Yozlaşmanın nedeni!

30/04/2010 Cuma
Yozlaşmanın nedeni!

Siirt’te, Manisa’da, şurada burada yaşanan akıl almaz olaylar, yalnızca bizlerin duydukları. “Kol kırılır yen içinde kalır” anlayışı olmasa, gazetelerde başka haberlere yer kalmayacak gibi. Her gün, çocuk istismarı, çocuğuyla cinsel ilişkide bulunanlar, tecavüz olayları, kaçırılan ve bulunamayan çocuklar, töre/namus cinayetleri, baskıya ve istismara dayalı intiharlar ve benzeri haberleri okuyoruz. Bu tür iğrenç olaylar, son yıllarda ve AKP döneminde daha da hızla çoğalıyor. Siirt’e yaşananlar gündeme geldiğinde, bakan Nimet Çubukçu’nun, hemen “Bu tür olayları AKP iktidarına bağlamayın” demesi, bu gerçeği bildiğini gösteriyor.

Bu tür olayların AKP döneminde hızla artmasının bir temel nedeni var. Bu temel neden, AKP’li yıllarda doruğa çıkan parasalcı/anamalcı iktisadi sistemdir. Bu sistem, emeği, insanı, toplumu ve doğayı sömüren bir sistemdir. Her türlü sömürü, bireyin, bir güce teslim olup itaat ettiği oranda kolaylaşıp yoğunlaşmakta ve yaygınlaşmaktadır. Parasalcı yönetimlerde, eğitim de, dinsel ve töresel inançlar da, toplumsal yozlaşma da, emeğin, insanın ve toplumun sömürülmesini kolaylaştıracak bir işlev görmektedir.

Parasalcı yönetimlerde, eğitim-öğretim süreçlerinde zorunlu din dersleri, Türk-İslam sentezi anlayışı ve gerçekleştirilen etkinlikler çocuğun itaatkar/teslimiyet içinde olmasını sağlıyor. Eğitim süreçlerinde, çocuğun duyuşsal gelişimine önem verilmiyor. Onun kitap okuması, resimle, müzikle, plastik sanatlarla, şiirle, romanla, tiyatroyla … tanışması ve bunlardan hoşlanması için bir çaba harcanmıyor. Duyuşsal gelişimine önem verilemeyen çocuğun insancıllaşması, vicdan sahibi olması, doğruyla yanlışı ayırabilmesi, olaylara eleştirel bakabilmesi, kendini gerçekleştirip özgürleşmesi, hak arayıp hakkını koruması kolay olmuyor. Duyuşsal özellikleri gelişmemiş kişilerin inançlara, yöneticilere ya da kaba kuvvete teslim olması kolaylaşıyor.

Cümbür cemaat bir odada yaşamak zorunda kalan ailelerde, ana-babanın gece ne yaptığını gören çocuğun sağlıklı gelişimi de kolay olmuyor.

Böylesi sistemlerde, okullarda öğrenciye yeterli rehberlik hizmetleri de verilmiyor. Kadrolu öğretmenler yoksulluk sınırında, sözleşmeli ve ücretli öğretmenler de açlık sınırında çalıştırılıyor. Çalışacak öğretmenin daha çok sömürülmesi için işsiz öğretmen sayısı hızla artıyor. Okullarda öğretmenlerin çocuklarla yakından ilgilenmesinin, sorunlarını çözmede onlara yardımcı olunmasının ve öğrencinin güvenini kazanmasının önü kesiliyor. Evinde insan yerine konmayan çocuk, güveneceği, derdini açacağı kişileri okulunda da bulamayınca iyice içine kapanıyor.

Duyuşsal özellikleri gelişmemiş çocuk öğrenim görse de, nice nice okulları bitirse de, özgürleşemiyor, hakkını arayıp koruyamıyor, sömürülmekten kurtulamıyor ve sömürenlerin ezip kullandığı kişi oluyor.

Parasalcı yönetimlerde, dinsel ve töresel inançlara dönüş artıyor. Kadının/kızın meta değeri öne çıkıyor, para karşılığı evlendirmeler yaygınlaşıyor. Parayı bastıran yaşlı başlı adamlar, imam nikahıyla çocuk yaştaki kızlarla evleniyor. Kızların evlenme yaşı çocukluk çağına çekilmeye çalışılıyor. Bir çocuğa tecavüz eden 70’lik, 80’lik adamları kurtarmak için adli tıpta sahte raporlar bile düzenleniyor. İslami Araştırma Vakfı’nın geçen 24-25 Nisan günlerinde İstanbul’da düzenlediği “Aile ve Eğitim” konulu toplantıda konuşan bir ilahiyatçı bile, kadını kendisiyle eşdeğerde gören ve ona eşit davranan erkekleri “efemine” olarak nitelendirip bu durumu dinden uzaklaşmaya bağlayabiliyor. Evli olmadığı bir erkekle el ele dolaşan kızın öldürülmesini isteyen töre, erkek ne yapsa hoşgörüyle karşılıyor. Töre düzeninde erkekleri cezalandırmamak için aileler kolayca anlaşabiliyor. Töre, sahip çıkacağına tecavüze uğrayan kadını cezalandırıyor. Bu nedenle tecavüze uğrayan kadın, başına geleni kimseye açamıyor ve kolay kolay şikayetçi olamıyor, teslimiyetçi olup içine kapanıyor.

Parasalcı sistemlerde, televizyonlar, gazetelerin bir bölümü ve internet siteleri, sömürüyü kolaylaştırmak için cinsel fantezileri körüklüyor insanları inançlarla, futbolla, cinsel öğelerle oyalıyor, baskıyla ve terörle korkutuyor.

Duyuşsal özellikleri gelişmemiş olanlar, gazete okuyup televizyon izlediklerinde özetle şu haberlerle karşılaşıyor. Siyasal güce sahip olanların çocukları kısa bir sürede iş adamı ve dolar milyarderi oluyor. Polise taş atan çocuk anında 14-15 yıl hapse çarptırılırken tecavüz edip öldüren çocuk, kısa bir süre gözaltına aldıktan sonra serbest bırakılıyor. AKP’li milletvekillerinin önemli bir bölümü hakkında akçalı nedenlerle suç dosyası bulunuyor. AKP’li belediyelerde görülmemiş derecede rüşvet olayları dönüyor. İşsizlik ve yoksulluk insanları bunaltıyor. Başbakan, bedelli askerlik uygulamasını getirerek varsıl aile çocuklarının askerlik yapmasını önlemeye çalışıyor. AKP, halkın gözünün içine baka baka onları kandırıyor ve ülke kaynaklarını hovardaca harcıyor.

Duyuşsal özellikleri gelişmemiş olanlar, yukarıdaki paragrafta özetlenenleri algılayıp sömürüldüklerini fark ettiklerinde, genelde suçu kendilerinde buluyorlar. Sömürülmekten kurtulmanın yolunun var olan düzeni değiştirmek olduğunu düşünemiyorlar. Meclisteki milletvekillerinin bile parti başkanından korkusundan ve bir daha milletvekili olamama endişesiyle başkana biat ettiğini görenler, kurtuluşu, kendisinden daha güçlü olana biat ederken kendisinden güçsüz olanları sömürmekte buluyor.

Allah için, inançlarımız ve geleneklerimiz, bu konuda onlara yardımcı oluyor. Milletvekillerinin kuzuya dönüştüğü ortamlarda ufacık bir tehdit işe yarıyor. Acımasızlar, insafsızlar, vicdansızlar, “Allah’tan korkmaz ve kuldan utanmazlar” sömürmek için toplumun en güçsüz kesimini, kadınları ve çocukları gözlerine kestiriyorlar.

Herkes gibi kadınlar da, çocuklar da, hak arayan öğretmene, işçiye ve memura polisin sille tokat saldırdığını da görüyor. Tehdit altında olduğunda polise giden kadının/çocuğun, ertesi gün sokak ortasında infaz edildiğini de biliyor. Bir tehditle karşı karşıya kalan kadın/çocuk, polisten de fersah fersah kaçıyor “kader” deyip her şeyi içine atıyor.

Yaşananların “kader” olmaması, insanın kurtuluşu, onurlu ve namuslu bir yaşam için, öncelikle bu kahrolası sömürü düzeninin değişmesi gerekiyor.

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI