Başbakan’a Nobel ‘Barış’ Ödülü

02/02/2013 Cumartesi
Başbakan’a Nobel ‘Barış’ Ödülü

Serpil Güvenç'in "Başbakana Nobel 'Barış' Ödülü” başlıklı yazısı 02 Şubat 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

“Kürt Sorunu”nu çözdüğü takdirde Başbakan’ın Nobel Barış ödülü alabileceği iddiasına ilişkin haberi okuyunca, ödülün hangi barışsever kişi ve kuruluşlara verildiğini merak ettim.

Birkaç örnek:

2012 ödülü AB’ye verilmiş. Avrupa ve dünyada NATO’nun savaş suçlarının ve nükleer silah politikalarının ortağı AB’ye. Libya vahşetini Mali’yle sürdüren AB’ye. İsrail’e özel ticari statü tanıyan, Filistin halkını daha iyi ezebilmesi için Avrupalı emekçilerin vergilerini İsrail’in Askeri Araştırma çalışmalarına aktaran AB’ye. Bu durumda 2013 ödülü NATO’ya giderse hiç şaşırmayalım.

2009 ödülünü Obama almış. Seçim kampanyasında Guantanamo’yu kapatacağına söz veren ama kapatmak bir yana cezaevindeki askeri mahkemelerin sürmesini de onaylayan Obama’ya. George Bush’un saldırgan savaş politikalarını eksiksiz uygulayan Obama’ya. CIA’nın “terörist” ilan ettiği insanların insansız hava araçlarıyla dünyanın her yerinde öldürülmesine ilişkin yasayı onaylayan ve uygulatan Obama’ya. Suriye’nin fiilen işgali emrini vermesine ramak kalmış olan Obama’ya.

2001 ödülü, BM ve Annan’a verilmiş. Irak, Afganistan, Bosna, Kongo, Etyopya, Eritre, Fildişi Sahili, Sudan, Haiti ve daha birçok ülkeye emperyalist saldırıları destekleyen, Irak savaşı öncesinde uyguladığı yaptırımlarla milyonların ölümüne neden olan, 2003 Irak müdahalesini savunan, İran işgaline sıcak bakan ama Filistin için pek de kendini yormayan Annan ve BM’ye. “Daha barışçı ve daha iyi örgütlenmiş bir dünya yaratmaya yönelik çalışmalarından” dolayı!

Bu “barış” savaşçıları arasında kimler yok ki… Lech Walesa, Gorbaçov, bir sürü ABD başkan ve yardımcısı…

Filistinlileri “iki ayaklı canavarlar” olarak tanımlayan, Yahudilerin ise yeryüzüne gönderilen “ulu tanrılar” ve “temel ırk” olduğunu savunan İsrail başbakanı Begin’e Şili cuntasını fiilen destekleyerek başkan Salvador Allende’yle birlikte binlerce Şili’linin öldürülmesine yeşil ışık yakan, Güney Amerika ve Asya devrimci iktidarlarının yeminli düşmanı Kissinger’a ve son olarak Obama’ya verilmesi üzerine, ödülün adının “savaş ödülü” olarak değiştirilmesini öneren yazar Marquez’e katılmamak zor.

Artık siz karar verin başbakanın ödüle layık olup olmadığına.

Ne ki, bu noktada insanın aklına birkaç soru takılıyor. Arafat, ödülü İsrail yöneticileri Rabin ve Perez’le paylaşmadı mı? Güney Afrika siyahlarının efsane lideri Mandela ile ırkçı yönetimin başkanı Le Clerk birlikte almadılar mı ödülü?

Doğrudur.

1994’ de Arafat, Perez ve Rabin’le ödülü paylaştı. 1993 Oslo Görüşmelerinin hemen ardından, İsrail Genelkurmay Başkanı Ehud Barak “Arafat’a hiçbir şey vermedik, sadece İsrail’in önkoşullarını kabul etmesini emrettik” diyecekti izleyen yıllarda. Oslo’da İsrail’e güvenen Arafat 1. İntifada’yı durdurdu ve FKÖ İsrail’i tanıdı. Oslo sonrası Filistin ve İsrail güvenlik servislerinin sıkı işbirliğiyle başlatılan “terörist” avında silahlarını teslim etmek istemeyen binlerce Filistinli İsrail hapishanelerine tıkıldı. Rabin, Başbakanımızı anımsatırcasına “Görüşmeler hiç yokmuş gibi terörizme karşı mücadele ve terörizm yokmuş gibi müzakere” açıklamasını yaptı. Rabin’e suikast bahane edilerek süreç sona erdirildi. 2000 Eylül’ünde İsrail’in Kudüs’teki camilere yönelik provokasyonları sonunda 2. İntifada başladı. Gerisi malûmumuz. Yerinden yurdundan edilerek Gazze’ ye sıkıştırılmış, İsrail’in keyfine göre katlettiği, aç bıraktığı, hapsettiği, işkence ettiği bir halk…

Gelelim Güney Afrika’ya. 1962’de CIA tarafından ırkçı yönetime teslim edilen Mandela 1990’da serbest bırakıldı. 1992’de Davos’ ta millileştirme yerine neo liberal politikaları destekleme sinyalleri vermesinin akabinde, 1993’de Le Clerk ile ödülü paylaştı. 1994’de iktidara gelen Mandela, aynı yıl ABD’deki bir konuşmasında serbest pazarın “sihirli bir iksir” olduğunu söylüyordu. Bugün Güney Afrika halkı yoksullukla boğuşuyor ve ülkelerinde süregelen uluslararası tekellerin soygununa ve sömürüye karşı çıkan “siyah” yoksullar “siyah” polislerin kurşunlarıyla can vermekteler.

Bu iki çarpıcı örnek, “Barış” ödüllerinin ancak ciddi tavizler karşılığında paylaşıldığını düşündürüyor. Ne dersiniz?