‘Ölü Canlar’

22/02/2014 Cumartesi
‘Ölü Canlar’

Büyük Rus romancısı, “Taras Bulba”nın yaratıcısı Nikolay Gogol’ün başka bir güzel yapıtıdır “Ölü Canlar”. Baş kahraman Pavel İvanoviç Çiçikof köy köy dolaşır ve yeni nüfus sayımı henüz yapılmadığı için canlı görünen ölü Rus serflerini çok düşük fiyatlarla satın alır sahiplerinden. Ve bunların karşılığında büyük krediler alarak devleti dolandırmaya ve zengin olmaya çalışır.

SOL’daki haberi okuyunca ilk aklıma gelen “Ölü Canlar” oldu ama İsrail’de geçen olay daha karmaşık.

Amana, İsrail’de Batı Yakası yerleşiminde emlâkçılık yapan bir kooperatif birliği. Başında Ariel Şaron’la aynı yeraltı örgütünde çalışmış ve hükümetlerle çok yakın ilişkileri olan zengin bir şahıs bulunuyor. Büyük olasılıkla, bu ilişkiler nedeniyle Amana’nın yasal olmayan inşaatlar yapmasına, hattâ devlete vergi ödememesine göz yumuluyor. Hakkında açılan soruşturmalardan hiçbirisi ciddi olarak yürütülmediği için bir sonuç alınabilmiş değil.

Şirketin son girişimi, Beit El bölgesinde Filistinlilere ait bazı arazileri satın alması ve yasalara göre yeni yerleşimlerin yasak olduğu bu yerlerde inşaatlar başlatması. Dikkatimi çeken ise, Filistinli sahibinden satın alındığı iddia edilen arazilerin sahibi olan Filistinlinin yıllar önce ölmüş olması. Bu gerçek, avukatlar tarafından İsrail Yüksek Adalet Divanına yapılan başvuruda belgeleriyle kanıtlanmış! Şirketin yasaların çevresinden dolanarak yoluna devam etmesi kamuoyunda rahatsızlık yaratmış olmalı ki, İsrail gazetesi Haaretz editörlüğü, 12 Mayıs 2013 günkü gazetede, İsrail’de hukukun sadece bir opsiyon olduğunu ve “elinde büyük siyasal güce ve yaygın ilişkilere sahip kişilerce eğilip bükülebildiği” ni yazmış.

Olaylar ister istemez geçmişte ve bugünlerde yaşadıklarımızı çağrıştırıyor. Her kapitalist ülkede, hukuki ayrıcalıkları olanlar ve olmayanların bulunduğunu, ayrıcalıklıların genelde suyun başını tutan sınıflardan geldiklerini ve yasaların, sermaye sınıfı iktidarları ve onların yandaşlarınca ekonomik çıkarlar için istendiği gibi yorumlandıklarını ve kullanıldıklarını görüyoruz. Aslına bakarsanız şaşırmamak gerek çünkü her üst yapı kurumu gibi hukuk da sınıfların üstünde değil tersine sınıfsal içerik taşıyan bir kavram.

Ölüler üzerinden yapılan ticaretin siyasi olanı da var. 1950’ lerde Menderes’in ünlü “Vatan Cephesi’ne ölülerin kaydedildiği ve bu kişilerin isimleri radyoda okunduğunda yakınlarının dehşete düştüğü bilinir. Yakın dönemde, bu konudaki diğer bir örnek 2010 Anayasa Referandumu sırasında yaşandı. F. Gülen’in Pennysilvanya’dan “... İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak referandumda ‘evet’ oyu kullandırmak lazım. Ben zannediyorum ki kalkarlar da...ben zannediyorum ruhları koşar da...” diye konuştuğunu anımsayalım.

Yerel seçimlerle başlayacak seçim zinciri AKP açısından yaşamsal önemde. Dolayısıyla, yine, ölülerin ve bunların yanı sıra binlerce boş TOKİ konutunda oturan “hayalet” seçmenlere oy kullandırılabileceğini düşünmek hiç de fantezi değil. Bir çok kişi gibi ben de bu “alan” ın siyasal iktidarın oy hesaplarına dahil olduğunu düşünüyorum.

Bu olgu, seçim güvenliğinin ne denli yaşamsal olduğunun da bir göstergesi.

“Demokrasi” ya da seçim oyununun, ancak emekçilerin güçlü oldukları belli tarihsel evrelerde onlar için bazı olumlu kazanımlar getirdiğini, bununla birlikte köklü bir düzen değişikliği için çözüm olmadığını en iyi sosyalistler bilir. Ama eğer topa girmişsek ve seçimin, tarihin derinliklerinden günümüze taşınmış bu gerici zombiler koalisyonuyla mücadelenin bir parçası olduğunu düşünüyorsak, sandıklarda nelerin olup bittiğine dikkat etmemiz gerekiyor.