Sinan Sönmez
AB’de derinleşen kriz ve meşruluk sorunu
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:56 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:56
Sinan Sönmez'in "AB’de derinleşen kriz ve meşruluk sorunu" başlıklı yazısı 25 Mayıs 2013 tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Yazının başlığını “EuroMemo Group”un 2013 yılı raporundan alıntıladım. Rapor başlığı tam olarak “Avrupa Birliği’nde Derinleşen Kriz: Köklü Bir Değişikliğe İhtiyaç Var” gibi dilimize çevrilebilir (www.euromemo.eu)
EuroMemo grubu 1995 yılında Avrupa’nın farklı ülkelerinden iktisatçıların tam istihdam, sosyal dışlama ve yoksulluğa karşı sosyal adalet, çevresel sürdürülebilirlik ve uluslararası dayanışma odaklı çalışmalar yapmak üzere bir araya gelmeleriyle oluşturulmuştur. Bu bağlamda grup, Avrupa için alternatif iktisat politikaları hazırlama ve öneri geliştirme doğrultusunda faaliyetini sürdürmektedir. EuroMemo grubunun özellikle 2008 yılında somutlaşan küresel finans kriziyle birlikte neoliberal iktisat politikalarına eleştirel bakışı netleşmiş ve yıllık raporlarına eleştirel değerlendirmeler yansıtılmıştır.
Kapitalizmin krizi Avrupa’da yoğunlaşırken, geçici önlemlerle, özellikle de neoliberal dogmadan kurtulmadan yakayı sıyırmanın olanaksızlaştığı giderek belirginleşmektedir. Bu doğrultuda EuroMemo grubunun son raporunda, artık köklü değişikliklere gidilmesinin şart olduğu açıkça vurgulanmaktadır.
Rapor, 2012 yılı sonu itibariyle ekonomik kriz atlatılamadığı gibi, özellikle Avrupa’nın varoşları olarak nitelendirebileceğimiz Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerde toplam üretimin gerilediğini, Orta ve Doğu Avrupa’da, Polonya ve Slovakya dışındaki ülkelerde üretimin kriz öncesinin gerisinde kaldığını belirtmektedir.
2012 yılı başlarında Almanya’nın mali disiplin konusunda ödün vermeyen katı tavrı sonucunda, 25 AB üyesi yapısal bütçe açığının GSYH’nin yüzde 0,5’i ile sınırlanmasını kabul etmişti. Ancak durgunluk, hatta daralma içinde yüzen ekonomilere dayatılan mali disiplin odaklı politikalar, özellikle maliye politikalarını edilgenliğe mahkum etmiştir.
Mali disiplin doğrultusunda benimsenen yeni kısıtlayıcı kurallar nedeniyle 2013-2016 döneminde Avro Bölgesi’nde GSYH’deki azalmanın yüzde 3,5’e ulaşacağı, oranın İspanya, İtalya, Portekiz ve Slovenya ve Güney Kıbrıs’ta yüzde 5 ile 8 arasında seyredeceği, İrlanda ve Yunanistan’da ise yüzde 10’un üzerinde bir gerileme olabileceği öngörüsü yapılmaktadır.
Mali disiplin ilkesine dayalı “kemer sıkma” politikaları, hiçbir alanda olumlu bir gelişmeye yol açmamaktadır. Toplam üretim ve istihdamı baltalayan politikalar, işsiz sayısının hızla artmasına yol açmaktadır. Düşük üretim ve yükselen işsizlik ise amaçlanın tam tersine, bütçe açığını genişletmekte ve borç stokunu artırmaktadır. Mevcut kurumsal ve siyasal yapılar giderek daha düşük profilli hedeflere odaklanılmasına yol açmaktadır. Kısacası, bırakınız ekonomik büyümeyi, daralmanın sınırlı kalması, düşük üretim, yüksek hatta bazı ülkelerdeki dramatik boyutlara ulaşan işsizliğin daha fazla artmasının engellenmesi gibi sığ hedefler konulmaktadır. Bu koşullarda sosyal politikalar derin darbe almaktadır.
Bu saptamalar bir bütün olarak kapitalizmin, özelde neoliberal politikaların toplum üzerindeki tahripkar etkilerini açık seçik ortaya koymaktadır. Buna karşın yukarıda göndermede bulunduğumuz “mevcut kurumsal ve siyasal yapılar” neoliberal politikaları sürdürmenin saplantıya dönüşmesine yol açmaktadır. Avrupa’da iktidarda olan muhafazakar partiler bir yana, Fransa’da sosyalist (sosyal-demokrat) parti iktidardadır ama farklı bir politika uygulamamaktadır. Merkel’in kimi dayatmalarına geleneksel Fransız duruşu olarak nitelendirebileceğimiz karşı çıkışların dışında, ne Cumhurbaşkanı Hollande ne de hükümet neoliberal uygulamalardan vazgeçmiştir. Sosyal haklarda gerileme sürdürülmüştür.
Rapora geri dönersek, üzerinde durulan önemli bir nokta “kemer sıkma”nın meşruluğudur. Rapora göre, mali disiplin uyarınca yapılan uygulamalar, dolayısıyla sosyal hakların gaspı meşruluk tartışmasının gündeme alınmasını gerektirmektedir. Çünkü mali disiplin kurallarının üye ülkelere dayatılması ve oldu bittiye getirilmesi, demokraside eksiklik olduğunu, “demokrasi açığı”nın bulunduğunu işaret etmektedir. Üstelik demokrasi açık verdikçe, büyük şirketlerin lobicilik faaliyetleri etkinlik kazanmaktadır. Ayrıca AB’nin üye ülkeler için tek piyasanın oluşturulması, mal ve hizmetler ile sermayenin serbest dolaşımına mutlak öncelik tanıdığı bilinmektedir. Buna karşın sosyal programların geliştirilmesinde, nazlanma bir yana sosyal haklar tasfiye sürecine sokulmuştur. Özetle daraltıcı katı neoliberal uygulamaların, bir başka deyişle topluma biçilen dar giysinin meşruluğu söz konusu değildir.
Her renkten sağ yönetimlerin kriz ortamında hızla sosyal ve ekonomik hakları tasfiye etmeye soyundukları bilinen bir gerçek. Salt çevre ülkelerde değil, kapitalist sistemin merkez konumundaki ülkelerindeki uygulamalar da aynı doğrultudadır. Ne ki, çözüm bulunamıyor. Avrupa’da kriz derinleşirken bilimsel sosyalizmi savunan siyasi partilerin konumlarını, güçlerini ve program ile politikalarını gözden geçirme ve gerekli yapılanma için, katlanılması gerekli tüm risklere karşın uygun koşulların da olduğu görülüyor.