Bir 6 Mayıs'a doğru

04/05/2013 Cumartesi
Bir 6 Mayıs'a doğru

Serpil Güvenç'in "Bir 6 Mayıs'a doğru" başlıklı yazısı 4 Mayıs Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Bugün 4 Mayıs. İki gün sonra Denizler’in idamının 41. yılı. Bu nedenle köşemi onlara ve Denizlerin avukatına bırakmak istiyorum.

Dostlar,

Yine bir 6 Mayıs..

Sanki Denizlerin idamının 33. yılını anımsatmak ister gibi takvim yaprakları Mayıs’ın altısını gösteriyor.

Sermaye sınıfının emrindeki 12 Mart askeri cuntasının emriyle uygulanan o yargısız infazı unutturmamak için…

Unutmak mümkün mü ?

Deniz’in , “Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizmin Yüce İdeolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Bağımsızlık Mücadelesi! Kahrolsun Emperyalizm! Yaşasın İşçiler, Köylüler!” sözleri Ulucanlar Cezaevi’nin soğuk duvarlarına ve cellatlarının yüzlerine çarparak ülkenin dört bir yanına dalga dalga yayılıyor..

Denizler, Yusuflar, Hüseyinler unutulmuyorlar ama Yusuf’un dediği gibi Türkiye halkı tarafından mahkum edilen cellatları ve infazcıları “her gün ölüyorlar”.
Soralım kendimize...

Ölümlerinin üzerinden geçen bu 33 yıl boyunca onların bağımsızlık ve sosyalizm bayrağını kimler sahiplendi?

Bu ülkenin sahipsiz olmadığını hele satılık hiç olmadığını dosta düşmana kimler anımsattı?

Dünya emperyalist sistemi ile kucak kucağa, iliğimizi kemiğimizi sömüren o doymak bilmez Türkiye kompradorları değil elbette..

Denizlerin bayrağını yükselten, onların yerini doldurmaya çalışan, vatanı sahiplenen, sömürünün yok edildiği bir toplumun öncüsü demokratik ve bağımsız Türkiye’nin mücadelesini veren ülkemiz kafa ve kol emekçileri...

Denizler hep onlarla beraber..

1 Mart’ta Irak işgaline “dur” diyen yüzbinlerin arasındaydılar..

Kocaeli Üniversitesi’nde CIA görevlisi Amerikalı albayı konuşturmayan üniversiteli gençlerin arasındaydılar...

Kamu varlıklarının sermaye tarafından paylaşılmasına yani özelleştirmelere ve işbirlikçi iktidarın ülkeyi emperyalist tekellere peş keş çekme çabalarına karşı çıkan , “Ferman IMF’ninse SEKA, TEKEL, TÜPRAŞ, SEYDİŞEHİR, PETKİM bizimdir” , “Yaşasın işçi köylü dayanışması” diye haykıran SEKA işçileri ile birlikteydiler..

Güneydoğu’dan başkente kadın erkek çoluk çocuk gelerek ağalık düzenini protesto eden, Sinan köylülerinin yanındaydılar...

ABD’nin Irak işgali sırasında tarlalarına düşen füze parçalarını almaya gelen Amerikan heyetini yumurta ve taşlarla protesto ettikleri için yargılanan Şanlıurfa köylülerinin yanındaydılar...

Onları anımsamamak mümkün mü? Hele bugünlerde...

Irak ve Afganistan’i işgal eden ve yüzbinlerce Iraklı’yı katleden ABD bugünlerde Türkiye’ye de dişini gösteriyor... En büyüğünden en küçüğüne, ABD’nin eski Dışişleri bakanı Paul Wolfowitzden tutun da sömürge valisi kılıklı büyükelçisine, Wall Street’teki iliştirilmiş sırıtkan gazetecilerine dek Türkiye’yi aşağılıyor, iktidara emirler yağdırıyor, Cumhurbaşkanı’nın gezilerine karışacak kadar işi azıtıyor.

Wolfowitz Türkiye’nin asker ve sivil yoneticilerinin “hata yaptık, özür dileriz, bundan böyle Amerika’ya yardımcı olacağız” diye özür dilemelerini beklediğini söylüyor.

Sanki Türkiye ABD sömürgesi bir muz cumhuriyeti imiş gibi...

Büyükelçi Edelman Sezer’in Suriye’ye gitme kararını gözden geçirmesini istiyor..

Sanki Türkiye Başkan Bush’un Tek-sas’taki çiftliği imiş gibi...

Büyükelçi Edelman Türk mahkemelerinin kararlarını hiçe sayarak Bergama’daki altın madeninin Normandy şirketine açılması için Bayındırlık Bakanlığı’na mektup yolluyor.

Yetmiyor...

Büyükelçi, Coca Cola, Pepsi ve Ülker şirketleri arasındaki kola savaşına taraf oluyor ve Türkiye başbakanına emir yolluyor “haksız rekabete son verilmesi”ni temin etsin diye...

Yetmiyor...

ABD’ye yönelik kuşku ve eleştiriler yaydığını düşündüğü basını tehdit ediyor. Bay Büyükelçi’ye göre, Türk basını insafsız imalarıyla Amerikan halkına hakaret etmekte...

Yetmiyor...

İncirlik’in kullanımında “daha uygun” koşullar talep ediliyor.

Suça yataklık edelim diye yani daha çok Iraklıyı, daha çok Afganlıyı bombalamak için Türkiye topraklarından kalkacak ABD uçaklarının cinayetlerine yataklık edelim diye...

Bu haberleri gazetelerde okuduğumda, Denizler’in mahkemedeki savunmalarını anımsıyorum.

Deniz savunmasında, Mustafa Kemal’e ağır hakaretler yağdıran bir Amerikalı senatör için “işte tam kaçırılacak bir Amerikalı” demişti... Edelman onun bu tanımına ne kadar da uymakta...

Dünya halkları ve emekçi sınıflarının ABD emperyalizmi ve ortaklarının azgın saldırılarına hedef oldukları bir dönemden geçmekteyiz.

Türkiye de kısa ya da uzun vadede bu saldırıdan payına düşeni alacak gibi görünmekte...

Bununla birlikte benim ve Denizlerin içimiz rahat..

Çünkü dünya halkları emperyalizme direniyor..

Çünkü Türkiye emekçileri aydınıyla ve işçisiyle Denizlerin ve bu mücadelede kaybettiğimiz tüm devrimcilerin bayrağına sahip çıkarak tarihsel görevini yerine getirmekte kararlı görünüyor...

Denizler, Yusuflar, Hüseyinler yaşıyor ve yaşacaklar.

(6 Mayıs 2005’de Halit Çelenk’in Karşıyaka’da yaptığı konuşma)