Bunun neresi insanlık?

17/12/2018 Pazartesi
Bunun neresi insanlık?

Ahmet Hakan dünkü köşesinde “bunun neresi tecavüzü teşvik etmek” başlığıyla Melih Gökçek’in açıklamasına yer verdi. Gökçek, geçen hafta Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde katıldığı panelde bir kadın öğrenci ile arasında geçen tartışma nedeniyle gerek duymuştu bu açıklamaya. Kadın öğrenci, Temmuz ayındaki ODTÜ mezuniyet töreninde açılan pankartın ardından Gökçek’in sosyal medyada yazdığı mesajı eleştiriyordu.

Hatırlatalım; “tecavüze sebep olan şeyler” sorusuna verilen beş yanıt vardı pankartta.1-Gece dışarı çıkmak, 2-mini etek giymek, 3-sarhoş olmak, 4- cilveleşmek, 5-tecavüzcü. Gökçek’in mesajı ise içler acısıydı: “Madem nedenini biliyorsunuz, siz de ilk dördünü yapmayın (burada 3 adet kahkaha atan yüz emojisi) yapanlar salak mı? (burada da 3 adet aynısından).

Kadın öğrenci panelde söz alıyor, önce salak olmadığını ifade ediyor ve ardından neden bu mesajı yazdığını soruyor. Melih Gökçek ise “siz bunları yapıyor musunuz” sorusuyla karşılık veriyor öğrenciye. Mini etek giyiyor musun? Sarhoş oluyor musun?... “Bunları yapıyor olabilirim, yapıyor olabilirler” diyor genç kadın. Gökçek de “yapıyorsan sonuçlarına katlanırsın” diyor. Bunun üzerine öğrenciler salonu terk ediyorlar.

Melih Gökçek’in kahkahalarla dolu tecavüz mesajını attığı dönemde son bir ay içinde 39 kadın öldürülmüş, 22 kadın cinsel şiddete maruz kalmıştı. Kadına yönelik cinsel ya da fiziksel şiddet davalarında suçlular iyi hal indirimlerinden yararlanmaya devam ediyorlardı ve hala ediyorlar. Geçtiğimiz günlerde kararı kesinleşen bir tecavüz davasında sanık, mahkemeye benzer davalardan iyi hal indirimlerini örnek olarak sundu. Gece 23’te halk otobüsüne binen kadını alıkoyan, önce bayıltıp ardından tecavüz eden bu kişi; mahkemede “gecenin o saatinde tek başına işi neymiş” diyebiliyor, mesele aile içi olmadığı için Aile Bakanlığı’nın davadan çekilmesini talep ediyor ve Özgecan Aslan davasında cinsel saldırı suçundan verilen cezanın bozulduğunu hatırlatıyordu!

Kadını saat kaçta, nerede bulunduğuna göre yargılama ve hatta bunu devletin mahkeme salonunda büyük bir özgüvenle ifade edebilme hali, sadece bu olay ya da kişi özelinde değerlendirilemez. Her gün televizyonlarda, gazetelerde, sosyal medyada kadını aşağılamayı alışkanlık haline getirmiş yöneticiler sorumlusudur yaşananların. Davalarda tecavüzcüden yana tavır alan, kadının giyimi, konuşması ya da gülmesini tahrik edici olarak değerlendiren bu nedenle ceza indirimi uygulayan mahkemeler de sorumludur. 2011 yılında Kadın ve Aileden sorumlu Devlet Bakanlığı’nı kaldırıp yerine Aile ve Sosyal Hizmet Bakanlığı’nı getirerek, kadının toplumdaki yerini ailenin içine hapseden, kadını tek başına yok sayan iktidar sorumludur. 

Ahmet Hakan’ın “yorumsuz” olarak, cevap hakkına duyduğu “saygı”dan yer verdiği Melih Gökçek’in sözleri şöyle devam ediyor: “Hangi şartlarda olursa olsun, tecavüze kalkışan alçaktır, şerefsizdir, suçludur. Söylediklerimden tecavüzü tasvip ettiğim anlamını kim çıkarıyorsa o da şerefsizdir.”

Melih Gökçek ya da muadillerinin ille de şerefsizlik, ahlaksızlık veya edepsizlikle biten saldırganlıklarının altında suçlu olmaları yatıyor. Gencecik insanlara yönelen bu öfke nasıl açıklanabilir? Sevebilme, anlayış gösterebilme, başkalarının zorluklarını önemseyebilme ve utanabilme yeteneğini kaybetmiş bir güruhtan bahsediyoruz. Köylerine jeotermal enerji santrali kurulmaması için direnen ve biber gazına maruz kalan Kızılcaköy’lü kadınların karşısında, ağzındaki yemişi çiğnemekten bir an bile vazgeçmeyen ve “ne olacak biber gazından ya” deme cüretini gösterebilen Vali yardımcısı neyse Melih Gökçek de o.  Çürümüş düzenin giderek birbirine daha çok benzeyen çirkin yüzleri…

Melih Gökçek’e “ben salak değilim” diyordu öğrenci. Halkı salak yerine koymayı bir yana bırakın açık açık “salak” diyenlere boyun eğmiyordu bir genç kadın. Çare beklediği Vali yardımcısının çiğ tavrına karşın “biz hakkımız, sağlığımız, toprağımız için uğraşıyoruz” diye isyan ediyordu bir köylü kadın. İnsanlıklarını yitirmişlerin karşısında, tüm güzelliği ile dikiliyordu insanlık.