dolar olan tutar, 2012 yılı sonunda 226 milyar dolara ulaşmıştır. Özel kesimin toplam dış borç içindeki payı “üçte bir”den, “üçte iki”ye yükselmiştir. Üstelik, kısa vadeli borcun yüzde 39’a ulaşması kırılganlık riskine işaret etmektedir.
Rakamların ötesine geçerek, ana sorunsal üzerinde duralım. Öncelikle basit bir hususu anımsatmak istiyorum. IMF’ye olan borç önünde sonunda ödenecekti faiz ve anapara ödemelerinden oluşan borç servisi bir takvime bağlanmıştı. Bu süreç borç alan her ülke açısından geçerlidir. Başta acil yardım anlamına gelen stand-by düzenlemeleri ve diğer bazı finansal kolaylıklar kapsamında sağlanan parasal destek sonsuza dek süremeyeceği gibi geri ödeme de planlanmaktadır.

Basit bir soru soralım. Neden AKP döneminde borç alınmamıştır? Borç servisi de aksatılmaksızın yerine getirildiğine göre bir başarıdan söz edilebilir mi?

Öncelikle önemli bir noktayı vurgulamak isterim: IMF’nin işlevi kısaca dünya kapitalist sistemine ülke ekonomilerinin uyum sağlaması için gerekli önlemlerin alınmasını sağlamaktır. Önlemler neoliberal ilkelere göre düzenlenmiş düzeni yerine oturtmayı, sağlamlaştırmayı hedeflemektedir. IMF bu yönde yapılacak düzenlemelere finansal destek vermektedir. Son küresel finans kriziyle birlikte IMF, AB troykası (özellikle Almanya) ve Avrupa Merkez Bankası sopayı Avro Bölgesi’nin çevresi olarak nitelendirilen başta Yunanistan olmak üzere Akdeniz ülkeleri üzerine indirmiştir. Ekonomik ve sosyal haklar gasp edilmiş, darbe emekçiler ve diğer sömürülen katmanlar üzerine inmiştir.

Türkiye’deki en kapsamlı ve derinlemesine son düzenleme 1998-2008 döneminde yapıldı (Bkz. Bağımsız Sosyal Bilimciler, IMF Gözetiminde On Uzun Yıl, 1998-2008: Farklı Hükümetler, Tek Siyaset, 2006). Bu dönemde IMF’den 46,4 milyar dolar tutarında kredi alındı. AKP hükümeti bu süreçte 11 Mayıs 2005 tarihli 19. stand-by düzenlemesiyle 10 milyar dolar kredi almıştır.

IMF gözetimi Mayıs 2008’de sona erdi. Küresel krizden 2008’de ve özellikle 2009’da derinden etkilenen Türkiye’de, hükümet IMF ile yeniden anlaşmaya gidip gitmemekte kararsız kaldı. Sonuçta IMF ile resmi bir anlaşma yapılmaksızın neoliberal yola devam edildi! Artık bir klişeye veya slogana dönüşmüş olan “IMF politikaları” IMF’siz uygulandı ve uygulanıyor.

AKP hükümetleri IMF’den yeni dış borç almadı çünkü acil durumlar dışında IMF’den borç alınmıyor. Borçlanma özel finans piyasalarından sağlanıyor. Dünya ekonomisinin bulunduğu yüksek konjonktür Türkiye’nin borçlanmasını olanaklı kılmıştır. Nasıl mı? 1998-2001 dönemi dünya ekonomisi inişteydi ve çevre ülkelere yönelik sermaye akımları giderek kısıtlanmıştı. 2001’de çevre ülkelere yönelen toplam sermaye 183 milyar dolar iken, dünya ekonomisinin genişlediği 2002-2007 döneminde bin 929 milyar dolarlık bir para kütlesi bu gruptaki ülkelere yönelmiştir.

AKP yönetiminin uyguladığı yüksek faiz ve aşırı değerli TL’ye dayalı politikalar demeti yabancı fonlardan bir bölümünün Türkiye’ye akmasını sağlamıştır. Çünkü Türkiye’de paradan para kazanmak kolaylaşmıştır.

Ekonomiyi bu denli dış borca sürükleyenlerin IMF’ye borcun sona erdiğini muştulaması ise, kara mizah örneği olmaktan öteye geçemiyor!

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları