‘Yasaklı’ Che

12/10/2013 Cumartesi
‘Yasaklı’ Che

Heyecan doluydu Metin’in sesi “Yasaklı Nasrettin Hoca Şenlikleri” başlıklı kitabının çıktığını haber verdiğinde. “Kalın bir kitap ama hızla okuyup bitireceksin” diyordu. Haklı çıktı çünkü yazarının renkli anlatımına özenli bir baskı eşlik ettiği için mi bilemem ama keyifle ve peynir ekmek gibi tükettim “Yasaklı”yı. İnsan anı, şiir ve eylemden oluşan bir kaç değerli kitabı bir arada okuyormuş hissine kapılıyor.

“Yasaklı” beni 1960’lara yani Metin’le tanıştığımız yıllara götürdü. Vahap Erdoğdu’nun yazı işleri müdürlüğü ve Ahmet Say’ın teknik yönetmenliğinde yaşamına başlayan Türk Solu dergisinin 24 Kasım 1967 tarihli sayısında Arif Damar, Metin Demirtaş ve Muzaffer Arabul’un ‘Che’ şiirleri yayınlanmıştı. Şiirler, Küba Devrimi’nin, Fidel başta olmak üzere Kübalı devrimcilerin ve en çok da yana eğik, kızıl yıldızlı beresiyle yakışıklı Küba Maliye Bakanı Che Guevara’nın 68’li yıllarda bizde yarattığı heyecanı öyle güzel betimlemekteydiler ki… “Bizim de dağlarımız var Che Guevara/ Bakma şimdi durgunsa, bir şahan gibi duruyorsa/Yorgundur, savaşlar görmüştür, çeteciler barındırmıştır/Yani satılmış değillerdir, hiç tüfek patlamıyorsa/Alaçamın, mor meşenin altına silah çatıp yatmaya/Bizim de dağlarımız vardır Che Guevara.” diye sesleniyordu Metin Arjantinli devrimciye. Arif Damar için ise “Bir sesti O/Bütün sesler içinde ayrı/Yürü diyen bir ses/Savaş diyen bir ses/Katıl diyen bir ses”.

Şiirlerdeki çığlığın halkla buluşmasını önlemek için hemen harekete geçti savcılık. Yapıtlarda komünizm propagandası yapılıp yapılmadığını saptamak için o yılların ünlü “bilirkişi” üçlüsü yani Aydınlar Ocağı’nın ‘hocaların hocası’ olarak betimlediği Prof. Sulhi Dönmezer ile Prof. Recai Galip Okandan ve Prof. Sahir Erman görevlendirildiler. İlerici ve sosyalistlerin, faşist kökenli, anti demokratik 142. Madde ile yargılanmaları için fetva vermeyi adeta “sanat” haline getirmiş bu yeminli anti komünist troyka Che Guevara’nın bir teorisyen olmayıp hayatını komünizme adamış bir “komünist ihtilalci” olduğunu, Damar ve Demirtaş’ın şiirlerinin ise “cebri [zoru] de telkin eden bir komünizm propagandası” içerdiğini yazdılar raporlarına. Ardından, başka bir 142’lik suçtan hapiste olan Erdoğdu ve Metin Demirtaş hakkında tutuklama kararı alındı. Savunmanın, ekonomi politik, sosyoloji ve edebiyat alanlarında uzman kişilerin vereceği yeni bir incelemeye gereksinim olduğuna ilişkin itirazını kabul eden mahkeme, Prof. Nusret Hızır, Prof. Besim Üstünel ve Prof. Aziz Köklü’yü bilirkişi heyeti olarak görevlendirdi. Gelen lehteki rapora dayanılarak verilen kararla ozanlar, dergi sorumlusu ve onlarla birlikte o güzelim şiirler özgürlüklerine kavuştular.

Bolivyalı katillerce öldürülmesinden bu yana yaklaşık yarım yüzyıl geçen Che’den geriye yalnız bir devrim edebiyatı mı kaldı?

Bu sorunun yanıtı Che’nin yaşamında gizlidir. BM Genel Kurulu’nda Marksist/Leninist olduğunu ilân etmekten çekinmeyen Guevara, bağımsızlığına kavuşan her ülkenin emperyalist kampı zayıflattığına ve insanlığı devrime bir adım daha yaklaştırdığına inanıyordu. “Geleceği olmayan” Latin Amerikalı yoksullar için daha iyi bir yaşam, eşit ve özgür bir dünya, “yeni” kadın ve erkeklerin inşa edecekleri “yeni” bir dünya istiyordu. O nedenle, gericilik ve emperyalist sömürünün yeryüzünden bir daha gelmemek üzere silinip atılması ve sosyalizmin kurulması için savaştı.

Bugün emperyalizm yerine yeni koşulların ifadesi olduğu belirtilen küreselleşme deyimi kullanılıyor. Ama küresel dünyada da Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın yoksul halklarının bütün varlıklarının talanı devam ediyor. Büyük insan kayıplarının eşlik ettiği bölgesel savaşlarla emperyalist devletlerin çıkarlarına uygun olarak yeryüzü haritası yeniden düzenleniyor, bazılarının “küresel köy” dedikleri dünyamızın her bir santimetrekaresi metalaştırılıyor. Sermaye, kâr oranlarının artmasının engelleyecek her şeyi ezip geçiyor. Kısacası, güneşin altında o günden bu yana bir düzen değişikliğinin yaşanmadığını, tersine sömürü ve baskının gittikçe daha da vahşileştiğini görüyoruz.

J.P. Sartre’ın, her cümlesinin altında altın yığınlarının gizlendiğini söylediği Che’nin fikirlerinin ve yapmak istediklerinin henüz tazeliğini ve canlılığını yitirmediğinin daha iyi bir kanıtı olabilir mi?

Belki de bu yüzden emperyalizme karşı mücadelenin yükseldiği her yerde, direnen halklar bayraklarının üzerinde Che’nin o cesur ve onurlu bakışını taşımaktalar. Belki de bu yüzden “Her yer Taksim, Her yer direniş” diyerek direnen Türkiye halkının isyanı ve dünyanın birçok bölgesindeki isyanlar, Che’nin ve Küba halkının bağımsızlık ve sosyalizm kavgasıyla kucaklaşmakta.

Öyleyse bir kez daha bin selâm Kumandan Che Guevara’ya!