Yükseköğretim mi, çiftlik mi? (II)

26/01/2018 Cuma
Yükseköğretim mi, çiftlik mi? (II)

Yükseköğretime birilerin çiftliği, ülke yönetimine de aşiret yönetimi deyince kızanlar oluyor. Şu yardımcı doçentlik konusunda olanları başka türlü açıklamak mümkün mü?

Yardımcı doçentlik yerine “doktor öğretim görevlisi” kadrosunun getirilmesiyle ilgili yasa önerisi, “Yükseköğretim Kanunu ile Yükseköğretim Personel Kanunu ve Yükseköğretim Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında KHK'de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” adıyla alelacele meclise sevk edilmiş bulunuyor. Haberlere göre, doktor öğretim görevlisi unvanı gibi akademik bir konu, (belediye otobüsünün rengini belirlemek için yaptıkları gibi) anketle belirlenmiş! Yasa önerisinin meclise sunulmasının hemen ardından, bu unvanı değiştirmek için yeni bir arayış başlamış! Bu olayda aşiret havası yok mu?

Mevcut sistemde yardımcı doçent kadrosuna atanmak için, üniversite, biri adayın sınavına gireceği yabancı dil alanının, ikisi de adayın akademik alanının öğretim üyesi olmak üzere üç kişilik jüri oluşturuyor. Bu jüri, sınava girenin kendi bilim alanında Türkçeden yabancı dile, yabancı dilden Türkçeye 150-200 kelimelik bir çeviriyi kapsayan yabancı dil sınavını başarılı bulursa, aday üniversite tarafından ilgili kadroya atanıyor.

Mevcut sistemde doçentlik kadrosuna atanmak, dört aşamada gerçekleşiyor. Önce doçent adayları için yapılan herhangi bir yabancı dil sınavından en az 65 (AKP 70’den 65'e düşürdü) almak gerekiyor. Sonra doçent olmak için başvuran adayın eserlerini, Üniversitelerarası Kurul'un (ÜAK) bağımsız bir şekilde oluşturduğu jüri üyeleri değerlendiriyor. Bu jüri, adayın eserlerinin istenen ölçütleri sağladığına karar verirse, aday sözlü sınava çağrılıyor. Sözlü sınavda başarılı bulunan adaya, “doçent” unvanı ve belgesi veriliyor. Doçent unvanı alan kişi, çalıştığı üniversitede ya da bir başka üniversitede ilan edilen doçentlik kadrosuna başvuruyor. Daha önce üniversite yönetim kurulunun, AKP’nin 2008’de yaptığı değişik sonrasında ise rektör tarafından, biri ilgili birim yöneticisi ve en az biri de o üniversite dışından olmak üzere, üç profesörden oluşan bir jüri oluşturuluyor. Jürinin olumlu görüşü üzerine atama yapılıyor.

Türkiye’de, tüm rektörleri bir tek kişi ve tüm dekanları da 21 kişiden oluşan YÖK atıyor ve de üniversiteler arasında belirgin olarak niteliksel farklar bulunuyor. Böylesi ülkelerde, akademik yükseltmelerin bağımsız jüriler aracılığıyla yapılması, niteliğin artırmasını ve tarafsızlığı sağlıyor. Ancak, bizdeki gibi tekelleşmenin olmadığı gelişmiş ülkelerde, bu süreç üniversiteler tarafından yürütülüyor.

Yardımcı doçentlik konusunda değişiklik getiren yasa önerisine göre, öğretim üyesi atama süreci, üniversitelere devrediliyor. Yabancı dil sınavında geçme notu da, 65’ten 55’e indiriliyor (bu yolla belki de, örneğin İngilizceden “Honey, money ve funny” diyebilen sınavı geçmiş sayılabilecek). Doktorasını bitiren, herhangi bir sınava girmeden doktor öğretim görevlisi kadrosuna atanabiliyor. Doktorasını tamamlayanların üniversitelerdeki istihdamını koordine etmek amacıyla (tabii ki yandaşlardan oluşacak şekilde) Akademik Kariyer Platformu kuruluyor. Platform sayesinde mezunlar kendilerine doğru ve hızlı bir şekilde üniversite pozisyonu bulabilecek. ÜAK’ın teşkilat şemasında değişiklik yapılıp bir (herhalde yandaş rektörlerden) Yönetim Kurulu oluşturuluyor. ÜAK, YÖK’e üye seçmek dışındaki görevlerini yönetim kuruluna devrediyor (bu kurul da, YÖK’teki yürütme kurulu gibi, genel kurula danışmadan yandaş kararları kolaylıkla alabilecek). Doktorasını bitirenler doğrudan doçentliğe başvurabiliyor (dolayısıyla doçent olacaklarda aranacak nitelikler iyice sulandırılıyor). Yardımcı doçent kadrosunda olan yaklaşık 36 bin öğretim üyesi, doğrudan doktor öğretim görevlisi kadrosuna atanabiliyor. ÜAK, yalnız eser incelemesi sürecini gerçekleştirip başarılı olan adaylara “Doçentlik Yeterlik Belgesi” veriyor. Bu belgeyi alan, doçentlik kadrosuna atanmak için üniversiteye başvurabiliyor. Mevcut sistemde eser inceleme aşamasında başarılı olup sözlü sınav aşamasında başarısız olanlar ise, yasa değişikliği ile hemen Doçentlik Yeterlik Belgesi alabiliyor.

Bu değişikliklerle, akademik nitelik azalırken, akademik kadrolaşma olasılığı tavan yapıyor. Yandaşlar ise bu düzenlemeyi, “akademik yükseltilmelerde daha şeffaf ve sorunları giderici, merkeziyetçilikten daha uzak bir YÖK yönetimi, üniversiteleri karar alma süreçlerinde daha öne çıkaran ve onların kendi markalarını oluşturmaya ve sistemde çeşitliliğe imkan tanıyan düzenlemeler” olarak yutturmaya çalışıyor. Aynı kafada ve tipte rektörleri tek elden atayacaksınız. Atanan rektörler içinde birazcık olsun faklı düşünen hiçbir rektör bulunmayacak. Atanan yandaş rektörler, yasa değişmediği halde, şimdiden “kişiye özel sipariş kadro ilanları” vermeye başlamış bulunuyor. Bu koşullarda atama yetkisi üniversiteye bırakılacak düzenleme, “üniversitelerin kendi markalarını oluşturmaya ve sistemde çeşitliliğe imkan tanıyan düzenleme” mi olur, üniversitelerde kadrolaşmak mı? Üniversitelerde farklı düşünen rektörler olmadığı gibi, faklı düşünen öğretim üyesi olmamasını güvence altına almak mı?

[email protected]