“Karamsar'a bağlamak" üzerine

25/07/2012 Çarşamba
“Karamsar'a bağlamak" üzerine

Lisans Yerleştirme Sınavı LYS ardından çıkan sıkıntı –anlaşılan hiçbir sınavı doğru dürüst yapmama konusunda bir ‘kararlılık’ söz konusu, nedenlerini irdelemeye çalışmak gerekli- üzerine bir televizyon kanalının muhabiri, sınava giren gençlerle konuşuyor, bir genç kız, “Karamsar’a bağladım” diyor, hem de gülümseyerek. Karamsara bağlamak, bu arada gülebilmek ve de görece doğru dürüst olarak tanımlanabilecek bir sınavı bir türlü yapmamak üzerine biraz söyleşmek yararlı olabilir.

“Karamsar’a bağladım”.

Karamsarlığı otomatiğe bağlamış. Karamsarlığı yaşam sürecinin bir öğesi olarak benimsemiş, yirmisine gelmemiş bir genç kız. İstediği bir dalda öğrenim göremeyecek, istediği bir işe giremeyecek, belki hiç iş bulamayacak. Öyle düşünüyor. Resmi rakamlar da bu genç kızı doğruluyor. Türkiye’de genç işsizliği yüzde 18’e varmış. Toplumsal kategorileri sayarken biz de, işçiler, işsizler diyoruz ya aynı nedenle. Yüzdenin doğruluğundan kuşkulanmak için çeşitli nedenler var kimilerine göre de her dört gençten biri işsiz. Oran, yüzde 25 gibi aslında. Bu oranla, genç işsizliği yarışında İspanya ve Yunanistan’la başa baş geliniyor.

İspanya ve Yunanistan’la yarışılamayan ‘disiplin’se, genç işsiz kitlelerinin, yığınlar halinde sokaklara dökülmesi alanı. Türkiye’de genç işsizler, İspanya ve Yunanistan’daki yaşıtlarının aksine, anlaşılan, büyük çoğunluklarıyla, karamsara bağlayarak süreci göğüslemeye çalışıyor, durumlarıyla yönetim arasında bir bağlantı kurmaya pek de fazla önem vermiyor gibi –şimdilik?- görünüyorlar.

O başka, o başka!

Olayların, süreçlerin birbirleriyle ilintilerini kurma konusunda, sosyalistler dışında pek bir çaba gösteriliyor olmaması, son kırk yılın postmodern ayrıştırma çabalarının başarılı olduğu sonucuna mı getirir bizi, yoksa, suyun kaynama ısısının saydığımız ülkelerle Türkiye arasında daha farklı oluşuna mı? Bizde su, daha mı geç kaynıyor, örneğin çay yapmaya girişildiğinde? Sınavda yolsuzluk başka, işsizlik başka, sömürü, savaş kışkırtıcılığı, baskı, siyaset başka bir şey mi? Bu olguların birbirleriyle hiçbir ilintileri yok mu? Saydığımız olguların birbirleri arasında ilinti olduğuna dair bilgiler, sezgiler varsa da, bunları birbirlerine bağlamamak, “Karamsar’a bağlamak” mı gerekli?

Gülme önemli.

Durum, o kadar da karamsar değil kanımca. Çünkü, o genç kız, karamsara bağladığını, gülerek söyledi. Bir genç için oldukça sıkıntılı bir durumda gülmek, bana bir Osmanlı fıkrasını çağrıştırdı. Fıkra bu, olmuştur olmamıştır önemli değil. Fıkra olarak dolaşıma girmesi önemli kanımca. Şöyle: Hazine tam takır, Padişah zam üstüne zam yapıyor. Her zamdan sonra da, adamlarına emrediyor gidip halkın durumunu gözlesinler diye. Halk sinirli, halk kızgın, halk öfkeli gibi yanıtlar geldikçe de zamlara devam ediyor. Bir gün, adamları, Padişah’a, halkın gülüp oynamaya başladığını söylüyorlar. “Durun,” diyor Padişah, “Artık zam yapmayalım. Buraya kadar.”

Karamsar’a bağlarken gülmek, umalım ki ‘zam’ların, yolsuzlukların, belaların sonuncusu değilse bile sonunculardan biri haline geldiğine gönderme anlamına gelsin.

Gelelim bir türlü doğru dürüst olarak tanımlanabilecek bir sınav yapmama konusuna. Sınavlar, önemsizleştirilmek mi isteniyor, amaçlananın belli bir dini eğitim vermek olduğu mu düşünülüyor, yetişmiş insan gücünün sanıldığı kadar anlamlı olmadığı mı gösterilmeye çalışılıyor, gri rengin tüm toplumun rengi haline getirilmesi mi arzulanıyor, belli değil. Birikimli olmak, gezegenin bu bölgesinde, bu bölgeden olmayanlara tanınacak bir haktır diye bir ön kabul mü var? Süreçlerin, olayların birbirleri arasındaki ilintiyi özellikle kurmaması amaçlanan nesillere mi ihtiyaç olduğunu birileri düşünüyor?

Düşünsünler.

“Dönüşüm’e bağladım” diyenler de, giderek artıyor, hem de "sanılan"dan çok daha hızlı bir biçimde, ve de, gülümseyerek...

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI