YÖK’lük işler!

12/03/2013 Salı
YÖK’lük işler!

Rıfat Okçabol'un “YÖK'lük işler!” başlıklı yazısı 12 Mart 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

YÖK, 12 Eylül darbesinin bir ürünü olarak, amaç ve işlev açısından doğuştan sakat bir kurum. Bu kurum, A. Gül’ün Cumhurbaşkanlığı ve Y. Z. Özcan’ın YÖK Başkanlığında kısa sürede AKP’leşmiş bulunuyor. “YÖK’lük işler” söylemi, YÖK’ün, yükseköğretimle ilişkili olarak, piyasalaşma ve gericileşme doğrultusunda olan ve bilimle, laiklikle, üniversiter anlayışla, akılla, toplumsallıkla bağdaşmayan işlerini tanımlayan bir söylem oluyor. YÖK’lük işlerin katlanarak devam ettiği görülüyor.

Şubat sonunda MEB’e gönderildiği bildirilen bir taslağa göre, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi adında bir üniversite kurulacak! Rektörünü Cumhurbaşkanı atayacak ve tüm çalışanlar 3 yıllık sözleşmeli olacak! Üniversitenin yönetim kurulunda kamu kaynaklarının etkin kullanımının sağlanması için Bakanlar Kurulu’nun seçeceği 3 üst düzey bürokrat bulunacak! Öğrencisini merkezi sınavla alacak, ilk bine girenlere de yurtdışından gelen başarılı öğrencilere de, üniversite bütçesinden burs verilebilecek! Bölüm açma, araştırma merkezi kurma, öğrenci sayısını belirleme, yabancı öğrenci ve akademisyen alma gibi konular da, bu üniversite ayrıcalıklı olacak! Görevlendirme yoluyla başka üniversitelerden akademisyen alabilecek ve pilot olarak denenecek model başarılı olursa diğer üniversitelere de yaygınlaştırılacak!

9 Nisan 1991 tarihinde çıkarılan bir yasaya eklenen özel statülü üniversite kurulmasına ilişkin maddeyi, Anayasa Mahkemesi, Haziran 1992’de iptal etmiş bulunuyor. Günümüze değin bu bağlamda Anayasa’da hiçbir değişiklik yapılmamış bulunuyor. Yine de, bu yeni üniversitenin açılması için, “Anayasa değişikliğine gerek duyulmayacak” deniyor! Yenilenen Anayasa Mahkemesi’nin bu maddeyi iptal etmeyeceğine mi, muhalefetten gereken desteğin geleceğine mi güveniliyor, bilinmiyor!

İşin ilginç yanı, özel statülü üniversitenin fikir babası Kemal Gürüz’ü, Ergenekon sanığı ve 28 Şubat davasından da tutuklu yapan AKP, onun fikrini yaşama geçirmek için nedense 10 yıldır uğraşıyor.

Başbakan’ın, Şubat’ın son günlerinde, “Bakanlığın hazırladığı YÖK tasarısını başbakanlıkta ele alacağız” dediği bildiriliyor. Başbakan, “Biz, şimdi hem dünya ile entegre olalım diyoruz. Dünya ile entegre olacaksak Batı ne tür bir üniversite anlayışıyla çalışıyor, bunu görmemiz lazım” diyor! Sonra da, rahmetli Sabancı’nın kendisini ziyaret ettiğinde, 250 milyon dolar yatırdığı üniversitenin rektörünü de kendisinin ataması isteğine hak verdiğini açıklıyor! Bu açıklamayı, şu anda var olan 100 bilmem kaç kamu üniversitesinin sahibiymiş havasında yapıyor. “ Amerika’da okulların, üniversitelerin yönetimini rektörler yapmaz, rektör akademik işlerle uğraşır. Yönetim başka bir şey, bu başka bir şey. Bunların hep gözden geçmesi lazım” diyor! Başbakan’ın, Batı’nın “bilim” anlayışı yerine piyasacı anlayışına değer verdiği görülüyor.

Daha sonra, bakanlığın YÖK’ün hazırladığı taslaktan bağımsız yeni bir çerçeve metin oluşturacak çalışmalar içinde olduğu haberleri basında yer alıyor. Yeni metinde üniversitelerin kendi öğrenci ve öğretim üyelerini kendinin seçeceği, kontenjanını kendinin belirleyeceği, akademik yükseltme ve unvan verme konusunda yetkilendirileceği ve rektör seçimlerinin de, üniversitelerin kendisine bırakılacağı belirtiliyor!

Bu arada bakanlığın Başbakanlığa gönderdiği YÖK tasarısına, eğitim süresi 4 yıl olan işletme, turizm ve otelcilik, bankacılık, sigortacılık gibi bölümlerin eğitim süresinin 2 yıla hukuk, coğrafya, sosyoloji, tarih, psikoloji, ekonomi, edebiyat gibi bölümlerin ise 3 yıla düşürülmesi maddesinin eklendiği haber ediliyor! Öte yandan da yeni sistemde, isteyen öğrencinin alan eğitimine geçmeden önce, üniversitede 2 yıl “temel eğitim” alabileceği bir modelden söz ediliyor!

Milli Eğitim Bakanlığı’na 24 Ocak’ta getirilen yeni bakan Nabi Avcı, 6 Mart günü, YÖK yasa tasarısının Başbakanlığa iletildiğini ve bugüne değin ortaya çıkan taslakla pek ilişkili olmayan yeni bir tasarının orada hazırlanacağını açıklıyor.

YÖK’lük işlerin devam etmesi kaderimiz mi?