68’den Gezi’ye

31/05/2014 Cumartesi
68’den Gezi’ye

Gezi 68’e benzer mi?

Benzer de benzemez de…

Yaklaşık kırk yıl arayla bu topraklarda yaşanmış olsa da iç ve dış koşullar anlamında farklı dünyalarda hayata geçmiş iki toplumsal isyanın birebir benzeşmesini beklemek bilim dışı ve anlamsız. Ama ortaklıkları es geçmek de aynı ölçüde yanlış.

Kökleri 60’lı yıllara ve hattâ geleneksel açıdan çok daha öncesine dayanan günümüz sol siyasal hareketleri Haziran 2013 direnişine dört elle sarıldılar. Bence en önemli neden, Gezi’yi doğru çözümleyerek siyasal açıdan kendi tıkanıklıklarını da çözmek. Bu çaba sürüyor, sürmesi de gerekli. Eşit ve özgür bir toplumun kuruluşu solda, sosyalizmde olduğu için geçmişin deneyimlerinden yararlanmanın ve bugünle geçmişi harmanlayarak ilerlemek zorunlu.

68li yıllar ülkede ve dünyada bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm rüzgârlarının estiği, dünyanın 1/3’ünün sosyalizmi denediği, az gelişmiş “çevre” ülkelerinde sömürge karşıtı, antiemperyalist mücadelelerin yükseldiği yıllardır. Bu durum, dünya 68’ini de Türkiye 68’ini de derinden etkilemiştir. Ve Türkiye 68’inin temel sloganı “Tam bağımsız ve demokratik Türkiye” idi. Bununla kastedilen, emperyalizm karşıtlığının yanı sıra ülkede hâlâ bir ölçüde varlığını sürdüren feodal kalıntıların temizlenmesi ve özgürlükler sorununu çözülmesini içeren “demokrasi” mücadelesine öncelik vermek ve asıl hedefe yani sömürüsüz, sınıfsız bir toplumun kurulmasına, sosyalizme doğru ilerlemekti. Öğrenci sorunlarından ülke sorunlarına devrimci bir geçişti 68. Liderlerinin büyük çoğunluğunun TİP üyesi olması da bunun en iyi göstergesiydi.

Sınıfın yükselişte olduğu o yıllarda, sosyalizmi hedefleyen 68 gençliği, işçi ve köylü eylemlerinin, fabrika ve toprak işgallerinin içinde fiilen yer alarak Mao’nun deyimiyle “suda balık” olmaya çalıştı. Sosyalist partinin dışına itilen gençlik, kendi örgütlenmesini oluşturarak yolunu bulmaya çabaladı. 68 ve 78’lerde komandoların yani sivil sağ milislerin, polisin ve askerin ayrı ayrı veya birlikte işledikleri cinayetlerde yüzlerce genç öldürüldü, işkence gördü, hapislerde çürütüldü. Onca zulme karşın, Türkiye halkında “gizil” bir mücadele, bir başkaldırı geleneğinin taşıyıcısı ya da devamı olma özelliğini taşır bu hareketler.

2000’lerde, emperyalist kapitalizmin yeniden yapılanma çabalarıyla birlikte emeğin kazanımlarını tek tek elimizden almaya çalıştığı, uygulanan yeni liberal politikalarla esnek çalışmanın, ucuz işgücünün ve güvencesizliğin emekçinin “kaderi” haline getirildiği, sosyal devletin yok edildiği, kimlik, cins, etnik kavramların sınıfı silmeye çalıştığı günlerde yaşamaktayız. Ne ki, kapitalizmin temel eğilimi olan sermayenin kârının arttırılması çabası değişmeksizin sürüyor çünkü RTE’ nin deyimiyle bu, sistemin fıtratında mevcut!

İşte tam da bu nedenledir ki, Gezi ve 68/78 kardeştir!

“Yüksek nitelikli, eğitimli” Gezi işçilerinin, yarınki sınıf yoldaşları olan öğrencilerle birlikte kapkaççı büyük burjuvazinin ve onunla bütünleşmiş siyasal iktidarın devasa kent rantlarına el koymasına karşı çıktıklarını söylüyordu Korkut hoca geçen yıl yaptığı değerlendirmede. Benzer şekilde, Metin Özuğurlu da, proleterleşen profesyonel meslek grubu mensubu direnişçilerin “birkaç ağaca” sahip çıkışlarının “bir toprak parçasının metalaşmasına karşı duruş”u temsil ettiğini vurguluyordu. “Taksim komünü”, devrim kitaplığı, devrim marketi sosyalist bir özlemin ifadesi değil miydi?

Sadece bu kadar da değil. Düzen değişikliği özleminin getirdiği acılar ve ödenen bedeller de birbirine çok benziyor. 43 yıl önce bugün 31 Mayısta Nurhak’ta vurulan Sinan Cemgil’in, Alparslan Özdoğan’ın, Kadir Manga’ nın, 12 Mart ve 12 Eylülde yitirdiğimiz Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin, Erdalların analarının acısı ile Ethem’in, Abdullah’ın, Mehmet’in, Ali İsmail’in, Hasan Ferit’in, Medeni’ nin, Berkin’in, Ahmet’in analarının acısı da eş birbirine.

Haziran’ın 2013’ünde, 68’in “ciddi ve ağırbaşlı” sloganlarının, marşlarının, türkülerinin yerini Gezi’nin gençleri, mizah dolu, keyifli söylem ve şarkıları aldı. AKP faşizminin karanlığını yırtmayı başardılar zekâları ve incelikleriyle. Güzel ve aydınlık bir dünyanın esintisini taşıdılar ülkenin her yanına.

Umudumuzu yeşerttiler, inançlarımızı tazelediler.

Ve dost/ düşman şunu gördü

Özgür ağaçların ve kardeşlik ormanının kurulduğu bir dünyadır kazanmak istediğimiz! Farklı biçimlerle de olsa ereğimiz aynıdır çünkü insanlığın başka umarı yoktur. Ya barbarlık ya sosyalizm seçeneğinden başka…

Selâm 68’e, 78’e ve Gezi’ye!