Devrimde Kübalı Kadınlar filmine dair

22/10/2018 Pazartesi
Devrimde Kübalı Kadınlar filmine dair

Bugünlerde kendiniz için güzel bir şey yapmak istiyorsanız, “Devrimde Kübalı Kadınlar” belgesel filmini izlemek iyi bir tercih olabilir. İnsandan yana umudun neden hiç bitmeyeceğinin ispatı çünkü bu film. Devrimin ne müthiş bir etki yarattığına ve toplumu nasıl dönüştürdüğüne tanıklık etme fırsatı sunuyor öte yandan.  Devrimin öncü kadınlarından bugüne, günlük hayatın devrimci kadınlarına uzanan bir yolculuk yapıyorsunuz.

Vilma Espin, Celia Sánchez, Haydée Santamaría gibi devrimin önemli bir parçası olmuş kadınlara yeniden hayran oluyorsunuz. Bugünün Kübalı kadınlarının gözlerinden ise onlardan devraldıkları güç ve kararlılık okunuyor.  Devrimin kadınları rehber olmuş yeni kuşağa ve onlar da kendi yaşamlarının Vilma’sı ya da Celia’sı olmayı başarmışlar.

Devrim öncesi Kübalı kadınlara baktığımızda gördüğümüz şey tam bir sefalet. İş gücüne katılımları sınırlı, ev hizmetçiliği ya da fahişeliğe mahkum kadınlar. Eğitim olanağı ise sadece belli bir kesim için mümkün. Devrim sonrasında toplumun yeniden kurulması sürecinde yaşanan büyük değişiklik, en çok Kübalı kadınlarda hissedildi.

Devrimden hemen sonra Vilma Espin’in öncülüğünde kurulan Küba Kadın Federasyonu’nun temel hedefi, kadının toplumsal alanda tam eşitliğinin sağlanmasıydı. Okuma yazma seferberliği ile okur-yazar olmama hali ortadan kaldırıldı. Kadınların pek çok alanda iş gücüne katılımı sağlandı. Küba Kadın Federasyonu’nun bitmek bilmeyen mücadelesi sayesinde bugün Küba’da toplumsal yaşamda kadınların konumu, günümüz kapitalist dünyası ile kıyaslanamaz durumda.

Küba Kadın Federasyonu’nun 58. Yıl dönümünde Granma’da çıkan yazıda verilen istatistiklere baktığımızda durum daha iyi anlaşılıyor: “Sağlık sektöründe hekimlik yapanların %78,5'i ve bilim insanlarının neredeyse yarısı kadın. Kadınlar, ülkedeki en nitelikli teknik ve mesleki pozisyonların %66'sını oluşturuyor ve eşit işe eşit ücret alıyorlar. Her 10 hukukçudan 8’i kadın. Bugün Küba'da Halk Güçleri Ulusal Meclisi'ndeki milletvekillerinin %53,2'si, belediye meclisi delegelerinin %33,5'i ve eyalet meclislerinin %51'ini kadınlar oluşturuyor” *

Kamera, “devrim olmasa ne olurdu?” diye soruyor Kübalı kadınlara.  Devrim olmasaydı pek çok hemcinsi gibi çocuk yaşta evleneceğini, bir sürü çocuk yapıp ev işlerine gömüleceğini söylüyor bugünün göz alıcı sanatçısı. Bir diğeri, Kolombiyalı bir kadının kendisine “ne kadar ayrıcalıklı olduğunuzun farkında mısınız” diye sorduğunu anlatıyor. Çünkü Kübalıların, çocuklarını büyütebilmek, okula gönderebilmek için bankada para biriktirmeye çalışmak gibi dertleri yok. Çünkü Küba’da her çocuk eşit ve ücretsiz eğitim hakkına sahip. Gebelik boyunca her kadın yakından izlenir, tüm gebeler kayıt altındadır ve tüm riskler bilinir. 

Sağlıkta başarının temel iki ölçütünde (bebek ölüm hızı ve yaşam umudu) Küba en iyi durumdaki ülke. Ambargoya rağmen, türlü kısıtlılıkların içinde herkese ücretsiz sağlık hizmeti sunabiliyor Küba hala. “Ambargo işimizi çok zorlaştırıyor ama belki de bu sayede yaratıcılığımız artıyor, çünkü başka şansımız yok” diyor bir bilim kadını. “Devrimin bize sunduklarını yarı yolda bırakamayız, devam etmek zorundayız” derken gözleri doluyor. Hala aşılması gereken zorluklar olduğunun bilinciyle.

Küba’ya baktığınızda sadece toplumsal alanda eşitlik ve adalet görmüyorsunuz. Sosyalizm sadece bambaşka bir düzen değil, yepyeni bir insan da demekmiş. Kişisel hırslar bir kenara bırakılabiliyor ve “herkes için iyi olan” gönülden tercih edilebiliyormuş demek ki. Birileri bunun bir hayal olduğunu söyleyedursun, gerçek karşımızda duruyor. Devrimi böylesi sevmesi ve içselleştirebilmesi için bir halkın, değişimin getirdiği güzellikleri bizzat deneyimlemiş olması gerekir. Kübalı kadınların gözlerinde gördüğümüz tam olarak buydu. 

Pek çok sahnede “Ben Fidel’im” diyen Kübalılar çıkıyordu karşınıza. Hiç anlaşılmaz gelmiyordu bu aşırı gibi görünen sevme hali izleyene, çünkü gerçekti özlemleri. Gözler doluyordu Fidel’den bahsederken, sesler titriyordu. Fidel sadece bir önder, bir kahraman değildi onlar için. Fidel devrim demekti ve anlaşılıyor ki Küba’da devrim demek herkes, her şey demekti. Devrim onlara daha iyi bir insan olmayı, sevmeyi, paylaşmayı ve bu yolda mücadele etmeyi öğretmişti. Sahip çıktıkları şey aslında Fidel’de vücut bulmuş iyi insanlıktı.

*21. Yüzyılın Kübalı Kadınları, Yisel Martinez Garcia

Çeviri: Eren Karaca (soL Dergi, 25. Sayı)

 

ÖNCEKİ YAZILARI