YÖK Bolonya sürecini 66’ya bağlamış (III)

13/08/2010 Cuma
YÖK Bolonya sürecini 66’ya bağlamış (III)

Yazının başlığında YÖK Bolonya Süreci (BS)’yi 66’ya bağlamış desek de, 66 sorulu-yanıtlı YÖK kitapçığı, 66’ya bağlamanın bir zincir oluşturduğunu gösteriyor. YÖK BS’yi 66’ya bağlarken TC hükümetleri ve cumhurbaşkanlarının YÖK’ü ve AB’nin de, TC hükümetleriyle cumhurbaşkanlarını 66’ya bağladığı anlaşılıyor.

Hükümet yetkilileri, AB’nin BS dahil her konudaki isteklerini sorgusuz sualsiz kabulleniyor: Gerekirse yasa çıkarıyor ve yeni bir merkez oluşturuyor, gerekirse hazırlanıp önlerine konmuş anlaşmaları imzalıyor. YÖK de kendine düşeni sorgusuz sualsiz olmanın ötesinde büyük bir coşkuyla yerine getirmeye çalışıyor. BS, YÖK başkanlarının ve üyelerinin kimliğinden bağımsız bir biçimde işliyor. YÖK başkanının, Türkiye’nin BS ile haşır-neşir olmaya başladığı yıllarda Gürüz, BS ile ilgili ilk yönetmeliklerin çıkarıldığı dönemde Teziç ve de BS’nin beklentilerinin hızla uygulamaya konduğu dönemde Özcan olması da, YÖK üyelerinin Cumhurbaşkanı A. N. Sezer ya da A. Gül tarafından atanmış olması da, hiç fark etmiyor: YÖK, 66’ya bağlama işinin taşeronu olarak öne çıkıyor.

66’ya bağlama, göz boyarken işini yürütme anlamına da geliyor.

Örneğin YÖK kitapçıkta BS'nin amacını şöyle açıklıyor: “Bolongna ülkelerinin yükseköğretim sistemlerindeki farklılık ve özgünlüklerini ortadan kaldırarak tek tip bir yükseköğretim modeli oluşturmak değildir. Böyle bir amaç, üniversite özerkliğini ortadan kaldırır. Tersine, farklı ülkelerin ve hatta bu ülkelerde amaçları ve gelişmişlik düzeyleri birbirinden farklı yükseköğretim kurumlarının var olan özgünlüklerinin veya farklılıklarının belirgin biçimde ifade edilebilmesi, bu özgünlük ve farklılık iddialarının, soyut birer iddia olmaktan çıkarılıp nesnel biçimde ortaya konmasında kullanılabilecek uygun araçlar sunmaktadır”(s.11).

Bu sözlere karşı çıkılacak pek bir şey bulunmuyor. Ancak BS’yi, “yükseköğretim sistemimizin yeniden yapılanması için uygun bir araç olarak” (s.15) değerlendiren YÖK, BS söylemlerini kullanarak bildiğini okuyor. YÖK, BS’nin tek tipleşmeyi değil de, farklılıkların uyumlu bir iletişim içinde olmalarını hedeflediğini kanıtlamak için kitapçığın 12. sayfasında, Macaristan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden bir öğrencinin 2010 Budapeşte-Viyana Bakanlar toplantısına Avrupa Yükseköğretim Alanı (AYA)’yı simgelemek üzere hazırladığı logoyu, kanıt olarak gösteriyor! Aynı YÖK, BS ile uyuşmuyor, denklikleri yapılamıyor ve akredite olamıyor gibi gerekçelerle mesleki teknik eğitim fakültelerinin kapatılmasını benimseyip 77 yılı bulan bir geleneğe, mesleki teknik liselere öğretmen yetiştirme geleneğine, son veriyor! BS’de farklılıkların korunacağını kanıtlamaya çalışan YÖK, Özcan zamanında da artan bir biçimde rektör ve dekan atanmasından araştırma görevlisi alınmasına kadar her türlü karar ve uygulamalarıyla üniversite özerkliğini yok etmeye ve tüm kamu üniversitelerini tek bir kalıba sokmaya çalışıyor.

YÖK bu kitapçıkta BS’nin öğretim elemanlarına sağlayacağı katkıları sıralarken, “Ders programı oluşturma ve güncellemeyi kolaylaştırır Ölçme ve değerlendirme süreçlerinin öğrenme çıktılarıyla ilişkilendirilmesi sonucunda derslerin başarı ve etkinliğini geliştirmelerine yardımcı olur Derslerin içeriğinin ulusal ve uluslararası düzeyde daha kolay anlaşılmasını ve tanınmasını sağlar” (s. 16) diyor. YÖK bu söylemle hem kendisini hem de asli görevlerinin bir boyutunun ders programı hazırlamak ve ölçme değerlendirme süreçlerini belirlemek olan öğretim elemanlarını ciddiye almadığını gösteriyor. Çünkü bu konular Türkiye için yeni konular değil ve bilinmeyen şeyleri içermiyor. Çünkü bu konular, her eğitim fakültesinin öncelik verdiği konuları içeriyor. Bu konularda, 1970’lerin başlarından 1997’ye kadar lisans programları yürütülmüş ve kırk yıldır da yüksek lisans ve doktora programları yürütülüyor. Üstelik YÖK, 1999’dan bu yana eğitimci olsun olmasın tüm doktora öğrencilerinin program geliştirme ve ölçme değerlendirme derslerini zorunlu ders olarak almasını kararlaştıran kurum.

YÖK kitapçıkta, BS’nin işverenler için yararına değinip “ilgili oldukları alanlarda eğitim-öğretim programlarının geliştirilmesi paydaş olarak katılmalarına ve iş dünyasının beklentilerini aktarmalarına fırsat verir” (s.18) derken de insanı şaşırtıyor. Sanırsınız ki YÖK, 30 yıldır dayattığı programlarda, işverenlerin gereksinimlerini ve beklentilerini yadsıdı da, insancıl ve toplumsal gereksinimleri öne çıkardı! Sanırsınız ki, üniversitelerde şirketlere danışmanlık yapan hiçbir öğretim üyesi yok ya da şirketlere danışmanlık yapanlar, üniversitelerini şirketlerin beklentileri ve gereksinimleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışmıyor!

YÖK Başkanı Özcan, kitapçıkta yer alan önsöz niteliğindeki yazısında şöyle diyor: “Yükseköğretim sistemleri 21. yüzyılda önemli bir yeniden yapılanma sürecinden geçmektedir. Bu doğrultuda, yükseköğretim stratejimizdeki önceliklerimiz yükseköğretim sistemimizin uluslararası alanda rekabet edebilir donanımlara sahip mezunlar yetiştirmesini temin etmeye yönelik olarak, uluslararasılaşmak, kalite güvencesini arttırmak ve yükseköğretime erişimi talep eden öğrencilerle, yükseköğretimdeki arzı dengelemek ve üniversite özerkliğini sağlamaya yönelik tedbirler almaktır” (s. 1). Bunu yazan Özcan 2,5 yıldır, adım adım üniversite özerkliğini yok edecek ve eğitimi piyasalaştıracak kararlar alıyor ve uyguluyor!

Kitapçıkta BS ile ilgili olarak AB ve Türkiye’deki gelişmeler hakkında bilgiler verilirken, satır aralarında bu sürecin ne mene şey olduğu bilgisi de verilmiş oluyor. Bu bilgiler ışığında ve BS ile ilişkili ülkelerde neler olup bittiğine bir göz atıldığında, 66’ya bağlama işinin Türkiye ile sınırlı olmadığı, BS’nin AB ülkelerini de, Gürcistan ve Kazakistan gibi AB dışındaki bazı ülkeleri de, kimi öğrenci ve öğretim elemanlarını da 66’ya bağladığı görülüyor. BS’de ortaya çıkan bildirgelerde yer alan, kamusal sorumluluk, üniversitelerin bağımsızlığı, özerkliği ve toplumsallığı, hesap verilebilirlik, fırsat eşitliği, yaşamboyu öğrenme, öğrenci ve öğretim elemanı değişimi gibi boyalı sözcükler, bu sözcüklerin neleri sakladığını irdelemeyenlerin 66’ya bağlanmasını kolaylaştırıyor.

Ancak! BS, parasalcı (anamalcı) olmayanlarla her türlü sömürüye karşı olanları 66’ya bağlayamıyor.

[email protected]