Yurttaş sorumluluğu

31/10/2014 Cuma
Yurttaş sorumluluğu

İnsan haklarına saygılı, demokratik ve sosyal hukuk devleti olmanın ön koşulu laik olmaktır. Laiklik yoksa ne insan haklarından söz edilebilir ne de demokratik sosyal hukuk devletinden. Dolayısıyla devlet, laik olduğu ve laikliğe sahip çıkabildiği ölçüde insan haklarına saygılı ve demokratik sosyal hukuk devleti olabilir.

Laikliği kollayıp geliştirme görevi, öncelikle, egemenliğinin ayrımında olan yurttaşların iradesiyle göreve gelen meclise ve siyasal güce aittir. Bu görev gereği, meclis yasama konularında, siyasal güç ise yürütme alanında laikliğe özen göstermek durumundadır.

Ancak, son yıllarda meclisin kabul ettiği hemen her yasada ve hükümetin aldığı hemen her kararda laiklikle bağdaşmayan maddeler vardır. Meclis, hükümet ve hükümetin kararlarını onaylayan cumhurbaşkanı, açıkça laiklik karşıtı uygulamaların bir parçası haline gelmiştir.

Siyasal erkten sonra laikliği kollama görevi, yargıdadır. Cumhuriyet savcılarının, Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın temel görevi de, laik sistemi korumak ve kollamaktır.

Ne yazık ki yargı, son yıllarda ortaya çıkan laiklik karşıtı karar ve uygulamalara aldırmamaktadır. Laiklik karşıtı gelişmeler ve uygulamalar son yıllarda artarken cumhuriyet savcıları tarafından bu konularda açılan bir dava yoktur. Verdiği kararlar içtihat yerine geçen ve laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak gördüğü AKP’yi cezalandıran Anayasa Mahkemesi, son yıllarda daha önce verdiği kararların tam da tersi yönünde kararlar vermekte, daha önce laiklik karşıtı olarak gördüğü konuları şimdi laiklik karşıtı olarak görmemektedir. Önceleri AKP’nin pek çok yürütme kararını laiklikle bağdaşmadığı için iptal eden Danıştay, son yıllarda neredeyse hiçbir yürütmeyi laiklikle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmemiştir.

Laikliği kollama görevi olan diğer güç, milletin silahlı güçleridir askerdir, polistir. Ancak temel görevi cumhuriyeti korumak olan asker, kendini koruyamaz durumdadır. Polis ise, IŞİD karşıtı gösteri yapanlara “Rabia” işaretiyle saldıran ve bu göstericilere saldıran sivilleri de kollayan bir güç haline gelmiştir.

Laikliği kollama görevi, silahlı güçlerden sonra devletin sivil güçlerindedir devlet kurumlarında çalışan üst düzey yöneticilerdedir bürokratlardadır. Bunların başında valilerle kaymakamlar, DPT, TÜBİTAK, TRT ve Diyanet İşleri gibi devlet kurumlarının başkanları, rektörler, dekanlar ve bakanlıklarda çalışan bürokratlar gelmektedir. Bu bürokratların birincil görevi, hükümetin uydusu olmak değil, uzmanlık alanlarına ve Cumhuriyetin temel ilkelerine karşı uygulamalar olduğunda hükümeti uyarmaktır. Uyarıların yetmediği noktada da, laiklikle bağdaşmayan uygulamalarda suç ortağı olmamak için o görevden ayrılmaktır. Ancak son yıllarda, dört yıl kadar önce genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanı olacak kişilerin istifa etmeleri dışında, ne yazık ki cumhuriyetin temel ilkelerine karşı olan uygulamalara ortak olmamak için görevinden ayrılan bürokrat yok gibidir. Hatta tam tersine, bürokratların önemli bir bölümü, kraldan fazla kralcılığa soyunmakta, “Kişi laik olmaz” söylemine kulak vererek laiklik dışı tutum ve davranış yarışına girmektedirler.

Laikliği koruma ve kollama görevi olan diğer kesim de, bu görevi genç kuşaklara taşıyacak olan öğretmenlerdir, eğitimcilerdir. Öğretmenler-eğitimciler, öncelikle mesleklerinin öğrencinin özgürleşmesine yardımcı olma işlevi gereği ve sonra da laik düzen olmadan insanın özgürleşemeyeceği gerçeği üzerinden, laikliği korumak, geliştirmek ve gençlere aktarmak durumunda olan kişilerdir. Ancak ve de ne yazık ki öğretmenler-eğitimciler içinde mesleğini yadsıyanların, okulöncesi çağında bile kızları türbanla ve erkekleri takkeyle eğitmeye kalkanların, kızlarla erkekleri eşit olarak kabul edemeyenlerin, görevlerini laiklik temelinde ve bilim üzerinden değil de inanç üzerinden sürdürmeye çalışanların sayısı giderek artmaktadır.

Bu durumda laikliği demokratik yollarla koruma ve kollama görevi, egemenliğinin ayrımında olan yurttaşlara düşmektedir. “Kişi laik olmaz” söylemi, böylesi yurttaşların çıkmasını engellemek için söylense de, Tunus laikliğe sahip çıkarken Türkiye’nin laikliğe sahip çıkmaması mümkün değildir.

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI