Mısır’da son darbenin düşündürdükleri

13/07/2013 Cumartesi
Mısır’da son darbenin düşündürdükleri

1955-1970 dönemini “Bandung ve Bağlantısızlar Dönemi” olarak adlandırıyor Samir Amin. Gerçekten de o dönemde yoksul “Güney” ve onun bir parçası olan Arap halkları daha iyi ve daha eşit bir dünya ve daha iyi bir yaşam talebiyle, sömürgeciliğe, Soğuk Savaş tetikçiliğine, ABD işbirlikçiliğine karşı çıkıyor ve dayanışma içinde barışın egemen olduğu bir dünyanın mücadelesini veriyorlardı.

Dünya sermayesinin baş temsilcisi ABD’nin Ortadoğu’daki hedefi ise bölgedeki bağımsızlıkçı, ulusalcı ve anti Amerikan eğilimlerin sona erdirilmesi ve komünist düşünce ve örgütlerin yok edilmesiydi. Bu amaçla, bölgede Suudi Arabistan başta olmak üzere tüm gerici iktidarlarla işbirliği yapmakla kalmadı aynı zamanda askeri anlamda da kendine bağımlı yapılar ve ordular oluşturmaya girişti. Filistin halkını topraklarından ederek kan ve ateşe boğan, 1967’de 134 saat içinde bölgedeki dört devletin topraklarının bir kısmını işgal eden İsrail, o günlerden bu yana, ABD’nin bölgedeki en sadık müttefiki ve jandarması oldu.

Kızıldeniz’i Akdeniz’e bağlayan Süveyş Kanalı’nın sahibi Mısır ise emperyalizm açısından hep önemli bir ülke oldu. Bir Arap milliyetçisi ve bağımsızlık yanlısı bir lider olan Mısır devlet başkanı Cemal Abdül Nasır döneminde ülkede istediği gibi at oynatamayan ABD, yerine geçen Enver Sedat’la kurduğu iyi ilişkiler karşılığında 1979 yılında yapılan Camp David anlaşmasıyla Sina Çölü’nün Mısır’a geri verilmesini sağladı. Bölgedeki ABD işbirlikçiliği Mısır egemen sınıflarına rüşvet olarak geri döndü. 1979’dan bu yana İsrail’den sonra en çok ABD yardımı alan ülkenin Mısır oldu. Ayrıca 1991 Körfez Savaşı’ndaki desteği nedeniyle ABD, Mısır’ın kendisine ve Batılı ülkelere milyarlarca dolarlık borcunun silinmesine yardımcı oldu. Bir Ortadoğu NATO’su yaratamayan ABD, Mısır ordusunun birçok görevlisini ülkesinde eğitmeyi ve bu orduyu kendisine bağımlı hale getirmeyi de başardı. Sedat’ı izleyen Mübarek’le de ABD-Mısır ilişkileri hiç bozulmadı. Mübarek yönetimi ABD ve İsrail’le çok sıkı ilişkiler kurdu. Filistin halkının en önemli yaşam damarlarından olan Mısır’ın Gazze geçişlerini kapatan Mübarek, İsrail’e yüzde 70 indirimle doğalgaz satmakta tereddüt etmedi. Özellikle Sedat’la gündeme taşınan yeni liberal politikalara ve emperyalizmin ekonomik örgütlerine teslimiyet sonucunda Mısır halkının yoksullaşmasını ve ezilmesini umursamayan ve halka yapılan ağır baskıları önemsemeyen ABD İsrail’le yakınlaşmayı övgüyle karşılayacak ve Obama 2009 yılı Mısır ziyaretinde Mübarek’in iyi bir ABD müttefiki olduğunu ve Mısır’ın İsrail’le bölge koşullarında barışı sürdürmesinin ne kadar zor bir iş olduğunun farkında olduklarını söyleyecekti.

2011’de “sosyal adalet, ekmek ve özgürlük” talebiyle Tahrir Meydanı’nı dolduran milyonlar, Mübarek’in çürümüş ve işbirlikçi iktidarını silkelemeyi başardılar. Ne var ki, örgütlü bir solun eksikliği, CIA ile ciddi bağlantıları olan, ABD ve emperyalizme dost ve sermaye/iktidar evliliğinin sürdürülmesi açısından da eski rejimin devamı olan Sünni İslamcı Müslüman Kardeşlere (MK) iktidar yolunu açtı. Bir buçuk yıllık MK iktidarında dinsel kurallara öncelik tanındı, Mursi olağanüstü yetkilerle donandı, insan hak ve özgürlükleri ve özellikle kadın hakları kısıtlandı, Sünni İslam dışında kalan dini ve etnik azınlıkların haklarında da sınırlamalara gidildi. Halka yakıt desteği kaldırıldı, kırsalın daha da fakirleşmesine ve işsizliğin artmasına yol açacak olan Serbest Ticaret Anlaşması imzalandı Avrupa Birliği ile. MK iktidarı Filistin’e açılan Gazze kanallarını lağımla doldurması yetmezmiş gibi Suriye işgaline yeşil ışık yakarak uçuşa yasak bölge kurulması için NATO’ya destek verdi. Mübarek döneminden itibaren yoksul kesimlerin ekonomik koşullarını daha da kötüleştiren IMF programlarının bu iktidar tarafından da benimsenerek uygulanması işin tuzu biberi oldu.

Mısır halkı “çalınan devrimini geri almak” üzere yeniden sokaklara dökülmeseydi belki de uzun yıllar sürebilirdi MK iktidarı. Ne var ki, bir kere ayaklanan halk kolay kolay kandırılamıyor ve razı gelmiyor kendisine dayatılan kötü geleceğe. Şimdilerde, bu başkaldırının anti Amerikan ve anti- emperyalist bir yönetimle sonuçlanacağından korkan ABD, ordu eliyle MK’yı iktidardan uzaklaştırarak bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya çabalıyor.

Gelecek günlerin nelere gebe olduğunu bilmek zor. Ama şu bir gerçek ne ABD yanlısı ordu ne de bir buçuk yılda foyası ortaya çıkan MK iktidarı Mısırlı emekçi kardeşlerimizin yaşamlarını düzeltecek çözüm üretebilir. Tek çözüm, Mısır halkının örgütlenerek emperyalizmle siyasal ve ekonomik bağları olmayan, eşit ve özgür bir dünyanın habercisi bir yönetim kurmaları ve siyasal iktidarı ele geçirmeleridir. Başta Müslüman Kardeşler olmak üzere ABD işbirlikçisi egemenlerin sonsuza dek siyaset sahnesinden silinmesinin başka bir yolu görünmüyor.

Er ya da geç bu umudun Mısır’da ve ülkemizde yaşama geçirilmesi en büyük dileğimiz.