İyi insan olmak

14/01/2019 Pazartesi
İyi insan olmak

Henüz 27 yaşında gencecik bir akademisyen olan Ceren Damar’ın, Çankaya Üniversitesi’ndeki odasında katledilmesinin üzerinden on gün geçti. Kopya çektiği için hakkında tutanak tutmuştu bir öğrencinin, buydu ölüm nedeni, bu kadardı. 

Yaşanan korkunç olayın ardından bir kesim tarafından, katilin psikopatlığı ve sağduyu çağrıları öne çıkarıldı. Muhtemelen katil pek de sağlıklı biri değil ve gerçekten bu tip olaylarda sağduyu gerekir. Ancak defalarca kez benzerleri yaşanmış olmasına rağmen hala “münferit” olarak geçiştiriliyor şiddet olayları. Bunca sağduyuya davet ve hüzün havası da samimiyetini böylelikle yitirmiş oluyor. Ülkenin bilim yuvası olması gereken üniversitelerinde, sağlık hizmetinin verildiği hastanelerinde, yollarında, sokaklarında, dolmuşlarında bu kaçıncı şiddet, cinayet, katliam!

Üniversite yönetimi, yaşananlarda hiç sorumluluğu yokmuşçasına başsağlığı ve derin üzüntü mesajları paylaştı ve olayın bir an önce unutulmasını beklemeye başladı.  Bu arada üniversitelerde böylesi bir şiddetin nasıl mümkün olabileceğine dair eleştiriler ve çıkan haberler karşısında savunmaya geçti. Haberlerin gerçeği yansıtmadığını ve kendilerinin de Türkiye’de herhangi bir üniversiten farklı olmayan güvenlik uygulamalarını yürüttüklerini iddia etti.

Ceren Damar’ın öldürülmesinin ardından, soL Haber’le söyleşi yapan üniversitenin eski araştırma görevlilerinden Emre Yılmaz’ın anlattıkları ise olayın bambaşka boyutlarını açığa çıkarıyordu. Eski akademisyen, Çankaya Üniversitesi’nde şiddetin sıradanlaştığını, daha önce pek çok kez silahlı, bıçaklı tehditlerin yaşandığını, bizzat kendisinin fiziksel şiddet gördüğünü anlatıyordu. Üniversite yönetimi, önlem almadığı gibi “kötü reklam”larını yapmamak için yaşananları görmezden geliyordu. 

Sıradanlaşan şiddet olayları günlük yaşamı esir almış durumda. Yürüyüşe çıktığınızda bir silahtan keyif için havaya atılan kurşun denk gelebilir, alınması gereken rutin önlemler alınmadığı için bindiğiniz trenden canlı çıkmayabilirsiniz. Geç saatte bindiğiniz dolmuşta tecavüze uğrayıp öldürülebilirsiniz, sadece işinizi yaptığınız için öfkelenen biri devletin her türlü kurumuna sokabildiği silahını çekip sizi vurabilir. Silahı edinmek de, taşımak da, kullanmak da çok kolay artık. Oturduğunuz ev ilk depremde yerle bir olabilir, fabrikanız iş güvenliğini önemsemediği için her gün okuyup geçtiğiniz ya da farkına bile varmadığınız iş cinayetlerinden birine kurban gidebilirsiniz. Ya da içtiğiniz su, yediğiniz sebze, soluduğunuz hava zaten kar uğruna sizi yavaş yavaş öldürmektedir. Daha fazla sinir bozucu olmaması için burada keseceğim.

Tüm bunlara rağmen, sorumlular yüzünüze baka baka yalan söylemeye devam edebiliyor ve hakkınızı aradığınızda hedef tahtasına oturtulabiliyorsunuz. Hatta fazla konuşursanız sorgusuz sualsiz cezaevinde alabilirsiniz soluğu. Sosyal medya, uzatılan mikrofonlara dayanamayıp isyan eden insanlar için yapılan “Silivri’yi özlemiş galiba amca” yorumları ve kahkaha emojileriyle dolup taşıyor. Elimizde mizahtan başka ne kaldı! 

Maruz kaldıklarımızı sadece psikolojisi bozuk insanların kötülükleri ile açıklamaya çalışanlar, gerçek sorumluları saklama derdindeler. Üniversitelerin piyasalaştırılması, öğrencilerin müşteriye dönüşmesine, bilimin ve bilim insanlarının hem halkın hem de öğrencilerin gözünde değersizleştirilmesine yol açıyor. Eğitimde olanlar, sağlık alanında da, hukuk alanında da sürüyor. Sermaye sahipleri, yönetenlerle iş birliği içinde denetimsiz bir şekilde yol alırken; hem çalıştırdıkları işçileri hem de sundukları hizmeti alanları tehlikeye atıyor.

Bu gerçekleri bile bile, ölümü ve sömürüyü göze alarak çalışmak zorunda bırakılıyoruz. İşsizlikle, açlıkla tehdit ederek başarıyor bunu sermaye düzeni. Çıkar yol bırakmıyor.

Ceren Damar’ın ölümü ardından eşi “iyi insan” olmaya dair etkileyici bir konuşma yaptı: “İyi bir hukukçu, iyi bir mühendis, iyi bir doktor değil; iyi bir insan olmaya çalışın” diyordu, “insanları sevin, kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin…” 

Acılı eşin söylediklerine katılmamak mümkün değil. Peki nedir “iyi insan olmak” dediğimiz şey? Elimizde iyi niyetli olmak, yapılan kötülüklere sabır göstermek ya da tüm öfkemizi mizah ya da küfür aracılığıyla sosyal medyaya taşımak dışında bir şey kalmadı mı gerçekten? 

İyi insan olmak için bugün daha fazlası gerekmiyor mu? Haksızlıklara karşı durabilmek mesela, üniversitelerin çöplüğe dönüştürülmesine göz yummamak…İyi insan olmak için tecavüz edilip öldürülen gencecik kadınların etek boyunu tartışmamak gerekir. İyi insan olmak, ekmeği için direnen işçilerin yanında olmaktır aynı zamanda. İyi insan olmak, sömürünün, şiddetin, eşitsizliğin, adaletsizliğin olmadığı bir dünya için mücadele edebilmektir. İnsanlığa sahip çıkma iradesidir.

 

ÖNCEKİ YAZILARI